![]() |
![]() |
|
|||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
|
|
#1 (permalink) |
|
bir gün sevdiğim bir arkadaşım yanıma gelip dedi ki bak sana bir soru soracağım...
sor dedim sen de güzel sorular vardır... sorduğu soru said nursi den bir kıssa idi... ... söylediğini söyleyeceğim fakat diyeeğim o ki... bu arkadaş için said nursi ile tanışmak bir milat oldu... yani arkadaşın bir said nursi den önce bir de said nursiden sonra diye bir yaşamı oldu sanırım... önceki hayatında çok hareketliydi... her akşam bir yerlere gezmeye giderdi, hep halı saha maçları ayarlardı... din ile hiç uğraşmaz hep nefsine uyan güzelliklerle zamanını geçirir di... ve adam gibi bir arkadaştı... sonra said nursi ile tanıştı... onunla yanıştıktan sonra artık o arkadaş gitti yerine yeni bir arkadaş geldi... ben ona bakınca sanki hayatının aydınlığının gittiğini zannediyordum... çünkü çoğu şeyden vazgeçmişti... nefsinin her dediğine uymuyordu... sonra sonra... gelip bana soru sordu... dedi ki bak... diyelim ki cebinde elli lira paran var... ve bu parayla iki yere yolculuk yapacaksın... birinci yolculuğunda biraz kaldıktan sonra diğer yolculuğa çıkacaksın... ilk yolculuğunda biraz ikinci yolculuğunda çok çok uzun bir süre kalacaksın... tamam dedim... eeeeee? ve soruyu sordu? peki sen paranı nasıl harcayacaksın? ben dedim bu ne biçim bir soru... elbet ilk gittiğim yere az bir miktarını uzun uzun kalacağım yerde ise çoğu miktarını harcayacağım... ... ... sonra o gülmeye başladı... dedim ki soru bu kadar dı... dedi ki dur dur bitmedi daha? peki dedi senin yirmi dört saatin var değil mi evet dedim peki bu yirmi dört saatin kaç saatini bu kısacık dünya için harcıyorsun... dedim ki çoğunu... yani hepsini... peki dedi ebedi olarak kalacağın diğer dünya için ne kadar zamanını harcıyorsun... yav dedim daha yeni anladım ne demek istediğini... hiç zamanımı harcamıyorum... ve dedi ki bana peki o zaman neden sana sorduğumda sen elli liranın çoğunu uzun uzun kalacağın yerde harcıyorsun da allahın sana verdiği yirmi dört saatin çoğunu geç sadece ir saatini bile vermiyorsun... haklısın dedim... sustum... bana anlattığı said nursiden bir kıssa idi... ve çok da hoşuma gitmişti... insanı sorgulamaya itiyordu... ama yine de insan kendine itiraf edemiyordu.. ... ... ... öncesinde bir gün demiştim ki arkadaşıma yav sen hep neşeli ve güler yüzlü biriydin her etkinliklere katılırdın her akşam bir yerlere giderdin. risaleyi okudun sonra böyle oldun... ... sonra bana hifif bir tebessüm etti... bak dedi, aslında sana öyle gözüküyor... eskiden benim dış yüzümde gülümsemeler vardı lakin içinde ne üzüntüler ne boşluklar vardı sen bilmiyordun... ama şimdi dıştan belki çok fazla gülümser gözükmyorum ki bu da yaptıklarımın pişmanlığındandır ama sen bilsen ben içinmde ne mutluyum ne huzurluyum... ... haklısın dedim... insanı dışından yargılıyoruz... özüne bakamıyoruz... ve yaklaşın dale carnegie bize ne diyor... “Tanrı bile insanlar hakkındaki hükmünü, ömürleri sona erdikten sonra veriyor da, biz aciz insanlar kim oluyoruz ki onları, bir kaç kez görmekle, haklarında iki üç yazı okumakla, bir kaç dedikodu dinlemekle, haklarında hüküm verebiliyoruz.” |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 02:02 .
http://www.islamportali.com
|
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.5 |
|
ExForum |
Rüya Tabirleri |
Dini Hikayeler