.:: Tavan Arası ::.

Geri git   İslamportali.com - İslami Forum > iSLAM > Dua Bölümü
Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 06-20-2009, 09:09   #1 (permalink)
Yeni Kullanıcı
 
DÂRU' L-ADL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Apr 2009
Cinsiyet:
Mesajlar: 1.870
Seviye: 36 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 175 / 875
Güç: 623 / 7885
Deneyim: 2%
İletisim
Standart DUA VE TEVHİD.. (1.bölüm)

DUA VE TEVHİD..
(1.bölüm)

YUNUS'UN (A.S.) DUASI

Duanın Manası

Dua Ve Namaz.

Dilek Ve İbadet:

Havf Ve Reca (Korku Ve Ümit)

Hakikatlerin Bulunduğu Yerde Yeminler Bozulur

Sufilerin Mahv Ve Fena İddiaları

Dua, İbadet Ve Dileme.

Dileme İle İlgili Çeşitli Yorumlar

Dilekte Bulunmanın En Güzel Yolu.

Kur'an'daki Duaların Özellikten.

Yunus'un (A.S.) Duası Niçin Haber Kalıbı İle Yapılmıştır?.

"Subhaneke" Kavramının Yorumu.

YUNUS'UN (A.S.) DUASI

Şeyhülislam İbn Teymiye Allah ruhunu mukaddes kıl¬sın-ye, Rasulullah'ın (s.a.v.) aşağıdaki hadisi ile ilgili olarak şu sorular soruldu:
Öncelikle hadisi zikredelim, hadis şu; Allah Rasulu (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Kardeşim Zürınun'un duası:
"Senden başka ilah yoktur; senin şanın yücedir; ben zalimlerden oldum" (Enbiya: 21/87)
ayetidir, sıkıntıya düşmüş herkim bu dua ile dua ederse, mutlaka Allah o kimseyi sıkıntıdan kurtarır.[1]
Bu hadisle, alakalı şu sorular sorulmuş İbn Teymiye'ye
1- Bu duanın manası nedir?
2- Bu dua niçin sıkıntıları gideren bir duadır?
3- Bu duada geçen sözleri söyleme sırasında batini bir şartın bulunması gerekli midir?
4- Zorluğu gidermeyi gerekli kılması için, kalbin itika¬dı, duanın anlamıyla uyumu nasıl olmalıdır?
5-Duada geçen "inni küntü minezzalimin ben zalimler¬den oldum" bölümünün zikredilmesinin, zorluğu gidermeyi gerekli kılan tevhidle münasebeti nedir?
6- Bu duayı okuyan kimsenin, sadece zalim olduğunu söyleyerek suçunu itiraf etmesi yeterli midir, yoksa gelecek¬te karar verip tevbe etmesi kaçınılmaz bir gereklilik midir?
7-Sıkıntının giderilmesi ve kaldırılmasının, insanın ya¬ratıklardan ve yaratıklarla alakalı olan herşeyden umudunu kesmeye bağlı olmasının sırrı nedir?
8-Kalbin yaratıklardan ve onlarla alakalı olan şeylerden bir şey ummaktan tamamen vazgeçip bütün varlığı ile Allah'a bağlanması, tamamen O'na yönelmesi ve her şeyi O'ndan ummasının asli ve belirgin sebebi nedir? Üstad bu sorulara şöyle cevap veriyor: Hamd alemlerin Rabb'i olan Allah'a aittir.[2]

Duanın Manası:

"Dua ve davet" sözü Kur'an'da iki anlam içerir:
1- İbadet duası (ibadet amacıyla yapılan dua).
2- Dilek duası (Allah'tan birşey dilemek için yapılan dua).
Şu ayetler bu tanımlara örnektir:
"Allah'la beraber başka bir ilaha dua (ibadet) etme, sonra azab edilenlerden olursun" (Şuara: 26/213)
"Kim, Allah'la beraber varlığını ispatlayacak hiçbir delil bulunmayan bir ilaha ibadet (dua) ederse, onun hesabı Rabbinin yanındadır. Kuşkusuz kafirler kurtu¬lamaz" (Mü'minun: 23/117)

"Allah'la beraber başka bir ilaha dua etme, O'ndan başka ilah yoktur" (Kasas: 27/88)

"Allah'ın kulu Muhammed O'na ibadet (dua) etmek için kalkınca, neredeyse çevresinde birbirlerine kenetle¬nerek keçeleşirlerdi" (Cin: 72/19)
"
Onlar Allah'ı bırakıp dişilere dua (ibadet) ediyorlar ve yalnız başkaldırım şeytandan başkasına ibadet etmiyorlardı" (Nisa: 4/117)

"Hak dua Allah'a yapılır; ondan başka dua ettikleri, kendilerine hiçbir cevap veremez. Bunlar suyun ağzına gelmesi için avuçlarını suya açan kimseye benzerler. Hiçbir zaman su ağzına ulaşmaz?' (Rad: 13/14)

"Onlar ki Allah île beraber başka bir ilaha dua etmez¬ler. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler." (Furkan: 25/68)

"(Ey Muhammed), de ki: "Duanız (ibadetiniz) olmasa Rabbim sizi ne yapsın (ne diye size değer versin?) Yalanladığınızdan ötürü azaba çarptırılmanız gerekecek." (Furkan: 25/77)
Ayetin yorumu ile ilgili olarak şöyle denildi: "Eğer sizin O'na duanız olmasa; onun duası size olmasa..." Buradaki mastar bazen özne ile bazen de nesne ile tamlanmaktadır. Ancak özne ile tanılanma olasılığı daha güçlüdür. Çünkü o duayı yapan bir öznenin olması mutlak gereklidir. Bu neden¬le iki görüşten en güçlüsü budur. Bu durumda ayette şöyle denilmektedir: Şayet O'na dua etmiyor, O'na ibadet etmi¬yor ve O'ndan dilekte bulunmuyorsanız Rabbim sizi ne yapsın (ne diye size kıymet verip dikkate alsın)? [3]

DUA VE NAMAZ

"Salat" kavramı lugatta dua anlamındadır. Salat'a dua de¬nilmesi ibadet ve dilemek olan dua manasını içermesinden dolayıdır. Sözgelşi:
"Bana dua edin, duanızı kabul ediyim" (Mü'min: 40/60)
ayeti iki biçimde tefsir edilmiştir:
1- Bana ibadet edin ve emrime uyun ki duanızı kabul ede¬yim. Şu ayette buyurulduğu gibi:
"İman eden ve salih amel işleyenlerin dualarını kabul eder" (Şura: 42/66)
2- Benden isteyin, size vereyim.
Buhari ve Müslim'de konu ile ilgili olarak şu hadis yer almıştır: Rasuhıllah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Her gece, gecenin son üçte bir kısmı kalınca Rabbi-miz dünya göğüne iner ve şöyle buyurur: "Benden dile¬yen yok mu, dilediğini vereyim, bana istiğfar eden yok mu, kendisini mağfiret edeyim[4]
Hadiste öncelikle dua kelimesi, ardından sual (dilek) ve istiğfar kelimeleri zikredildi. Dileyene aynı zamanda dua eden olduğu gibi istiğfar eden de aynı zamanda dileyendir. Ne var ki "sail" kelimesinin kullanılması hayrı taleb eden di¬lekçiden sonra gelecek şerri gidermek içindir. Her ikisinin birlikte dua eden (dai) kelimesinden sonra zikredilmesi, bu kelimenin her ikisini ve onların dışında kalan başka kelime¬leri de içermesi, bu hass (özel) olanın genel üzerine atfedil-mesi kuralından kaynaklanmaktadır. Konuyla ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Kullarım sana benden sorarlar; kuşkusuz ben onla¬ra çok yakınım. Dua eden, Bana dua ettiği zaman, duası¬nı kabul ederim" (Bakara: 2/186) [5]

DİLEK VE İBADET

Her diliyen, rağbet eden, korku duyan kimse kendisinden dilekte bulunulan varlığa kulluk edendir. O'na her ibadet , eden de aynı zamanda O'nun rahmetini uman ve azabından korkandır. Her ibadet eden dileyendir ve her dileyen ibadet edendir. Bu iki isimden herbirisi diğerinden soyutlanıp tek başına kaldığında onu içerir. Ancak bir araya geldikleri za¬man "sail" (dileyen) kelimesiyle, sual ve taleb kalıbıyla, ya¬rarlı olanı elde etmeyi, zararlı olanı gidermeyi istemek an¬lamı murad edilir. Bunun gibi ibadet eden anlamına gelen "abid" kelimesiyle burada sual kalıbı bulunmasa da, emre uymayı taleb eden kimse anlatılmak istenmiştir. [6]

HAVF VE RECA (Korku Ve Ümit)

Allah'ın zatını isteyen ve O'na bakan "abid", dileğinin yerine getirilmesini uman "ragıb", dileğinin yok olmasından korkan "rahib" olarak aynı zamanda hem korkan hem de umandır. Şu İki ayet bunun misalidir.
"Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar, umarak ve korkarak bize dua edererdi ve bize derin saygı gösterir¬lerdi" (Enbiya: 21/90)
"Yanları yataklardan uzaklaşır, korkarak ve umarak Rab'lerine dua ederler" (Secde: 32/16)
İster ibadet, isterse dilek amacı içeren dua olsun, Allah'a dua eden kimsenin, umma ve korkma duygularından uzak ol¬duğu düşünülemez.

Bazı şeyhlerin korku ve ümidi avama has makamlardan saydıkları anlatılır. Bu anlayış şu şekilde yorumlanmaktadır: Bunu söyleyen şeyhin anlatmak istediği, mukarrabİnler (yani Allah'a yakınlık kesbetmiş kimseler)in sadece Al¬lah'ın zatını istedikleri, O'na bakmakla haz almayı amaçla¬dıklarıdır. Orada O'nurda haz alan yaratıklar bulunmasa da onlar bu isteğin gerçekleşmesini umarlar, ondan mahrum kalmaktan korkarlar. Aslında onlar da korku ve ümid duy¬gularından uzak değildir, fakat onların umdukları ve kork¬tukları, taleb ettiklerine göredir. Sözgelimi bunlardan biri¬si şöyle söylemektedir:

"Sana ne cennetini arzulayarak ne de ateşinden korkarak İbadet ediyorum"
Bu sözü söyleyen zat cennetin, alelade yaratıkların yarar¬landığı bir yerin, ateşin ise, yaratıkların duydukları acının ötesinde özel bir azab olmayan yerin adı olduğunu sanıyor. Oysa böyle düşünen kimseler cennetin adını anlama nokta¬sında büyük eksiklik içindedirler. Halbuki Allah'ın dostla¬rına ödül olarak ahirette hazırladığı yerin adı cennettir.

Al¬lah'ın cemaline bakmak da çenet nimetlerinden bir nimet¬tir. Bunun için mahlukatın en faziletlisi olan kimse Al¬lah'ın cennetini ister, cehennem ateşinden de O'na sığınır. Bu yüzden Rasululah'm sahabesi namazlarında şöyle dua ederlerdi: "Ben Allah'tan cenneti dilerim ve cehennem atesinden Allah'a sığınırım[7] Bir grub kelamcı, yukarıda zik¬redilen (senden cemaline bakma lezzetini isterim) sözünü yadırgamışlardır. [8] Onİar sanıyorlar ki Allah'a bakmaktan tad alınmaz; yaratılmışların dışında haz alınacak nimet yok¬tur. Diğer (sufiler) gibi bunlar da cennetin manası konusun¬da yanlışa düşmüşlerdir. Ancak onlar teleb edilmeye layık gördüklerini istiyorlar, bunlar ise bu talebi inkar ediyorlar. [9]

HAKİKATLERİN BULUNDUĞU YERDE YEMİNLER BOZULUR

Ateşten acı duyma hususuna gelince, bu kaçınılmaz bir durumdur. Kim "beni ateşe atsalar ben razı olurum" gibi bir söz söylese, o kimse rıza göstermeye yemin etmiştir. Hal¬buki hakikatlerin bulunduğu yerde yeminler bozulur. Semmun[10]gibi düşünenlerin sözünde de durum bunun benzeridir. Semmun şöyle demişti bir şiirinde:
"Benim senden başka hiçbir nasibim yoktur. sen nasıl dilersen beni Öyle imtihan et"
Semmun idrar darlığına yakalandı. Çocuk mekteplerinin çevresinde dolaşıp çocuklara şöyle dermiş: "Yalancı amca¬nıza dua eden"

Nitekim böyleleriyle ilgili olarak Cenab-ı Hak şöyle bu¬yurmaktadır:
"Andolsun ki, siz ölümle karşılaşmadan önce onu arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakıp duruyor¬sunuz" (Al-i İmran: 3/143)
Tasavufi makamların nedenselliği hakkında konuşan ba¬zı sufiler, kaderi gözlemleme esası üzerine bina ederek sev¬gi, rıza havf (orku) ve reca (umma)yı avamın makmlarından kıldılar. Onlara göre, "Kim kadere tanık olursa, hiçbir şey değilmiş gibi fani, sürekli var olan gibi baki kalıncaya dek fiillerin birliğine de tanık olur. Bu durumdaki kimse bü¬tün bu işlerden kurtulur, onların üstüne çıkar" Halbuki bu ha¬kikat ve şeriat yönünden düzeltilmesi gerken bir sözdür. [11]

SUFİLERİN MAHV VE FENA İDDİALARI

Gerçek olan şu ki diri olan bir varlığın eğilim duyduğu bir varlığa karşı sevgi, nefret ettiğine ise kin beslememesi düşünülemez. Buna rağmen, "canh olan bir varlığın yanın¬da bütün ölçüler eşittir", derse bu kimse şöyle düşünen iki çeşit insandan birisidir: Bu kişi ya ne söylediğini düşüneme¬yecek kadar cahil bir kimsedir. Ya da kendisini büyük gö¬ren inatçı bir kimsedir. Farzedilse ki insanın basma Öyle bir hal geldi ki aklını yitirdi -böyle bir duruma ister mahv, is-ter fena, ister ğaşıy isterse da'f denilsin farketmez- bu du¬rum insan benliğindeki duyulan tamamen yok etmez. Bila¬kis o kimse sevdiği varlığa karşı eğilim duyma, nefret etti¬ğine ise kin duyma hislerine sahiptir. Bazı şeylere karşı beslediği insanı duygularda bir düşüş söz konusu olsa bile, bu, söz konusu insanın bütün insani duyularını yitirdiği an¬lamına gelmez.

Kim, "rububiyetin tevhidini (birliğini) müşahede eden kimse cem ve fena makamına girer de artık birşeyi diğerin¬den ayıramama makamı olarak bilinen "fark" makamını müşahede eder", diye inanırsa bu kimse yanılmıştır. Durum ne olursa olsun; aksine birşeyi diğerinden ayırt etme duru¬mu mutlaka gereklidir; çünkü bu zorunlu olan bir husustur. Ne var ki, bir kimse şer'i bir hususta farketme sınırlarını aşarsa bile, tabii olarak farketme sınırlarında kalır. Bu du¬rumda mevla'sma itaat eden birisi değil de hevasına uyan bir kimse olur.
Bu "fark" meselesi Cüneyd (Bağdadi) ile dostları arasın¬da gündeme gelince Cüneyd onlara "İkinci fark" makamı¬nı anlattı, ikinci fark makamı, emredilenle sakıncalı olan, Al-lah'm sevdiği ile hoş görmediği şeylerin arasını ayırdetme makamıdır. Bu makamda olan

kimsenin kapsayıcı kaderi (kadr-i cami) müşahede etmesiyle olur. Bu makamda olan kimse kapsayıcı kader hususunda birşeyi diler birşeyden ayırdetme yasasını müşahede eder. Aksi takdirde emredilen-le sakıncalı olan arasını ayırdedemeyen kimse İslam dininden çıkar.
Bu cem konusunda konuşan kimseler (Cüneyd ve çevre¬si) şer'i fark sınırlarının dışına tamamen çıkamazlar. Şayet şer'i farkın (şeriat ölçülerine göre kimseyi diğerinden ayır-dedebilme melekesi) dışına çıkarlarsa en şerli kafirlerden olurlar. Çünkü bu kimseler artık

Rasul ile diğerlerinin ara¬sının aynı düzeyde olduğuna kanaat edecek, vahdet-i vücud düşüncesini benimseyecek duruma gelmiş kimselerdir. Bu noktada yaratanla yaratılan arasını ayırdedememektedir-ler. Ancak bu görüşte olan kimselerin tamamı işi ilhad nok¬tasına vardırmamışlar, bilakis bir durumdan diğerini ayırdet-mişlerdir. Böylelikle zaman zaman kıble ehli olan diğer normal müslümanların aptığı gibi zaman Allah'a ve elçisi¬ne itaat ederken bazan da Allah'a ve elçisine asi olmuşlar¬dır. Bu hususlar, başka konularda genişçe anlatılmıştır. [12]

DUA ,İBADET VE DİLEME

Burada amaç "da'vet ve dua" kelimelerinin şu hususla¬rı kapsamasıdır. Cenab-ı Hak buyuruyor:
"Onların dualarının sonu da: "Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun" sözleridir" (Yunus: 10/10)
Aynı konu ile ilgili olarak hadiste şöyle buyurulmuş:
"En faziletli zikir: "La ilahe illallah" kelimesi, en fa¬ziletli dua da "elhamdülillah" sözüdür."
Hadisi ibn Mace[13] ve İbn Ebi Dünya rivayet etmiştir.
Tirmizi ve diğer hadisçilerin tahriç ettiği bir hadiste de Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Kardeşim Zünnun (Yunus'un) (a.s.) duası: "Senden başka ilah yoktur. Senin şanın yücedir; Ben zalimlerden oldum."(Enbiya: 21/87) ayetidir. Sıkıntıya düşen bir kimse bu dua ile dua eder¬se Allah sıkıntısını mutlaka giderir."
Bu ayete "davet" denildi. Çünkü ayet dua türünü içeren bir ayettir. Sözgelimi "la ilahe illa ente" (Senden başka ilah yoktur) sözü uluhiyetin tevhidini itiraf etmektir. Uluhi-yetin tevhidi ise dua çeşitlerinden birisini içerir. Çünkü ilah, ibadet, dua ve dilek niyetiyle kendisine dua edilmeye en çok layık olan varlıktır. O da kendisinden başka ilah ol¬mayan Aliah'tır. [14]

DİLEME İLE İLGİLİ ÇEŞİTLİ YORUMLAR

Ayette yer alan: "Ben zalimlerden oldum" ifadesi, güna¬hı itiraf etmektir. O da mağfireti istemeyi içerir. Çünkü di¬lekte bulunan taleb edici, bazan taleb kalıbı ile dilekte bu¬lunur, bazan da haber (bilgi) kalıbı ile. Bu ya dilekte bulu¬nan ya da kendisinden istenen kimsenin durumuna yahut her iki duruma göre ayarlanır. Nuh'un (a.s.) duasında olduğu gi¬bi. Nuh şöyle dua etmişti:

"Ey Rabbim! Bilgim olmayan birşeyi senden dile¬mekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz, bana acı¬mazsan, ziyana uğrayanlardan olurum" (Hud: 11/47)
Görüldüğü gibi buradaki ifade dilek kalıbı değildir. Eğer Allah onu mağfiret edip ona acımazsa ziyana uğrayanlardan olacağını Allah'tan haber veren ihbari (bilgi veren) bir ka¬lıptır. Ne var ki bu bilgi aynı zamanda mağfiret dilemeyi de kapsar. Bu hususta diğer bir örnek Adem ve eşi Havva'nın şu duasıdır:

"Ey Rabbimiz! Biz nefsimize zulmettik, eğer bizi mağfiret etmez ve bize acımazsan, biz ziyan edenlerden oluruz" (A'raf: 7/23)
Musa'nın (a.s.) duası da bu kabildpndir.
"Rabbim, doğrusu bana indireceğin her hayra mulıtacım" (Kasas: 28/24)
Bu ayette Musa'nın (a.s.) Allah'ın kendisine indireceği her türlü hayra muhtaç olduğu durumu anlatılmaktadır. Bu ifade, aynı zamanda, Allah'ın kendisine indireceği hayrı istemesini de içerir.

Öte yandan Tirmizi ve diğerleri Rasulullah'tan şu hadi¬si nakletmişler:
"Kur'an okumakla meşgul olduğudan dolayı benî zikredemeyen ve benden dilekte bulunamayan kimseye, ben dilekte bulunanlaraverdiğimden daha fazlasını ve¬ririm"[15]
Tirmizi rivayet ettği bu hadisi "hasen" olarak tanımlamış.
Öte yandan Malik b. el-Huveyris Rasulullah'tan şu ha¬disi rivayet etmiştir: Rasulullah şöyle buyuruyor:

"Beni zikretmekle meşgul olması nedeniyle benden dilekte bulunamayan kimseye, dileyenlere verdiğimden daha üstününü veririm"[16]
Sanırım Beyhaki bu hadisi merfu olarak yine bu kelime¬lerle rivayet etmiştir.
Süfyan b. Uyeyne'ye Rasulullah'ın şu sözü hakkında soruldu, söz şu:
"Arefe günü yapılması gereken dua 'Allah'tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur; mülk O'nundur ve hamd O'nadır. O, herşeye gücü yetendir"[17]
Süfyan bu hadisi zikrettikten sonra Ümeyye b. Ebus-B alt'in İbn Cüdan'ı öven şu dizelerini okudu.

"İhtiyacımı anlatayım mı, yoksa senin bağışlayacağınla yetineyim mi? Zira senin huyun bağışta bulunmaktır. kişi bir gün seni övse, bu övgüyü sana arzetmek ona ye¬ter"
Uyeyne diyor ki: "Bu şiirde bir yaratık diğer yaratığa hitab etmektedir. Bir kul diğer kula böyle kelimelerle hitab, edi¬yorsa, bir kul, yaratıcıya nasıl hitab etmelidir?"
Rasulullah'dan nakledilen şu dua da bu kabilden bir du¬adır:
"Allah'ım! Hamd Sana aittir. Şikayetler Sanadır; yardım yalnızca Senden istenir. Yardım eden yalnızca Sensin. Tevekkül yalnızca Sanadır. (Yalnız Sana güveni¬lir, yalnızca sana dayanılır)"

Bu duada geçen kelimeler bilgi (haber) kalıbında olduk¬ları halde dilek anlamı da içerirler.
(Bu hadisi kimin tahriç ettiği tesbit edilemedi) [18]

DİLEKTE BULUNMANIN EN GÜZEL YOLU

Konu ile ilgili olarak şu ayeti örnek verelim: "Bana sıkıntı dokundu; Sen merhamet edenlerin en merhamet edenisin" (Enbiya: 21/83)
Görüldüğü gibi ayette Eyyub (a.s.) kendi durumunu, Rabbinin durumunu, ona dokunan sıkıntıyı kaldırması için rahmetini dilemeyi içeren bir ai'atımla tasvir etmektedir. Du¬anın sözleri haber kalıbında sözlerdir, ancak aynı zamanda dilekte bulunma anlamını da içeriyorlar. Bu anlatım biçimi dilek ve duada bulunmada izlenecek en güzel yoldur. Bir kimsenin tazim ettiği, rağbet ettiği ve korktuğu kimseye, ben açım, ben ustayım demesi, ondan dilekte bulunmanın en gü¬zel yoludur. Böyle demeyip de beni doyur, beni tedavi et vb. istek kalıbları kullansa, bu dilenenden kesin istekte bulu¬nan ifade kalıplarıdır. Burada da dilekte bulunan kimse du-rumunu açığa vurmakta, güçsüz olduğunu ve muhtaç oldu¬ğunu bildirmektedir. Burada taleb kalıbıyla ifade edilen kelimelerle tam bir umma ve tam bir dileme vardır.

Bu kahb "Dilek ve dua" kalıbıdır. Bu ifade kalıplarını, dilekte bulunan kimse, kendisinden dilediği kimseye muh¬taç olduğu, ya da kendisinden istekte bulunulan varlığın kahrına mukadder kaldığında kullanır. Bu tür dilekler emir kipiyle söylenilirler. Bu yöntem ya taleb edenin ihtiyacın¬dan ya da taleb edilenin yararı gözetilerek kullanılır. Ama her açıdan zengin bir varlığa duyulan ihtiyaç söz konusu ol¬duğu zaman, bu durumda tezellül, muhtaçlık ve durumun dı¬şa vurulmasıyla salt dilek kipi kullanılır.
İhtiyaç ve muhtaçlığı nitelemek, hal diliyle dilemektir. Bİlgi ve açıklama açısından en etkili olan yol ubudur.

Kasd ve irade açısından nitelemek, hal diliyle dilemek¬tir. Bilgi ve açıklama açısından en etkili olan yol budur.
Kasd ve irade açısından da en açık yöntem bu yöntemdir. Bu nedenle, çoğu dualar ikinci kısma dahil dua çeşitleridir¬ler. Çünkü taleb eden ve dileyen kimse amacını ve anlatmak istediğini niteler de öylece onu taleb eder ve diler. Bu yön¬tem ilk amaçlanan ve uyumlu bir dileme yöntemidir. Dile¬nen şeyi sözle açıklama, isteyen ve istenilenin durumu ni-telendirilmemiş ise de, şayet bu her ikisinin durumunun niteliklerini kapsıyorsa bu yöntem, iki dileme türünden en gerekli kılan bilgi ve haberi içerdiği gibi, dilemenin bizati¬hi kendisi

olan taleb ve kasdı da içerir. Bunların tümü dile¬meyi, onu gerekli kılanı ve dileği kabul etmeyi kapsar. Ebubekir'in (r.a.) Allah Rasulu'ne (s.a.v.) "bana bir dua Öğret ki namazımda onunla dua edeyim" demesine karşılık ona öğrettiği şu duada olduğu gibi.
Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Ey Ebu Bekir! De ki: 'Allah'ım ben kendime (nefsi¬me) çok zulmettim; günahları yalnızea Sen bağışlarsın. Katından bir mağfiret ile beni mağfiret et. Ve bana mer¬hamet eyle. Çünkü Sen çok mağfiret eden ve çok rahimsin"

Bu duanın sözlerinde kulun mağfirete ihtiyaç duymayı ge¬rekli kılan nefsinin durumunu nitelemesi söz konusu oldu¬ğu gibi, bu istenilene kendisinden başka hiç kimsenin gücü yetmemeyi gerekli kılan Rabbinin nitelenmesi de söz konu¬sudur. Aynı zamanda bu duada kulun talep ettiği şeyi açık¬ça, kendisinden dilekte bulunduğu varlığa bildirmesi, dile¬ğin kabulünü gerekli kılan gerekçenin açıklanması -ki bu ge¬rekçe, Rabbin mağfiret ve rahmetle vasıflanmasıdir- vardır. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı dileme yöntemlerinin ve şekillerinin en mükemmeli budur. [19]

KURAN’DAKİ DUALARIN ÖZELLİKLERİ

Duaların çoğu yukarıda anlatılanları kapsar, Musa'nın (a.s.) duasında olduğu gibi. O şöyle dua etmişti:
"Sen bizim velimizsin. Bizi mağfiret eyle, bize merha¬met eyle; çünkü sen mağfiret edenlerin en hayırlisısın"
(A'raf: 7/155)
Bu dua taleb niteliğindedir. Aynı zamanda, talebin kabu¬lünü gerekli kılan Mevla'nın nitelenmesidir.
Diğer bir örnek:
"Ey Rabbim! Ben kendime zulmettim, beni mağfi¬ret eyle" (Kasas: 28/16)
Burada nefsin durumunun nitelenmesi ve dilekte bulun¬ma söz konusudur.
Bir başka örnek:
"Hayırdan bana indireceğin herşeye muhtacım." (Kasas: 28/24)
Burada ise hal diliyle dilekte bulunmayı içeren bir nite¬leme söz konusudur.
işte dua çeşitleri, isteme yöntemleri bunlardan ibarettir. Her türün kendine özgü özellikleri vardır. [20]

YUNUS,UN (A.S.) DUASI NİÇİN HABER KALIBI İLE YAPILMIŞTIR?

Bu konu ile ilgili olarak anlatılmayan bir nokta kaldı, o da şudur: Yunus (a.s.) ve onun durumunda olan kimseler ne¬den durumlarını niteleme (sıfat) ve haber kalıbıyla anlatıyor, ayıplıyorlar da istek kipiyle yapmıyorlar?
Bu soru ile ilgili olarak şöyle denilebilir: Çünkü bu ma¬kam itiraf makamıdır. Yani bu durumda olan kimseler san¬ki şunu demek istiyorlar: Başıma gelen kötülüğün, belanın bizzat kendi günahım yüzünden olduğunu itiraf ediyorum. Zira kötülüğün temeli günahtır. Asıl amaç ise sıkıntıyı, içi¬ne düşülen zorluğu ortadan kaldırmaktır. İstiğfar (Allah'tan bağışlanma dileme) ikinci amaca binaen yapılmaktadır. Yunus kendi nefsine zulmeden kötü bir kimse olduğunun bi¬lincinde olduğu çin, içine düştüğü zorluğun kaldırılmasını istek kipi

(kalıbı) ile anlatmamıştır. Çünkü o, kendi nefsi yü¬zünden zorluk ve sıkıntı içerisine düşmüştür. Bu yüzden ken¬disine yaptığı zulümü itiraf etmesiyle zorluğa düşme nede¬ninin kaldırılmasının anlatılması, onun durumuna daha uy¬gun düşmektedir.
Sıkıntıların kaldırılması hususu bunun tersinedir. Çünkü böyle bir kimse için asıl amaç birinci kasıtla mevcut duru¬mudur. Zira nefis doğal yapısıyla ikinci kasıt ile gelecekte düşeceğinden korktuğu sıkıntı ve zorlukların giderilmesini istemekten önce, hali hazırda içinde bulunduğu ve gideril¬mesine ihtiyaç duyduğu zorlukların giderilmesini taleb ed¬er.

Burada söz konusu edilen birinci maksat bağışlanma ve zorluğun kaldırılmasını istemektir. Bu kişinin kasıt ve ira¬desinden öncedir; ayrıca bu, içine düştüğü zorluğun nede¬nine ulaşması ve amacın hasıl olmasında daha etkindir. [21]

"SUBHANEKE" KAVRAMININ YORUMU

Duada geçen "Subhaneke" (yanı senin şanın yücedir), kavramı, Rabbi yüceltme ve O'nu kutsamayı içeren bir kav¬ramdır. Bu makam O'nu zulümden ve günahsız ceza vermek¬ten tenzih etmeyi gerekli kılan makamdır. Bu ifadeyi söy¬leyen şunu demek istiyor:
"Sen bana zulmetmekten ve günahsız yere beni cezalan¬dırmaktan münezzeh (uzak) ve mukaddessin. Ancak kendi nefsine zulmeden asıl zalim benim. Çünkü şanı yüce olan Al¬lah şöyle buyurmaktadır:

"Biz onlara zulmetmedik ancak onlar kendilerine zulmettiler" (Nahh 16/118)
"Biz onlara zulmetmedik fakat onlar kendilerine zul¬mettiler" (Hud: 11/110)
"Biz onlara zulmetmedik fakat gerçek zalim onlar idi" (Zuhruf: 43/76)
Nitekim Adem (a.s.) şöyle dua etmişti:
"Rabbimiz biz kendimize zulmettik" (A'raf: 7/23)
Öte yandan Müslim'in Namaza başlama babında sahih olarak neklettiği hadisle Rasulullah şöyle dua etmişti:
"
Allah'ım, gerçek padişah sensin, senden başka ilah yoktur; Sen Rabb'imsin, bense senin kulunum. Ben ken¬dime zulmettim ve günahımı itiraf ediyorum. Günahla¬rımın hepsini mağfiret eyle; çünkü günahları mağfiret eden yalnızca sensin[22]
Öte yandan Buhari'nin Sahih'inde şu hadis yer almakta¬dır:
"İstiğfarların en yücesi kulun şöyle dua etmesidir: "Allah'ım! Sen benim Rabbimsin; Senden başka ilah yoktur. Beni Sen yarattın, ben Senin kulunum; gücüm öl¬çüsünde Sana verdiğim söz üzereyim. Yaptıklarımın şerrinden Sana sığınırım. Üzerime olan nimetini Sana iti¬raf ediyorum ve günahımı da itiraf ediyorum. Beni mağ¬firet eyle, çünkü günahları mağfiret eden yalnızca Sen¬sin"

Her kim sabahladığında inanarak bu duayı okur ve o gün ölürse cennete girer. Kim de akşamladığında yine inanarak bu duayı okur ve o gece ölürse cennete girer[23]
Kula gereken, Allah'ın adalet ve ihsan sahibi olduğunu itiraf etmektir. Çünkü O, insanlara kesinlikle zulmetmez ve hiç kimseyi günahsız yere cezalandırmaz. Allah insanlara hep ihsanda bulunur. Zira ondan kaynaklanan her sıkıntı ada¬let, her nimet de lütuftur. [24]
View DÂRU' L-ADL's Resim Albumu DÂRU' L-ADL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 03-18-2010, 12:46   #2 (permalink)
Yeni Kullanıcı
 
Pazartesi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Mar 2010
Cinsiyet:
Mesajlar: 318
Seviye: 16 [♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 0 / 391
Güç: 106 / 2534
Deneyim: 67%
İletisim
Standart

Harika bilgiler. Allah razı olsun.
View Pazartesi's Resim Albumu Pazartesi isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 01:32 .
http://www.islamportali.com

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2
islamportali islamportali.comislami portal

Hosting Hizmetleri ExForum | Rüya Tabirleri | Dini Hikayeler
islamportali| islami Sohbet