![]() |
![]() |
|
|||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
|
|
#1 (permalink) |
|
KADININ ONURU
(DÖRDÜNCÜ BÖLÜM) Anlaşmazlık Durumları Ve Talak. Sosyal Düzlemde Kadın. Tevhidi Mücadelede Kadın Ve Erkek. Sonuç Olarak. ANLAŞMAZLIK DURUMLARI VE TALAK Kadın ve erkek, birbirleriyle her konuda anlaşabile¬cek standartlarda yaratılan kimseler değildir. Her insanın kendisine özgü bazı özellikleri, mizaç ve huyları bulunduğu gibi, her insan farklı çevrelerden ve farklı kültürlerden de etkilenebilmektedir. Falanca kimseyle çok iyi anlaşabilen bir insan, filanca kimseyle devamlı kavga edebilmektedir. Bütün bunlann sebeblerini, olaylardan ziyade ilişkiye ge¬çen insanların kişiye özel durumlanyla açıklayabiliriz, Aileyi oluşturan eşler arasında da, farklı özellik ve farklı beklentilerden kaynaklanan bazı anlaşmazlıklarla karşılaşılması, yadırganmaması gereken bir durumdur. İnsanlar arasında olduğu gibi, aileyi meyda¬na getiren eşler arasında da bazı ihtilaflar, bazı görüş ayn-lıklan ve bazı huzursuzluklar olabilecektir. Önemli olan bu huzursuzlukların büyütülmemesi ve en kısa yoldan çözüme gidilmesidir. Çözüm arayışları hiç şüphesiz ki sadece erke¬ğin veya sadece kadının maslahatını gözeten tek taraflı arayışlar olmayacak, eşler için ortak olan bir çözüm keyfi¬yeti taşıyacaktır. Her iki tarafın maslahatını gözeten çö¬züm, elbetteki her İki tarafa rahmetle yaklaşan Kur'an-ı Kerim'in çözümüdür. Dolayısıyle böylesi durumlarla karşı¬laşan müslüman eşlerin öncelikle yapmaya çalışacakları iş, birbirleriyle cedelleşmeye girmeden söz konusu anlaşmaz-lıklannı Allah'a götürmeleri ve aralarında Allah'ı hakem kıl¬malarıdır. , Allah'tan başka bir hakem mi ariyayım? Oysa O, size Kitab'ı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine Kitab ver¬diklerimiz, bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilmektedirler. Şu halde, salan kuşkuya kapılanlar¬dan olma.[70] Ayet-i kerimede de beyan edildiği gibi Allah (c.c.)'ın hakem kılınması demek, karşılaşılan ihtilafı Kur'an-ı Kerim'e götürmek ve alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'ın bu İlahi Kitab'taki hükmüne teslim olmak demektir. Karşılaşı¬lan ihtilaflarla ilgili olarak Kur'an-ı Kerime müracaat etme yeteneği, eşlerden herhangi birisinde olması veya salih bir müslüman vasıtasıyla öğrenilmesi bu meselenin çözümü için yeterli olabilecektir. Çünkü her iki taraf da Kur'an-ı Kerime iman ettiklerini ve teslim olduklannı iddia ediyor¬larsa, Kur'an-ı Kerim'in anlaşmazlık!anyia ilgili olarak be¬yan ettiği hükme birlikte teslim olabileceklerdir. İslami şuur veya bilgisi fazla olan tarafın, bu fazlalığı karşı tarafın aleyhine kullanması, hiç şüp¬hesiz ki karşı tarafa zulmetmek olacaktır. Her şeyi hakkıyle bilen Allah (c.c.)'ın kendilerine şahit olduğunu idrak eden bir müslüman, karşı tarafın savunduğu hakkı değişik tevillerle örtmeye çalışan değil, karşı tarafın bilmediği bir hakkı dahi, karşı tarafa teslim eden müslümandır. Meselenin bu şekilde çözümlenmemesi durumunda, her iki tarafın adaletine güvenebilecekleri birer hakem ta¬yin etmeleri ve söz konusu anlaşmazlığı bu hakemlerin çö¬zümüne bırakmalan buyurulmaktadır., (Kadın ile kocanın) Aralarının açılmasından korkarsa-nız, bu durumda erkeğin ailesinden bir hakem, kadının da ai¬lesinden bir hakem gönderin. Bunlar, (arayı) düzeltmek ister¬lerse, Allah da aralarında basan sağlar. Şüphesiz, Allah, bilendir, haberdar olandır.[71] Anlaşmazlığı Allah nzası istikametinde çözmeye taraf¬tar olan ve bu nedenle kendilerine birer hakem tayin eden eşlerin, sonuç olarak hakemlerin kararına uymaları ve bu kararı kalbi bir mutmainlik ile kabul etmeleri gerekir. Çün¬kü Allah ve Resulünün hoşnutluğu için tayin edilen ha-kemlerin verecekleri karar, hakemleri tayin eden müslü-manlar için Allah ve Resulünün karan gibidir. Allah ve Resulünün karanna nasıl icabet edileceği ise aşağıdaki ayet-i kerimede açıkça beyan edilmektedir., Hayır öyle değil; Rabbine andolsun, aralarında çekiştik¬leri şeylerde seni hakem falıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı bulmaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.[72] İhtilafa veya anlaşmazlığa düşen tarafların müslüman olduğu ailelerde, yukarıda belirttiğimiz yaklaşımlarla çözü¬me gidilmesi, çözüme gidilebilmesi gerekmektedir. Çünkü dünyevi nedenler veya şeytani vesveselerle anlaşmazlığa düşen taraflar, şayet samimi bir şekilde anlaşmaktan yana iseler, yukarıda belirttiğimiz yaklaşımlar çözüm için yeterli olabilecektir. Ayrıca şunu da belirtmek isteriz ki, anlaz-mazlığa neden olan bu meselelerin İslam'ı dikkate almayan günümüz mahkemelerine intikal etmesi, meselenin çözü¬münü İslam'dan uzaklaştıracaktır. Dolayısıyle meselelerin çözümünü öncelikle ve özellikle İslam'dan bekleyen müslü-manlar olarak, karşılaşılan sorunların güç nisbetince İslam dairesinde çözülmesine gayret gösterilmelidir. İslam'a göre almaları gereken meşru haklanm, İslami yaklaşımlarla alamayan tarafların, beşeri hukuku esas aîan mahkemelere başvurarak almalarını veya almaya çalışma¬larını, yaşadığımız şu an ki ortamda tasdik veya tekzipten uzak üzüntülü bir suskunlukla karşılıyoruz. Ancak bu mah-kemeler kanalıyla İslam'a göre gayrimeşru olan haklann talep edilmesi ve alınmaya çalışılması ise hiçbir müslüman tarafından kesinlikle kabul edilemeyecek bir durumdur. Talak yani boşama ve boşanma fiili, İslami bir evlilik¬te en son akla gelmesi gereken ve çaresizliğin son çaresi olarak yapılabilecek bir şeydir. Talak ve talak sonrasına ait hukuk, Kur'an-ı Kerim'de en tafsilatlı olarak beyan edilen hukuklardan birisidir. Bunun nedeni, meselenin önemin¬den ziyade bazı kırgınlıklarla aynlan eşlerin, bu kırgınlıkla¬rın olumsuz tesirinde kalarak birbirlerine zulmetmemeleri içindir. Şayet bu mesele Resulullah (s.a.v.)'in insiyatifine veya müçtehid imamların içtihadına bırakılacak olsaydı, meseleye ön yargıyla yaklaşacak olan taraflar hadis-i şerif¬lerin sıhhatini veya ictihadların doğruluğunu tartışarak ken¬di isteklerine uygun bir çıkış yolu arayabileceklerdi. Ancak yukanda da belirttiğimiz gibi bu meseleye bizzat İlahi vah¬yin müdahale etmesi ve tafsilatıyla açıklaması, bu gibi olumsuzluklara fırsat vermemektedir. Talak meselesinde tartışılan önemli bir husus, hanı¬mına "Üç talakla boş ol!" diyen erkeğin, bu ifade ile karısı¬nı üç kez boşayıp-boşamadığıdır. Bu konudaki kişisel kana¬atimiz, taraflar arasında bir nikah akdinin olduğu ve bu nikah akdinin ilk talakla boşa çıkarıldığını dikkate alarak, "Üç talakla boş ol!" ifadesindeki son iki talağı, boş ve abes bir ifade olarak görüyoruz. Fakat yine de eşler arasında böylesi ifadelerin kullanılmaması ve eşlerin böylesi ifadeler¬den şiddetle kaçınmalan gerektiğine inanıyoruz. Aynca hiçbir müsiüman erkeğin, Rabbimizin üç ola¬rak belirlediği talak hükmünü bire indirmek veya bir ifade¬de birleştirmek gibi bir hakkı da yoktur. Çünkü İslam'daki talak hükmü, eşlerin ayrılmasını ve aile yuvasının dağıtılmasını gözeten bir hüküm değildir. Şayet meseleye böyle yaklaşılmış olsaydı, taiak hükmü bir ile sınırlandınlır ve bu hükümle iş bitirilmiş olurdu. Oysa Kür'an-ı Kerim'de de be¬yan edildiği gibi eşler arasında üç talak vardır. Boşanma iki defadır. (Sonra ise) Ya iyüikle tutmak ya da güzellikle bırakmadır. Onlara (kadınlara) verdiğiniz bir Şeyi geri almanız sizin için helal olmaz; ancak ikisinin Al¬lah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkmuş olma¬ları (durumu başka). Eğer ikisinin Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, bu durumda (kadının) fid¬ye vermesinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Alhh'ın sınırlarıdır; onlara tecavüz etmeyin. Kim Allah'ın sınırlarına tecavüz ederse, onlar zalimlerin ta kendileridir.[73] İslam'a göre talağın üç olması, ilk iki talağın ayrılığa değil, rahmetli bir beraberliğe neden olması içindir. Çünkü birlikte yaşayan birçok eşler, birlikte yaşarlarken ne yazık ki birbirlerinin kıymetini pek bilmemektedirler. Birbirlerin-de gördükleri bazı olumsuzlukları gözlerinde büyüterek, karşı tarafı sadece bu olumsuzluklar ile tanımlamakta ve karşı tarafın birçok olumlu özelliklerini gözardı edebilmek¬tedirler. Nitekim böylesi yaklaşımlar ile birbirlerinin kıyme¬tini bilmeyen, birbirlerinden soğuyan ve ayrılmaya karar veren eşler, bir talak hükmü ile boşanmakta ve ayrılığın acı gerçeğiyle karşılaşmaktadırlar. Birlikte yaşarlarken bir¬birlerinin kıymetini bilmeyen birçok eş, bu ayrılık vakıası ile gerçekleri daha net olarak görmekte ve birbirlerinin yokluğunda, birbirlerinin kıymetini daha iyi idrak etmekte¬dirler. İşte bu gerçekleri yaşayarak gören ve haklı bir piş¬manlık içine düşen eşlere, İslam yeni bir fırsat vermekte ve tekrar bir araya gelmelerine olanak sağlamaktadır. Tabi ki aynlıkla ilgili bütün bu gerçekleri aynlmadan idrak etmek ve "Ölmeden önce ölünüz" buyruğunda tavsi¬ye edildiği gibi "Ayrılmadan önce aynlmak" yani ayrılığı ve aynlığın getireceklerini düşünerek gerekirse kısa bir süre ayrı kalmak, eşler için çok daha sağlıklı bir yol olacaktır. İslam'da talak hükmünün üç iie sınırlandırılması ise, i bu vahim meselenin gelişi güzel iğdiş edilmemesi içindir. Dolayısıyle evliliğe önem ve değer veren eşlerin, üç talak¬tan sonra dönülmeyeceğini bilerek, meseleyi üç talağa var¬dırmadan çözümlemeleri gerekmektedir. Üç talaktan son¬ra hülle denilen anlaşmalı evlilik vakıası ile eski kocaya dönebilme safsatası ise İslam'a yapılan en açık iftiralardan birisidir. İslam'ı bu haiıl. aörüşten tenzih ettiğimiz gibi, Resulullah (s.a.v.)'i de bu konuyla ilgili olarak kendisine nisbet edilen iftiralardan tenzih ediyoruz. Meselenin İslam'daki yeri, aşağıdaki ayeH kerimede beyan edildiği gibidir., Yine onu (kadını üçüncü defa) boşarsa, (kadın) onun dışında bir başka kocayla nikahîanmadıkça ona helal olmaz. Eğer (bu koca da) onu boşarsa, onlar (iîk koca ile kansı) Al¬lah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanıyorlarsa, tekrar bir¬birlerine dönmelerinde ikisi için de günah yoktur. İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır; bilen bir topluluk için bunları (böyle) açıklar.[74] Kocasından üç talakla ayrılan bir kadın, tekrar eski kocasına dönmek için değil, evlenmek ih¬tiyacı ile başkasıyla evlenir ve evlendiği kocası ile anlaşamayıp aynlırsa, tekrar birinci kocası ile evlenmesinde bir günah yoktur. Bazı münafıklar, meseleyi kendilerine göre değerlendirerek "Kadın eski kocasına dönmek için böyle bir anlaşmalı evlilik yapabilir" diyeceklerdir. Münafıklar için doğru olan bu ifade, utanmazlıktan ve riyadan sakınan mü'min erkekler veya mümine kadınlar için doğru değil¬dir. Çünkü onlar, alemlerin Rabbi olan Allah'ın kalplerde olana şahid olduğunu bilmekte ve böylesi bir duruma düş¬mekten yine Allah'a sığınmaktadırlar. İslam'a göre hülle denilen anlaşmalı nikah caiz olsay¬dı, bu nikahın piri fani bir ihtiyarla yapılması da caiz olur ve İslam'daki Kolaylaştınnız, zorlaştırmayım!., prensibi is¬tikametinde bu bu olay kısmen kolaylaştınlabilirdü. Fakat İslam'ın bu vakıaya yaklaşımı böyle değildir. Nitekim İs-' lama göre ilk kocasında üç talakla ayrılmış durumda bu¬lunmayan herhangi bir kadının, piri fani bir ihtiyarla evlen¬mesi caiz görülürken, böyle bir durumda caiz görülme¬mesi, müslüman kadınlann ilk kocalanna dönme niyetiyle anlaşmalı bir nikaha tevessül etmemeleri içindir. Boşanmayla ilgili olarak talak yani boşama yetkisinin kadına verilmesi ise Kur'an-ı Kerim'i dikkate alarak anlaya¬bildiğimiz bir şey değildir!. İlahi vahiy ile erkeğe verilen boşama yetkisi, hangi hak, hangi anlayış ve hangi mesnet ile kadına devredilebilecektir? Böyle bir pazarlık ve yetkiyi devretme hakkı erkekle¬re verilmiş midir? Biz böyle bir şey bilmiyoruz!.. SOSYAL DÜZLEMDE KADIN Günümüzdeki sosyal düzlemler, müslüman kadınlann rahatça hareket edebilecekleri, bütün sosyal ilişkilere diledikleri gibi girebilecekleri ve iste¬dikleri yerde, istediklerini yapabilecekleri düzlemler değil¬dir. Çünkü kadının onuruna, kadının iffetine, kadının kişili¬ğine değer veren İlahi vahiy, değer verdiği bu unsurlan korumakta ve korunması gerektiğini beyan etmektedir. Bu değerlerin korunması ise konuyla ilgili İlahi hü¬kümlerin dikkate alınması ve gözetilmesiyle mümkündür. Günümüzdeki müslüman kadınlann İslami faaliyette bulu¬nabilecekleri sosyal düzlemler, bu kadınlann Öncelikle ya¬kın çevrelerinde oluşturabilecekleri ve ilişki hududlannın dikkate alındığı düzlemlerdir. Müslüman kadının İslami faa¬liyeti öncelikle aile içersinde başlamakta ve yakın çevreden uzak çevreye doğru kısmi ve temkinli bir gelişim göster¬mektedir. Kadınların aile bütçesine katkıda bulunmak veya na¬fakayı temin için çahşıp-çalışmayacaklan meselesi ise aile¬nin durumuna ve kadının yapacağı işe göre değerlendiril¬mesi gereken bir meseledir. Fakat öncelikle şunu belirtelim ki, İslam'a göre hiçbir kadının aile bütçesine katkıda bulunması için çahşma zorunluluğu yoktur. İslam bu görevi evin erkeğine vermekte ve kadından da erkeğinin getirdiğine kanaat göstermesini istemektedir. Ancak bununla beraber kadının kendi isteğiyle evin¬de bir üretimde bulunması veya yine kendi isteğiyle kocasının çiftçilik gibi bazı işlerine yardımcı olması, makul kar¬şılanan durumlardır. Tabi ki bu ifadelerle kendileri köy kahvesinde oyun oynarken, kadınlarını tarlada çalıştıran erkek bozuntularının zuimüne onay vermiyoruz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi evin nafakasını temin edebilmek için yapılacak bütün işler, öncelikle erkeklerin mükellef olduk¬ları işlerdir. Evin erkeği bu işler karşısında yetersiz kalırsa, karısını zorlamamak kaydıyla ondan yardım isteyebilir. Do-layısıyle böyle bir durumda dahi kanşı tarlada çalışırken kahvede oturmakla değil, tarlada karısından daha fazla ça¬lışmakla mükelleftir. Kocası öldüğü veya hastalandığı için çalışmak zorun¬da kalan kadınların ise İslami ölçüleri dikkate alarak çalışmalarında bir sakınca görülmemiştir. Tabi ki yapacakları işlerin, kadınlık onurunu ve iffetlerini zedelemeyecek işler olması ve bu işlerde çalışırken, bir kadın olarak hal ve ha¬reketlerine dikkat etmeleri gerekmektedir. Meselemizin bu bölümüyle ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de Şuayb (a.s.)'ın kız¬larından şu örnek verilmektedir., (Musa) Medyen suyuna vardığı zaman, ondan su al¬makta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanlarını suya götürmekten) sakınan iki kadın buldu. Dedi ki: Bu durumunuz ne? Çobanlar sürülerini sulama-dıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız da yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır, dediler. Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine göl¬geye çekilerek dedi kt Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım,[75] Babalan hasta olan bu iffetli kadınlar, geçimlerini te¬min edebilmek için sürüyü kendileri otlatmakta ve kendile¬ri sulamaktadır. Ancak ayet-i kerimede de beyan edildiği gibi, erkek çobanların bulunduğu su başına rahatça yakla¬şarak sürülerini sulamaktan kaçınmaktadırlar. Rivayetlere göre kendilerine utanarak yaklaşan ve yüzlerine bakmadan soru soran Musa (a.s.) ile konuşmalarına rağmen, çoban¬larla konuşup, çobanlardan sürülerini sulamak için izin is¬tememeleri, çobanlann iffete ve iffetli kadınlara değer ver¬meyen cahil kimseler olduklarına işaret etmektedir. İşte böylesi bir durumda, zamanımizdaki bazı cahil kadınların yaptığı gibi er¬keklere hoş görünmeye çalışarak su başına yaklaşmamala¬rı, cahil erkekler ile nefsi olabilecek olan bir konuşma düz¬lemine girmemeleri, kendilerini çalışma zorunluluğunda gören günümüzdeki bütün müslüman kadınlannm örnek almalan gereken iffetli bir davranıştır. Konumuzla ilgili bir diğer mesele olan İslam'da oku¬mak ve ilim öğrenmek ise, kadın erkek bütün müslümanlara farzdır. Kadın veya erkek bütün müslümanîar okuyacak ve öncelikle Allah'a kulluklanyla ilgili asli meseleleri öğre¬neceklerdir. Kur'an-ı Kerim'de tüm müslümanlan muhatap alan "Oku" emri olduğu gibi, Resulullah (s.a.v.)'in pak sün¬netinde de okumanın önemi vurgulanmaktadır. Mesela sa¬vaş esiri olarak alınan okuyup-yazma bilen kimselerin, fid¬ye karşılığında değil de, müslümanlardan oh kişiye okuyup-yazma öğretmeleri şartıyla serbest bırakılmaları, bu meseleye fidye veya dünya malından çok daha fazla değer verildiğini göstermektedir. Efendimiz (s.a.v.)'in Hz. Aişe (r.a.) validemize ücretli öğretmen utarak okuyup yazma öğretmesi, meselenin önemine işaret eden bir diğer yakla¬şımdır. Beşeri ilimleri tahsil etmek ise kadınlar için öncelikle kendi branşlarını içeren veya İslam'a göre tahsilinde fayda umulan konularda makbul görülür. Tabi ki kadınların İlim tahsil etmeleri için sağlanacak olan ortamın, ya kadınlara özgü ortamlar, ya da müslü-man kadının helal ve haramlara riayet edebileceği genel ortamlar olması gerekmektedir. Çünkü kadının namusuna ve iffetine, ilim Öğrenmekten daha çok değer veren İslam, Kur'an-i Kerim ilimlerinin öğrenilmesi için dahi bir erkek ile bir kadının kapalı bir yerde yalnız olarak ders yapmala¬rına müsaade etmemektedir. Dolayısıyle ilim tahsil etmek isteyen bütün bacılarımızın, öncelikle ve özellikle İslamİ öl¬çüleri dikkate almalan gerekir. Faianca üniversiteden atıl¬mamak veya filanca üniversiteden mezun olabilmek için başlannı açan ve bu konuda fetva veren(!) bel'amlan dikka¬te alan bacılarımıza, bu bel'amlan değil, üniversitelerde ba¬şörtüsü ve tesettür mücadelesi veren bacılarımızı dikkate almalarını, tercihlerini yeniden gözden geçirmelerini ve Al-lah'tan gereği gibi korkmalannı tavsiye ederiz. Unutmayın ki, bu laik düzenin sizlere vereceği hiç bir şey, sizlerin Allah'a kulluğu, sizlerin iffet ve onuru kadar değerli değildir. Basın yayın organlarında "Müslümanlar kızlarını okutmuyorlar! İslam kadinlan cahil bırakıyor!." diyerek fevaran eden sah-tekarlan da" lütfen dikkate almayınız. Müslüman kızlann okumasını değil, kulluk bilincinden uzaklaşmasını isteyen bu sahtekarlar, bir taraftan "Müslümanlar kızlanni veya kadinlannı okutmuyor! İslam, kadın¬ları cahil bırakıyor!." diyerek fevaran ederlerken, diğer taraftan ise üniversitelere giden bacılarımızın başlannı açabil¬mek için soysuzca birçok mücadele yürütmektedirler. Çün¬kü bunlar gerçekten ikiyüzlü, gerçekten sahtekardırlar!. Oysa İslam'a göre cahillik, günümüz üniversitelerinden mezun olup olmamakla ilgili bir hadise değil, bir insanın yaratılış hikmetini ve kul¬luk ödevlerini biîmemesidir. Dolayısıyle İslam sizleri böylesi gerçek bir cahilliğe veya fasıklığa değil, öncelikle kulluk fıkhınızı bilmeye ve bu bildiklerinizi yaşamaya davet ediyor. Kadının İslam toplumundaki sosyal yeri ve hakları, konuşulduğu zaman, sapıklığı meslek edinmiş bu sahtekar¬lar tarafından devamlı gündeme getirilen iki kadının bir şa-hidliği ve mirasta erkeğe iki, kadına bir pay verilmesi me¬selesi ise, İslam gerçeğine devamlı negatifinden bakan ve İslam'daki kadın erkek hukukuyla ilgili diğer hükümleri gö-zardı eden bu sapıkların ileri sürdükleri gibi bir haksızlık değildir. "Kadın erkek eşitliği" meselesinde de belirttiğimiz gibi her eşitlikte hak, her eşitsizlikte haksızlık yoktur. Dolayısıy¬le bu meseleyi değerlendirirken haksızlık ile eşitsizliği birbi¬rinden ayırmamız gerekir. Miras hukuku meselesini açık¬larken, sosyal konum ve ödevler itibariyle erkeklerin kadınlara nazaran (kardeşlerinin, anne babasının ve ailesi¬nin maddi ihtiyaçlarını karşılamak gibi..} farklı ödevler yük¬lendiğini belirtmiş ve erkeğe mirasta verilen farklı hakkın, bu gibi farklı ödevlerden kaynaklandığını zikretmiştik. Şahidlik meselesine gelince, bu meselede beyan edi¬len ve batıl kafalarca tartışılan hüküm şu şekildedir., Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız za¬man onu yazınız. Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın, katip Aüah'ın kendisine, öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup-sabnsın, ondan hiçbir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), düşük akıllı ya da za'f sahi¬bi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid tutun; eğer iki erkek yoksa, şahidlerden rıza göstereceğiniz bir erkek ve biri unut¬tuğunda öbürü ona hatırlatacak iki kadın (da olur). Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun, süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Aüah katında en adil, şahidlik için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yalan olandır. Ancak aranızda devredip durduğu¬nuz ve peşin olarak yaptığınız ticaret başka, bunu yazmama¬nızda sizin için bir sakınca yoktur. Akş-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da, şahide de zarar verilmesin. (Aksini) Yaparsanız, o, kendiniz için (bir zulüm ve günak) fısktir. Al¬lah'tan korkup sahnın. Allah size öğretiyor. Aüah her şeyi bilendir.[76] Bu ayet-İ kerimeyi kendi maksatlarına uygun olarak gündeme getirenler, iki kadının şahidliğinin bir erkeğin şa-hidliğine denk olduğunu belirterek "Netice itibariyle İslam'a göre kadın erkeğe nazaran yârım olup, iki kadın bir erkek olmaktadır!." şeklinde bir görüş ortaya çıkarıyorlar!. Oysa daha önce de belirttiğimiz gibi İslam'a göre insani düzlem¬de kadın erkek ayırımı yoktur. Kadın erkek arasında karşı¬laştığımız farklılıklar, fıtri özelük ve sosyal ödevlerden kay¬naklanan farklılıklardır. Nitekim zikrettiğimiz ayet-i kerime de kadın ve erkeğin genel veya mutlak bir .değerlendiril¬mesiyle değil, sadece sosyal bir mesele olan şahitlikle ilgili olup, bu meseledeki hükmü beyan etmektedir. Dolayısıyle konuşmamız gereken mesele, bu şahitlik meselesidir. Adaletin gerçek sahibi olan şanı yüce Rabbimiz, her hükmünde olduğu gibi bu hükmünde de adaleti gözetmiş ve adaletin yerine gelmesi için "İki erkek veya iki erkek yoksa bir erkek, iki kadın şahit" tutulmasını buyurmuştur. Bu hükmünün hikmetini veya sebebini bizîere açıklamaya-bilirdi. Fakat aynı ayet-i kerimede bunun sebebi de beyan edilmektedir., Biri unuttuğunda Öbürü ona hatırlatacak iki kadın .. Şimdi tüm hukukçulara "Şahitlikte unutkan olup-olmamak önemli midir?" diye soralım. Hepsi ağız birliğiyle "Elbetteki önemlidir" diyeceklerdir. Şüphesiz doğru bir cevaptır bu. Çünkü şahitlik meselesi, bazı kısa akıllıların zannettiği gibi dünkü bir olaya bugün şahitlik etmek değil, gerekirse on yıl önce vuku bulan bir olaya, on yıl sonra şahitlik etmektir. Bu şahidlikte unutmak veya şaşırmak ise, alacaklı veya haklı tarafa zulmetmek olacaktır. O halde, şahitlik meselesini toplumsal düzlemde değerlendirir¬ken, şahitlikte oldukça önemli olan hıfzetme veya unutma¬ma üzerinde de durmamız, kadın ve erkeğin bu konularda birbirlerine nazaran unutkan olup olmadıklarını dikkate al¬mamız gerekmez mi? Bu sorumuza hepbir ağızdan değil, sadece ilim ve in¬saf sahibi olanlar "Elbetteki, bu da gerekir" diye cevap ve¬receklerdir. Öyleyse toplumsal içerikli meselelerde kadının erkeğe nazaran daha unutkan olup-olmadığını konuşma¬mız ve bunu sonuca bağlamamız gerekecektir. Aslında kadının erkeğe nazaran daha unutkan olup-olmadığı sorusu, istatistik verilerini ve kadın psikolojisini dikkate alan bütün toplumbilimciler tarafından rahatlıkla cevaplanabilecek bir sorudur. Özellikle toplumsal mesele¬lerde, kadının erkeğe nazaran daha ilgisiz ve daha unut¬kan olduğu psikologlarca bilinen ve istatikçilerce görülen bir gerçektir. Bu durumun şüphesiz ki istisnalan vardır. Ancak genel duruma itibar edileceği zaman, söz konusu durum bilindiği ve görüldüğü gibidir. Fakat şu hususun da altını çizmemiz gerekir ki, kadının böylesi meselelerde erkeğe nazaran daha ilgi¬siz ve daha unutkan olması, kadınlar için bir aşağılanma veya onur kinci bir durum değildir. Nitekim ayet-i kerime¬de de kadınlann bu durumu hiç verilmemekte ve bu du¬rum gayet makul karşılanmaktadır. Çünkü kadınlann bu gibi şeyleri unutabilecekleri veya unutkan olabilmeleri, her-hangi bir eksiklikten değil, makul sebeblerden kaynaklanmaktadır. Bu makul sebeblerden birisi, hiç şüphesiz ki akıl noksanlığı veya zeka eksikliği değildir. Allah (c.c.) her in¬sana akıl vermiş ve her insanı akıllı yaratmıştır. Ancak in¬sanlar, kendilerine verilen bu akılı kullanma meselesinde, birbirlerinden oldukça farklıdırlar. Bazısı çok az kullanır¬ken, bazısı oldukça fazla kullanmaktadır. Netice olarak de¬vamlı kürek çeken kayıkçılann kollan, devamlı koşan atlet¬lerin ayakları kuvvetlenip, güç kazandığı gibi, düşünen insanların da akıllan kuvvetlenip, gelişmektedir. Dolayısıyle erkek veya kadın, genç veya yaşlı bütün insanlar arasında akıl farklılıkları varsa, bu farklılıklar yaratılıştan ziyade in¬sanların akıllarını kuilanıp-kullanmamalanndan kaynakla¬nan farklılıklardır. Unutma veya unutmama meselesinin ise direkt ola¬rak akıl ve zeka ile bir ilgisi yoktur. Nice zeki insanlar ve nice düşünürler vardır ki, sıradan bir insandan çok daha fazla unutkandırlar.. Bu durumun birçok örnekleri fıkra gibi anlatılmakta ve insanlanmız tarafından bilinmektedir. Peki unutkan olupolmamanın gerçek sebebleri ne¬lerdir? İlk sebeb ilgidir. İnsanlar yakından ilgilendikleri, merak ettikleri meselelerde, bir söz veya bir ifadeyle karşılaştıkları zaman, bunu kolay kolay unutmazlar. İlgisizlik ise başlıbaşına bir unutkanlık sebebidir. İnsanlar merak veya ilgi duymadıkları bir konuda ne işitirlerse işitsinler, ne gö¬rürlerse görsünler, bu işittiklerini ve gördüklerini belli bir süre sonra unutabilirler. Mesela gazetede yayınlanan "Fa¬lanca inşaatın ihalesi, şu kadar bedelle ve şu tarihte ihale¬ye çıkarılacaktır" haberini milyonlarca insan okusa dahi, okuyuculardan büyük çoğunluğu inşaatın yerini, bedelini ve tarihini birkaç saat içersinde unutur giderler. Çünkü böyle bir işle ilgi ve alakalan yoktur. Fakat aynı haberi okuyan ve bu işlerle yakından ilgilenen kimseler ise aradan bir sene de geçse inşaatın yerini ve Özellikle ihale bedelini unutmazlar. Unutkanlığın diğer bir nedeni, duygusallık ve duygu¬sal olaylann yoğunluğudur. Olaylara duygusal bakan ve karşılaştıklan müsbet veya menfi olaylardan oldukça etkile¬nen hashas kimseler, diğer insanlara nazaran daha derin¬den yaşadıklan sevinç ve üzüntü gibi duygusal olaylann te-sirinde kalarak bazı şeyleri unutabilmektedirler. Yaşadığı¬mız toplumsal hayatta bunun birçok örnekleri bulunmakta¬dır. İşte kadının psikolojik yapısıyla birlikte sadece bu unutkanlık sebeblerini dahi dikkate alsak, İslam'ın şahitlikle ilgili hükmünü ve1 bu hükmün hikmetini anlayabilmemiz mümkün olabilecektir. Kadın erkeğe nazaran çok daha duygusal ve erkeğe nazaran çok daha sübjektiftir. Kadının erkeğe nazaran daha duygusal olduğunu ve yaşadığı olay¬lardan daha fazla etkilendiğini tartışmamıza gerek yoktur. Günümüz psikolojisi zaten bu gerçeği kabul etmektedir. Kadının erkeğe nazaran daha sübjektif olması ise, hem psikolojinin ve hem de sosyolojinin kabul ettiği bir gerçek¬tir. Kadınlar erkeklere nazaran daha sübjektif, yani daha öznel, daha kendilerine özgüdürler. Kendilerine ait olay ve görüşlerle daha çok ilgilenmelerine rağmen, genele veya umuma ait işlere aynı ilgiyi göstermezler. Kadınlardaki bu durum, onlann sosyal konumlarıyla ve aile ödevleriyle ilgili olduğu için, İslam bu durumu da gayet makul karşılamak¬tadır. Çünkü bu kitap çalışmasında da belirttiğimiz gibi, ev ve aileyle ilgili ödevlerde kadına yoğunluk verilirken, evin dışındaki ödev ve faaliyetlerde erkeğe yoğunluk verilmek¬tedir. Dolayısıyle erkeğin kadına nazaran toplumsal olayla¬ra çok daha duyarlı olması ve bu olaylarla daha fazla ilgi¬lenmesi, kendisine yüklenen ödevlerin bir gereğidir. Bütün bunları dikkate alarak şahitlik meselesine dö¬necek olursak, kadınların toplumsal meselelerde erkeklere nazaran daha ilgisiz ve daha unutkan olabileceklerini ve böylesi bir unutkanlığın herhangi bir adaletsizliğe neden olmaması için, biri unuttuğunda diğeri hatırlatabilecek olan iki kadın şahide gerek duyulduğunu söyleyebiliriz, Netice olarak İslam'daki bu hükmü yeterince düşüne¬rek gündeme getirecek olan ilim ve insaf sahibi herkes, hiç şüphesiz ki İslam'daki bu hassas adalet anlayışını ve böylesine adil olan bu hükmü ya ilmin bir gereği olarak tasdik edecekler, ya da insafın bir gereği olarak sükutla karşılayacaklardır. İslam toplumunda ve yö. etim mekanizmasında, ka¬dınlara her görevin verilmemesi de, kadınların kendilerine özel durumlanyla ilgisi vardır. Burada sözü uzatmamıza, hepsini ayn ayn anlatmamıza gerek yoktur. Zaten kadın ve erkek psikolojisiyle birlikte, .İslam toplumunda erkek ve kadının Öncelikli ödevlerini yeterince bilerek, söz konusu meseleleri değerlendirecek olanlar, bu konudaki hikmetli gerçekleri de anlayabileceklerdir. Bazı fikir fakirlerinin ileri sürdükleri gibi "Kadın hakim niye olmuyor?" demiyeceklerdir!. Böylesi safsatalarla karşılaştıkları zaman, Ölüm hük¬münün verilmesiyle, ölüm hükmünün infazı arasındaki ya¬kın ve duygusal ilgiyi dikkate alarak "Kadın cellat niye yok¬sa, kadın hakim de ondan yok!." diyebileceklerdir. Öyle değil mi!. TEVHİDİ MÜCADELEDE KADIN VE ERKEK Bu bölümde işleyeceğimiz konulara "Tevhidi mücade¬lede kadın" veya "Tevhidi mücadelede erkek" başlığını ver¬memiz mümkün değildir. Çünkü insanİann yaratılış gayesi olan Allah'a kullukta ve bu kulluğun görkemli bir uzantısı olan tevhidi mücadelede, kadını veya erkeği birbirden ayrı, birbirinden bağımsız düşünemeyiz. Nitekim insanlar için apaçık bir çağn olan İlahi vahiy, kadınıyla erkeğiyle bütün bir insanlığı muhatap almakta, bütün bir insanlığı hidayete ve Allah'a kulluğa davet etmektedir., Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki sahnasımz.[77] Ben, cinleri de, insanktrı da, yalnızca Bana ibadet et¬sinler diye yarattım.[78] Erkeğiyle kadınıyla bütün bir insanlığı muhatap alan İlahi vahiy, kulluk sorumluluğunda olduğu gibi bunun neticesi olan ceza ve mükafatta da hem kadınlan ve hem de erkekleri muhatap almaktadır. Nitekim cehennem azabı¬na, erkeğiyle kadınıyla bütün kafirler, bütün müşrikler, bütün münafıklar girecektir., Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunmakta olan müna¬fık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azablandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış, olanları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür.[79] Aklımızla kavnyamayacağımız, hayalini bile kuramayacağımız ebedi cennet hayatına ise, iman edip salih amel işleyen erkek ve kadın bütün mü'minler, bütün müslümanlar gireceklerdir. Şanı yüce Rabbimiz ister kadın olsun, ister erkek olsun hiçbir müslümanın salih amelini boşa çıkarmayacağını beyan etmekte ve onları cennetle müjdelemektedir., Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak Hm salih bir amelde bulunursa, onlar, cennete girecek ve onlar, bir çekir¬değin sırtındaki tomurcuk kadar' bile haksızlığa uğramaya¬caklardır.[80] Allah, mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler va'detmiştir. Allah'tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.[81] Hidayete ve Allah'a kulluğa davette, cehennem tehdi¬di ve cennet müjdesinde kadın erkek aynmı olmadığı, Allah'a kullukla ilgili ve İslam dininin aslını oluşturan birçok emir ve nehiyde de kadın erkek ayınmı yoktur., Hiç şüphesiz, müslüman erkekler ve müsUiman kadınlar, mü'min olan erkekler ve mü'min olan kadınlar, gönülden (Allah'a) itaat eden erkekler ve gönülden (Allah'a) itaat eden kadınlar, sadık olan erkekler ve sadık olan kadınlar, sabre¬den erkekler ve sabreden kadınlar, saygıyla (Allah'tan) kor¬kan erkekler ve saygıyla (Allah'tan) korkan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzları¬nı) koruyan kadınlar, Allah'ı çokça zikreden erkekler ve (Al¬lah'ı çokça) zikreden kadınlar, (işte) bunlar için Allah bir ba¬ğışlanma ve büyük bir ecir hazırlamıştır. Allah'a kullukla ilgili bütün bu hususlarda kadın ve er¬kek arasında bir ayırım olmamasına rağmen, değerlendireceğimiz mesele tevhidi mücadelenin toplumsal boyutuna uzandığı zaman, kadın ve erkek arasında bazı farklı mükel¬lefiyetler söz konusu olmaktadır. Mesela günümüzdeki müslüman kadınların İslami faa¬liyette bulunabilecekleri sosyal düzlemlerin, bu kadınlann öncelikle yakın çevrelerinde oluşturabilecekleri ve ilişki hu-dudlarının dikkate alındığı düzlemler olduğunu belirtmiştik. Müslüman kadının islami faaliyeti öncelikle aile içersinde başlamakta ve yakın çevreden uzak çevreye doğru temkin¬li bir gelişim göstermektedir. Her gün yeni şeyter öğrenmek isteyecek olan çocuk¬larına İslami öğretiyi sunan, kadın akrabalarına haliyle, ha¬reketiyle ve rahmetli anlatımıyla İslami tebliğ eden, cahili-ye üzere olan komşularıyla insani diyalog kuran, onların ister istemez takdir edecekleri bir kimlik ve kişiliği onlara gösteren ve böylesi zeminlerde onlan hayra, onları tevhi¬de davet eden mü'mine kadınlarımız, hiç şüphesiz ki gıpta edilmesi gereken mü'mine kadınlanmızdır. Bütün bunların fevkinde olarak aile içi ve yakın çevredeki İslami faaliyetlerini hakkıyle yerine getiren ve özel yeteneklere sahip bazı istisnai kadınlanmız ise, bu faaliyet sınırlarını İlahi ölçüleri dikkate alarak uzak çevreye doğru kısmi ve temkinli olarak genişletebileceklerdir. Kısmi ve temkinli olarak dememizin nedeni, kadınıyla erkeğiyle insanı yaratan ve ne yarattığını hakkıyle bilen şanı yüce Rabbimiz, kadın ile erkek arasındaki bazı farklı¬lıkları ve özel durumları dikkate alarak her nefse sadece ve sadece güç yetirebileceği şeyleri yüklemesidir. Kur'an-ı Ke-rim'de de beyan edildiği gibi tüm insanlara din konusunda güçlük yüklemeyen Allah (c.c), kadın veya erkek hiçbir nefse de güç yetireceği dışında bir şey' yüklememiştir., Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yalanınız dahi olsa- adil olun. Allah'ın ahdine de vefa gösterin. İşte bunlarla size tav¬siye (emr) etti; umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz. Hiçbir nefse güç yetiremeyeceği, kaldıramayacağı bir şeyi yüklemeyen şanı yüce Rab-bimizin bu Sünnet'ini dikkate aldığımız zaman, peygamber¬lerin erkeklerden seçilmesinin hikmetini de anlayabiliriz. Peygamberlerin erkeklerden seçilmesi, bazı kimselerin ileri sürdükleri gibi Allah katında erkeklerin kadınlardan üstün tutulması değildir. Rabbimiz katında kadın erkek ayırımı kesinlikle yoktur. Dünya yaşantısıyla ügili olarak vazedilen bazı hükümlerdeki kadın erkek ayırımı, Allah katında değil, insanlar nezdinde yapılan ve yapılması gereken bir ayrım¬dır. Rabbimiz katında ise Allah'a kul olmuş bir kadın ile, Allah'a kul olmuş bir erkek arasında herhangi bir fark yok¬tur. Şayet böyle bir fark olsaydı, İlahi huzurda kadınlar ve erkekler ayrı ayn toplanır, kadınlann ve erkeklerin hesap¬lan ayn ayn yapılırdı. Oysa Kur'an-ı Kerim'de de beyan edildiği gibi İlahi huzurda cinsiyet ayrımı yapılmayacak, kadın veya erkek bütün insanlar aynı İlahi sorgulamaya çekilip, aynı İlahi ölçülerle cennete veya cehenneme gide¬ceklerdir. Peygamberlerin erkeklerden seçilmesi meselesine dö¬necek olursak, tüm peygamberler, Allah'ı bilmenin ve Allah'a kulluk etmenin yanısıra tevhidi mücadelenin toplumsal boyutuyla da görevlendirilen seçkin insanlardı. Genellikle cahiliyenin yaygınlaştığı ve azdığı ortamlarda gönderilen bu peygam¬berler, cahili toplumlann yoğun baskılan ve işkenceleri ile karşılaşıyorlardı. Kendilerini Allah'a kulluğa davet eden peygamberleri aşağılayabilmek için her çareye başvuran cahiliye mensuplan, bu peygamber kadın olduğu zaman hiç şüphesiz ki çok daha adice yaklaşımlarda bulunabile¬cekler, iik fırsatta kadın peygamberin onur ve iffetine sal-dırabilecekler veya değişik iftiralar nisbet edebileceklerdi. Cahiliyenin şiddetli baskı ve işkenceleriyle beraber, böylesi iğrenç yaklaşımlarla da muhatap olunması, müslüman bir kadının tahammül edebileceği, güç yetirebileceği şeyler de¬ğildir. Peygamberliğin getirebileceği bu gibi zorluklar, fıtri olarak kadınlardan ziyade erkeklerin dayanabilecekleri, er¬keklerin güç yetirebilecekleri bir iş olduğu için, şanı yüce Rabbimiz peygamberlerini erkeklerden seçmiştir. Mesele bu noktaya geldiği zaman bazı kardeşlerimiz şöyle diyebi¬leceklerdir. , Bu söylediğiniz şeyler, mutlak geçerli olan şeyler de¬ğildir. Çünkü her şeye kadir olan Allah (c.c), kadın peygamberini tüm bunlardan koruyabilir ve onu bütün baskıla¬ra rağmen aziz bir duruma getirebilirdi!. Evet, doğru bir düşüncedir bu.. Nitekim meselenin bu boyutunu bizler de düşündük!. Hatta ve hatta, fakirlerin hor görüldüğü toplumlarda fakir¬lerden peygamber gönderen ve cahiliyenin hor gördüğü fakirleri aziz bir duruma getiren şanı yüce Rabbimiz, aynı hikmetli sünneti istikametinde "Kadınlann hor görüldüğü toplumlarda, kadınlardan niye veya neden peygamber göndermemiştir?" sorusunu sorduk kendimize ve Kur'an-ı Kerim'de bu sorunun cevabını aradık!. Mesela alemlerin Rabbi olan Allah (c.c), Hz. İsa (a.s.)'a değil de, Kendisine adanan, Kendisinin koruduğu ve yetiştirdiği Hz. Meryem validemize peygamberlik verebilirdi!. Ancak peygamberliği Hz. Meryem validemize verme¬miştir!. Peki neden? Her hükmünde hikmet sahibi olan Rabbimizin, bu hükmündeki hikmet neydi? Meseleyi Hz. Meryem validemiz üzerinde düşünüp, onun bazı kadınlık zafiyetleri üzerinde yoğunlaştırdığımız zaman, herhangi bir sonuca varmamız, varabilmemiz mümkün değildir. Çünkü az önce ifade edildiği gibi şanı yüce Rabbimiz İlahi yardımı ile Hz. Meryem validemizi sa¬dece kabilesinden değil, tüm dünyadan ve dünyanın için-dekilerden koruyabilirdi. O halde meselenin, yani Hz. Mer¬yem validemize peygamberlik verilmeyişinin nedeni, Hz. Meryem validemizle ilgili bir husus değildi!. İşte bu meselenin hikmeti, Hz. Meryem validemizden ziyade Hz. Meryem valide¬mizi kendilerine örnek alabilecek olan müslüman kadınlarla ilgiliydi!. Şayet Hz. Meryem validemize peygamberlik verilip, Hz. Meryem validemiz tevhidi hareketin toplumsal boyutunda açık, apaçık bir mücadele verseydi, k-yamete kadar yaşayacak olan bütün müslüman kadınlara bu müca¬delesiyle örnek olacak ve tüm müslüman kadınlar bu apaçık mücadele fikhıyla karşı karşıya geleceklerdi. Peygam¬berlerin kadın olması durumunda karşılaşılacak bütün olumsuzluklar ile, sadece Hz. Meryem validemiz değil, onu örnek alan tüm müsiüman kadınlar da karşılaşabilecekti. İşte yaşamış ve yaşayacak olan bütün müsiüman kadınlar için böyle bir zorluk dilemeyen, onlan tahammül edeme¬yecekleri, güç yetiremeyecekleri şeylerle mükellef tutma¬yan şanı yüce Rabbimiz, bu hikmetli neden ile kadınlara peygamberlik vermemiş ve tüm peygamberlerini erkekler¬den göndermiştir. Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında peygamber göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, şu hal¬de zikir ehline sorun.[82] Peygamberliğin erkeklere verilmesiyle ilgili olarak bu söylediklerimizi, peygamberlik ve peygamberliğin misyo¬nuyla birlikte değerlendirmemiz gerekir. Dolayısıyle pey¬gamberlikle ilgili olan ve bütün erkek müslümanlann ör¬nek alması gereken bazı sosyal eylemler, kadınlara değil, erkek müslümanlara özgü eylemlerdir. Nitekim Resulullah (s.a.v.)'in cahili toplum içersinde açıkça yaptığı birçok ey¬lemde Hz. Hatice (r.a.) validemizin bulunmaması, günü¬müzdeki müsiüman bacılarımızın örnek alması gereken hu¬suslardır. Çünkü İlahi vahye göre müsiüman kadının tevhidi mücadelesi, erkek müslümanlann yükümlü oldukla gibi açık, apaçık bir mücadele değildir. Nitekim kadın ve kızların özellikleriyle ilgili ayet-i kerimede, şöyle buyurulmaktadır., Onlar, zinet içinde büyütülüp de mücadelede (mulıale-fet, düşmanlık ve çekişmede) açık olmayan (hzlar)ı mı (Al¬lah'a yakıştırıyorlar)?[83] Allah'a kurban olarak adanan müşrik kızlarıyla ilgili olarak nazil olan bu ayet-i kerimedeki beyan edilen vasıf¬lar, kızlara veya kadınlara cahiliye tarafından nisbet edilen ve İlahi vahyin tekzip ettiği vasıflar değildir. Fıtri olarak er¬keklerden daha hassas ve çok daha zarif olan kızlar, ger¬çekten süs ve 2inet içinde büyütülen narin çocuklarımızdır. Bu kızlarımızın ve kadınlanmızın muhasamada yani muhalefet, çekişme ve düşmanla mücadelede erkekler gibi açık olmamalan ve bunun gereğini erkekler gibi yapama¬maları ise İlahi vahye göre yadırganan değil, makul ve makbul karşılanan bir durumdur. Nitekim doğmadan önce kendisine adanan Hz. Meryem validemizi yetiştiren Allah (c.c), Hz. Meryem validemizi zamanımızdaki bazı bacıları¬mızın özendiği militan bir kimlikte ve militan bir kişilikte değil, onu nadide ve güzel bir bitki gibi yetiştirdiğini beyan etmektedir., Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi Zekeriyya'yı da ona sorumlu kıldı. Zekeriyya, ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yi¬yecek buldu: Meryem, sana nerden bu? deyince, Bu, Al¬lah kalındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık ve¬rendir dedi.[84] Kendilerini ve kızlarını yetiştirmeye talip olan bacıları¬mızın, Hz. Meryem validemizin İlahi terbiye ile nasıl yetiş¬tirildiğini dikkate almaları gerekir. Müslüman kadınlanmıza bir Örnek olarak verilen Hz. Meryem validemize emredilen eylemler ise, bütün kadınlanmızın muhatap ve mükellef ol-dukları eylemlerdir., Hani melekler de: Meryem, şüphesiz Allah seni seçkin kıldı, seni arındırdı ve alemlerin kadınları üzerine seçti de¬mişti Meryem, Rabbine gönülden itaatta bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.[85] Müslüman bir kadının rüku edenlerle birlikte rüku et¬mesi demek, hiç şüphesiz ki mutlaka camilere gitmesi veya cemaatlere dahil olması anlamında değildir. Müslü¬man kadını muhatap alan bu buyrukta, zaman ve mekan birliğinden ziyade eylem birliği vardır. Rüku veya secde et¬mek, müslümanların ortak eylemleridir. Dolayısıyle kendi odasında rüku veya secde eden bir kadın, dünya müslü-manlanyla birlikte rüku veya secde eden bir kadındır. Ayn-ca camilere veya mescidlere giderek cemaate dahil olmak müslüman kadınlar için farz olmadığı gibi, bazı durumlar dikkate alınarak bundan sakınmaları dahi tavsiye edilmiş¬tir. Nitekim Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde şu rivayet bulunmaktadır., Ebu Humeyd Es-Saidi'nin hanımı olan Ümmü Hu-meyd bir gün Resulullah (s.a.v.)'e gelip; "Ey Allah'ın Resu¬lü, seninle namaz kılmayı seviyorum (bu isteğime ne buyu¬rursun)" der. Resulullah (s.a.v.): Benimle namaz kılmayı sevdiğini biliyorum. Fakat bilmiş ol ki (namazın için yapılmış) evinde kıldığın namaz, odanda kıldığın namazdan daha hayırhdır. Odanda kıldığın namaz, evin açık bir yerinde (salonda) kıldı¬ğın namazdan daha hayırlıdır. Evinde kıldığın namaz, ma¬hallen veya kavmine mahsus mescidde kıldığın namazdan daha üstün ve hayırhdır. Kavmine ait camide kıldığın namaz ise, bu cami-i şerifimde kıldığın namazdan daha hayırlıdır. buyurdu. Hadisin ravisi şunları söylüyor: "Bu kadına, Resulul¬lah (s.a.v.)'in emir buyurduğu gibi evinin en derin ve kuytu köşesinde kendisine has bir mescid yapıldı. Allah'a kavu- şuncaya kadar, namazını orada kılmaya devam etti." İmam Ebu Davud'un Sünen'inde de, aynı manada şu hadis-i şerif zikredilmektedir., Mes'ud oğlu Abdullah (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre Resulullah (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır. Kadının (hususi ve dahili) odasında kıldığı namazı, sa-londa kıldığı namazından daha üstündür Evin içerisindeki yatak odasında kıldığı namazı, umuma açık olan evde kıldığı namazdan daha üstündür. Resulullah (s.a.v.)'in mescidinde ve Resulullah (s.a.v.)'in cemaatine dahil olarak namaz kılmak, kadın veya erkek bütün müslümanlar için çok görkemli, çok değerli bir eylem olmasına rağmen, Efendimiz (s.a.v.) rivayette söz konusu edilen müslüman kadına ve bu kadının şahsın¬da zamanımızdaki tüm müslüman kadınlara evde kılacakla¬rı namazın Rabbimiz katında daha hayırlı, daha efdal ola¬cağını buyurmaktadır. Dolayısıyle Resulullah (s.a.v.)'in cemaatine dahil ola¬rak, rahmet peygamberinin arkasında namaza durmak için değil, bazı sosyal faaliyetler adına itilip-çekişmeli mitinglere katılan ve bu gibi olaylarda girişkenlik adına ön plana çıka¬rak haddi aşan bütün bacılarımızın düşünmeleri ve dikkate almaları gereken bir tavsiyedir bu!. Çünkü yukarıdaki tavsi¬yede, müslüman kadının iffet ve onuruna, böylesi sosyal eylemlerden değil, Resulullah (s.a.v.)'in arkasında namaz kılmaktan bile daha fazla, çok daha fazla değer verilmekte¬dir. İslam'a teslim olmuş müslüman kadınlar böyle bir tak¬vaya davet edilmelerine rağmen, evlerinde çözümleyeme¬dikleri bir meseleyi çözümleyebilmek veya ev halkından Öğrenemedikleri gerçekleri öğrenebilmek için mescide gelenler de, kınanıp, tenkid edilmemişlerdir. Dolaytsıyle zaru¬ret hallerinde bu duruma ruhsat verilirken, genel düzlemde bundan sakınılması tavsiye edilmiştir. Vasat bir mü'mine olmanın fevkinde, tevhidi mücadelede Öncü olmak ve hayırlarda öne geçmek isteyen günümüzdeki seçkin bacılarımızın, kendile¬rine apaçık birer örnek olması gereken peygamber hanimlanyla ilgili aşağıdaki ayet-i kerimeleri mutlaka ve mutlaka dikkate almaları gerekir. Ey Peygamberin kadınları, Hm sizden açık bir çirkin utanmazlıkta bulunursa, onun azabı iki kat olarak arttırılır. Bu da Allah'a göre pek kolaydır. Ama kim de sizden Allah'a ve Resulü'ne gönülden ita¬at eder ve salih bir amelde bulunursa, ona da ecrini iki kere veririz. Ve biz ona üstün bir nzık da hazırlamışadır. Ey peygamberin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü ma'ruf bir tarzda söyleyin. Evlerinizde vakarla-oturun, ilk cahiliyye (kadınlanjnın süslerini açığa vurması gibi-, siz de süslerinizi açığa vurmayın; dosdoğru namaz kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah, sizden kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. Evlerinizde okunmakta olan Allah'ın ayetlerini ve hik¬meti hatırlayın. Hiç şüphe yok Allah, latiftir, haberdar olandır.[86] İlk iki ayet-i kerimede Öncü ve örnek olmak isteyen ve diğer müslüman kadınların da kendilerini örnek alacak¬ları mumineler için, azap ve ecirin iki misli olacağı beyan edilmektedir. Dolayısıyle böyle bir misyonu yüklenecek olan mü'mine bacılarımızın, diğer mü'minelerden çok daha takva sahibi olmaları, hal ve hareketlerine çok daha fazla dikkat etmeleri gerekmektedir. Ayet-i kerimelerin devamın¬da konuşma adabı verilmekte ve son iki ayet-i kerimede ise evlerinde vakarla oturmaya, öncelikle evlerinde oku¬yup, evlerinde düşünmeye davet edilmektedirler. Dolayı¬sıyle öncü ve örnek olmak isteyen mü'mine bacılarımızın bütün bu hükümleri dikkate almalan, cennet yolunu önce evlerinde aramaları, onurlu bir kimlik ile öncelikle evlerin¬de var olmalan, sosyal faaliyetler veya erkek müslümanlarla diyalog düzlemlerinde ise peygamber hanimlanndan bir adım geride kalmaları gerekir. Çünkü bütün müsiümanla-nn anneleri olan ve herhangi bir müslümanın nikahlayamayacağı peygamber hanımlan, bu durumları itibariyle gü¬nümüz mü'minelerinden farklı bir konuma sahiptirler. Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha ev¬ladır ve onun zevceleri de onların anneleridir...[87] Ey iman edenler, peygamberin evlerine yemek için izin verilmeden ve vaktine de bakmaksızın girmeyin, ancak çağn-hrsanız artık girin; yemeği yediğinizde de dağıhverin. Söz ve sohbet için de (evlerine) girmeyin. Gerçekten bu, peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır. Oysa Allah, hak(kı açıklamaktan utanmaz. Onlardan (peygamberin eşle¬rinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin. Bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri, için de daha te¬mizdir. Aüah'ın Resulü'ne eziyet vermeniz ve ondan sonra eş¬lerini nikahlamanız size ebedi olarak (helal) olmaz. Çünkü böyle yapmanız, Allah katında çok büyük (bir günah)tır.[88] Bazı mü'mine bacılarımız bu yazdıklanmızdan rahat¬sız olabilecekler ve kalbi bir burukluk ile "Tevhidi mücadetenin toplumsal boyutunda biz olmayacak mıyız?" şeklinde bir soru yöneltebileceklerdir. Konumuzun başında da be¬lirttiğimiz gibi tevhidi mücadelede kadın veya erkek yalnız başlarına değil, birlikte, birbirlerini tamamlayıcı bir nitelikte bulunmaktadırlar. Tevhidi mücadelenin toplumsal boyutun¬da müslüman kadın ve erkek arasında bir rekabet, bir yanş değil, ahenkli ve anlamlı bir yardımlaşma olacaktır. Dolayı-sıyle kadın ve erkeğin yardımlaşmaları gereken bu müca¬dele boyutunda, kadın ve erkek rekabet anlayışıyla bir ya¬nşa girer ve birbirlerinden daha fazla faaliyette bulunmaya çalışırlarsa, müslümanlar' olarak hayırlarla değil, birçok musibetlerle karşılaşırız. Müslümanlann hayırlarda yarışmakla mükellef olduk¬larını tabi ki biliyoruz. Ancak hayırlarda yarışmakla mükel¬lef olan bu müslümanlarda rekabet anlayışının aksine yar¬dımlaşma anlayışı hakimdir. Meselenin kadın ve erkekle ilgili diğer önemli boyutu ise kadın ve erkeğin birbirlerini tamamlıyarak üstesinden gelebilecekleri eylemlerde, böyle bir yanşma değil, kadın ve erkeğin birbirini tamamlaması vardır. Aynca müslüman kadınlar ile müslüman erkeklerin, çağdaş cahili anlayışta olduğu gibi birbirlerine karşı komp¬lekse girmelerine, birbirlerini kıskanmalarına veya birbirle¬rine hased etmelerine hiç gerek yoktur. Çünkü dinimiz İs¬lam'a göre şerre yardım etmek ile şerri yapmak arasında önemli bir fark olmadığı gibi, hayra yardım etmek ile hay¬rı yapmak arasında da önemli bir fark yoktur. Mesela Ebu Leheb'e serde destek veren karısı, Ebu Leheb'le birlikte cehennem ehli olmaktadır. Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu da Mah da, kazandıkları da kendisine bir yarar sağlamadı Alevi olan bir ateşe girecektir. Esi de; odun hamalı (ve) Boynuna bükülmüş bir ip (bağlanmış) olarak, Bu örneğin aksine, İbrahim ve İmran ailesi ise alem¬ler üzerine seçilen ve müjdelenen ailelerdendir., Gerçek şu ki, Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçti;[89] İbrahim (a.s.)'ın ailesi, İbrahim (a.s.)'ın yaptığı birçok eylemi yapmamasına rağmen, İbrahim (a.s.) ile birlikte İlahi müjdeye muhatap olmaktadır. Onlar İbrahimi eylemleri yapmamışlardı ama İbrahimi eylemlerde İbrahim'e yardım etmişler, ona destek olmuşlardı. Aynı olayı Resulullah (s.a.v.)'in sünnetinde de görme¬miz mümkündür. Hz. Hatice validemiz, Efendimiz (s.a.v.) ile birlikte cennette olacak olan mümtaz bir validemizdir. Peki, Mekke sokaklarında veya Ukaz panaymnda Hz. Hati¬ce var mıdır? Hz. Ömer (r.a.) müslüman olduktan sonra Kabe-i Şe¬rife doğru topluca yürüyen müslümanlar arasında, bir tek kadın müslüman, bir tek mümine var mıydı? Tevhidi mücadelenin bu boyutunda, Resulullah (s.a.v.)'i ve birçok erkek müslümanı sık sık gördüğümüz gibi, bazı sınırlı istisnalar dışında diğer mü'mi-neleri de görüyor muyuz? Bizatihi görmüyoruz, göremiyoruz!. Fakat alemlerin Rabbi olan Allah'a yemin ederiz ki. Mekke sokaklarında türlü eziyetlerle karşılaşan, Ukaz panayırında İslam'ı anlatmak için çırpınan Resulullah (s.a.v.)'in bütün bu mübarek eylemlerini, Hz. Hatice valide¬mizden ayn görmüyor, ayn düşünemiyoruz. Çünkü Resu¬lullah (s.a.v.)'e gücü nisbetince yardımcı olan, Efendisini her üzüntüde teskin, her hayırda teşvik eden Hz. Hatice validemizi, Resulullah (s.a.v.)'in mübarek eylemlerinden ayrı görmemiz, ayrı düşünebilmemiz mümkün değildir. Günümüzdeki birçok müslüman eşler arasında, böy¬lesine anlamlı ve ahenkli bir bütünlük ne yazı ki yoktur. "İslami mücadelede erkekler ne yapıyor, kadınlar ne yapı¬yor?" gibi sorularla kadın erkek ayırıma gidilmekte ve bu aymmlı düzlemde bazı kompleksler ile bencil tartışmalar olabilmektedir, Oysa daha önce de belirttiğimiz gibi bu ko¬nularda kıskanç veya bencil yaklaşımları bir kenara bıraka¬rak, birbirimizle yardımlaşmamız ve birbirimizin yaptıkla¬rıyla onur duymamız gerekir. Meselenin bu boyutuna fıtri olan bir gerçeklikten örnek vermek istiyorum. Mesela ken¬disini selam ve rahmetle anmak istediğim bir anacığım vardır. İslam adına yaşadıklarımı, yaptıklarımı ve yapmaya çalıştıklanmı gördüğü zaman "Oğlum yaptı, ben de yapa¬yım!." gibi düşüncelere veya vesveselere hiç kapılmadan benimle iftihar eder, benimle onur duyar. Her anne ile oğul arasında yaşanabilecek olan bu olayı ve bu olayın nedenini düşünmemiz gerekir. Analar böylesi durumlarda evladlanni niye kıskanmıyorlar, niye komplekse düşmüyorlar ve bütün bunlann fevkinde evladlanyla niye iftihar ediyorlar? Çünkü bu analar,evladlanni kendilerinden ayrı, kendilerini evladlann-dan ayn düşünmüyorlar. Bu çocuğu Allah'ın izniyle ben doğurdum, ben emzirdim, ben yetiştirdim bilinciyle ve analık sevgisiyle bütünleşen duygular, onlan kıskançlığa değil, iftihara götürüyor. Evladlannm yaptığı hayırlı amel¬lerde kendilerinin de önemli bir payı olduğunu bilerek, id¬rak ederek, bu amelleri sanki kendileri yapmış gibi ve hat¬ta daha fazla seviniyor, daha fazla onur duyuyorlar. Peki, kadın ve erkek müslümanların da birbirlerine bu bi¬linç ve bu sevgiyle yaklaşmaları gerekmez mi? "Erkekler şunu yaptı, kadınlar bunu yapmadı!." tartış¬masına girmeden, birbirleriyle yardımlaşıp, birbirleriyle onur duymasınlar mı? Birbirlerinin yaptıkları hayırlı eylemleri, bu onurlu bi¬linçle paylaşmasınlar mı? Oysa İlahi vahiy, kadın ve erkeği rekabete değil, birlik ve bütünlüğe davet etmektedir. Davasının şuurunda olan müslüman er¬kekler kadınlanyla onur duyarlarken, davasının şuurunda bulunan müslüman kadınlar da erkekleriyle onur duymak¬tadırlar. Sokaklarda ve meydanlarda gerçekleştirilen Rabbani eylemlerde genel olarak erkekler gözükse de, bu erkekle¬rin arkasında kadınlar bulunmaktadır. Bu erkekler, kendile¬rini yetiştiren analanndan, kendilerini hayra teşvik eden ve destekleyen hanımlarından ayn değildirler. Nitekim müslü¬man kadınlann böylesi meydanlarda varolması demek, meydanlara teşvik ettikleri kocalarıyla, . meydanlar için yetiştirdikleri oğullanyla varolmalan demektir. Günümüzdeki kadın ve erkek müslümanların ve özel¬likle evli olan mümine bacılarımızın, bütün bu hususlan önemle dikkate almalan gerekir. Çünkü evli Müslümanlar arasında oldukça yaygınlaşan uyuşukluk ve pasiflik, arasındaki bu bilincin ve bu hikmetli yardımlaşmanın ol¬mayışından kaynaklanmaktadır. Evli olduğunuz erkekleri¬niz müslüman olduklarını iddia etmelerine rağmen sokak¬larda veya meydanlarda yoksa, tevhidi mücadelenin bu önemli boyutunda henüz gömülmeyen ölüler gibiyse, bu utanılası durumdan sadece erkekleriniz değil, sizler de uta¬nınız. Çünkü zamanımızdaki birçok müsiüman erkeğin pa¬sifliği ve uyuşukluğu, belli bir düzene girmemiş çarpık aile yaşantısından ve hanımlarından kaynaklanmaktadır. Netice olarak tevhidi tebliğe ve tevhidi mücadeleye susamış sokaklar ve meydanlar, öncelikle sizleri, siz değer¬li bacılarımızı değil, hayra teşvik edeceğiniz kocalarınızı, hayır üzere yetiştireceğiniz oğullannızı bekliyor. SONUÇ OLARAK Kadınlarla ilgili bu sınırlı kitap çalışması genel hatla¬rıyla dikkate alındığı zaman, İslam'ın kadınlara verdiği de¬ğer kısmi de olsa açıklık kazanacaktır. İslam'a göre kadın¬ların, arayarak veya bulmaya çalışarak değil, kendilerinde olanı koruyarak, kendilerinde olana sahip çıkarak kazana¬bilecekleri iffet ve onurlan vardır. Kadınlara bizatihi verilen bu iffet ve onurun korunarak kazanılması ise konuyia ilgili İlahi hükümlerin dikkate alınmasıyla mümkündür. Kadına gerçek değerini veren yegane merci, kadını yaratan ve yarattığı kadına merhametle yakla-şan Allah (c.c.)'dır. Dünyadaki tüm kadınları İslam'ın rah¬met ve adalet iklimine davet eden İlahi vahiy, kendi daveti ile diğer bütün beşeri davetlerin mukayese edilmesini iste¬mekte, bu mukayese ile sağlıklı bir tercihte bulunulmasını dilemektedir. Kadın haklan adına konuşan tüm beşeri mercilerin, günümüz kadınını dünya yaşantısında hangi noktaya getir¬diği ve ahirette hangi akibete sürüklediği aşikardır. İslam ise kendisine teslim olan tüm kadınlara, tertemiz bir dünya hayatı ve bu dünya hayatıyla mukayese edilemeyecek olan ebedi bir cennet va'detmektedir. İşte bu İlahi vaade, alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'ın lutfuna ve yardı¬mına mazhar olabilmek, dünya yaşantısında Allah'ı ve Al¬lah'ın hükümlerini dikkate alabilmekle mümkündür. Şanı yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de kadınlan rahmet ve ada¬lete götürebilecek hükümleri vazetmekte ve sonuç olarak da, evet, sonuç olarak da, tüm kadınlara aşağıdaki şu ör¬nek ve ibretleri vermektedir., Allah, küfretmekte olanlara, Nuh'un eşini ve Lut'un eşi¬ni örnek olarak verdi İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikahları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, onlara (kocaları) kendilerine Allah'tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: Diğer girenlerle birlikte ateşe girin denildi Allah, iman etmekte olanlara da Firavun'un karısını Örnek olarak verdi Hani demişti ki; Rabbim bana kendi ka¬tında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptık¬larından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar. İmran'ın kızı Meryem'i de. Kî o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz de ona kendi ruhumuzdan üfledik O da Rabbi-nin kelimelerini ve Kitab'larını tasdik etti O, (Rabbine) gö¬nülden bağlı olanlardandı Yaşadığımız toplumda bazı kadınlar vardır!. Babalannın veya kocalannın Allah'a kulluk yaptıkları¬nı dikkate alarak, bu durumdan kendilerine de bir pay çıkanrlar. "Ben Allah'a- kulluk yapmasam da, müslüman olan kocama şöyle şöyle hizmet ediyorum. Onun çamaşır-lannı yıkayıp, ona yemek hazırlıyorum.." diyerek, en kötü ihtimalde bile hizmet ettikleri kocalarından aynlmayacakla-nnı ve onlarla beraber cennete girivereceklerini zanneder. Şanı yüce Rabbimiz batıl bir zan üzere olan bu şaş¬kınlara, Nuh ve Lut (a.s.)'ın eşlerinden örnek vermektedir. Bu şaşkın ve sapık kadınlar İlahi huzurda "Ya Rabbi!. Cen¬nete giden şu adamlar, bizlerin kocalarıydı. Bizler onlara hizmet etmiş, onların çamaşırını, bulaşığını yıkamıştık. Bu yaptıklarımızın hiç mi değeri yok. Bizi onlardan niye ayırı¬yorsun?" dedikleri zaman, şanı yüce Rabbimiz kendilerine dünya yaşantısında verilen bu örneği hatırlatacaktır. Onla¬ra Nuh ve Lut (a.s.)'ın eşlerini göstererek "Bunlar peygam¬ber olan kocalarına hizmet eden kadınlardı. Ancak kocala¬nnın hak olan davetlerine ihanet etmişler ve Bana kulluk yapmamışlardı. Şimdi onlarla beraber girin cehenneme!." buyuracaktır. Müslüman bir kocaya Allah nzası için hizmet etmek, hiç şüphesiz ki müslüman kadınlar için karşılığı ecir ve mükafat olan saygın davranışlardır. Ancak bir insan olan kadınların öncelikli görevi, yaratılış gayelerine uygun ola¬rak Allah'a kulluk etmeleridir. Şayet kadınlar, erkeklere hizmet etmek için yaratılmış olsalardı, Nuh ve but (a.s.)'a hizmet ederek bu görevi yerine getiren eşleri cehenneme değil, cennete giderlerdi. Oysa şanı yüce Rabbimiz kadın¬lan erkeklere hizmet etmeleri için değil, kadınıyla erkeğiyle tüm insanları öncelikle ve özellikle kendisine kulluk etmele-ri için yaratmıştır. Müslüman bir erkeğin kansının hakları¬na riayet etmesi ve onun ihtiyaçlannı gidermesi, müslü¬man bir kadının kocasının haklarına riayet etmesi ve onun hizmetini görmesi, Allah'ın nzası gözetilerek yapıldığı süre¬ce, Allah'a kulluk içine girmekte ve karşılığı ecir olmakta-dır. Günümüzdeki birçok kadının, Allah'a kulluk hususunda öne sürdükleri bir ikinci ma¬zeret ise, İslam üzere olmayan veya İslami duyarlılığı bulunmayan kocalarıdır, Bu kadınlar İslami davetlerle karşı¬laştıkları "zaman, bu davetleri genellikle kabul ettiklerini be¬lirtirler ve bu bilinçsiz tastiğin hemen arkasından "Ahh şu kocalarımız!." diyerek, kocalarını büyük bir mazeret olarak ileri sürerler. Bu şaşkınlar aynı mazereti İlahi huzurda da savunabileceklerini düşünmektedirler. Allah (c.c.)'a karşı boyunlannı bükerek "Ya Rabbit. Kocalarımız müslüman olsalardı, hiç şüphesiz ki bizler de müslüman olurduk!. Fa¬kat bizim kocalarımız şöyle şöyle insanlardı. İçki içerler ve bizlere eziyet ederlerdi. Bizler de bu nedenle onlara uyduk ve Sana kulluk edemedik!." dedikleri zaman, bu mazeretle¬rinin geçerli olacağını' zannederler!. Oysa Allah (c.c), iman etmelerine rağmen bu durumda olan bütün kadınla¬ra Firavunun kansını örnek vermektedir., Allah, iman etmekte olanlara da Firavun'un karısını Örnek olarak verdi Hani demişti kU Rabbim bana kendi ka¬tında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun yaptık¬larından kurtar ve beni o zalimler topluluğundan da kurtar.[90] Lütfen düşünelim!. Zamammızdaki hangi koca, bütün kavmine ilahlık taslayan, binlerce e;kek çocuğunu vahşice boğazlatan, mu¬cizelerle karşılaşmasına rağmen küfründe inat eden Fira¬vundan daha kötüdür!. İşte böyle bir Firavunun kansı olan mümine validemiz, böylesi şartlarda dahi Allah'a yönel¬mekte ve Allah'a sığınmaktadır. Kocası olan Firavun'un yaptığı bütün zulümlerden kendisini beri tutmaya çalışan, gücü nisbetince Allah'ı zikredip, Allah'a kulluk eden bu mümtaz validemiz, kocalannı mazaret olarak ileri sü\ n bütün kadınlara örnek olarak verilmekte ve kendilerini "Si¬zin kocalarınız, Firavun'dan daha rnı kötüydü?" sorusuyla karşı karşıya getirilmektedirler. Tabi ki cevapsız kalacak bir sorudur bu!. Kadınlarla ilgili olarak verilen son ömekde, Hz. Mer¬yem validemiz zikredilmekte ve onun durumu beyan edilmektedir., İmran'ın kızı Meryem'i de. Ki o kendi ırzını korumuştu. Böylece Biz de ona kendi ruhumuzdan üfledik O da Rabbi-nin kelimelerini ve Kitab'larını tasdik etti. O, (Rabbine) gönül¬den bağlı olanlardandı,[91] Cahili toplumlarda yaşamalarına rağmen Allah'a kul¬luğun gereğini yapmakla mükellef olan bütün kadınlar, hiç şüphesiz ki bazı cahili baskılarla ve ithamlarla karşılaşabile¬ceklerdir. Bazıları aileleri içinde yalnız kalacaklar, hem ai¬lelerinin ve hem de cahili toplumun değişik tenkit ve it¬hamlarıyla karşı karşıya gelebileceklerdir. İşte bütün bu kadınlarımıza Hz. Meryem validemiz örnek olarak veril¬mektedir. Kendi kabilesi olmasına rağmen yalnızlığı yaşayan Hz. Meryem validemiz, bu yalnızlık içinde iffet ve onurunu korumuştu. İffet ve onuruna böylesine düşkün olan ve bu değerlerini büyük bir özenle koruyan Hz. Meryem valide¬miz, kendisi için oldukça dehşetli olan aşağıdaki hadiseyi yaşamış ve Allah'ın apaçık bir emriyle karşılaşmıştı., Kitab'ta Meryem'i de zikret. Hani o, ailesinden kopup doğu tarafında bir yere çekilmişti Sonra onlardan yana (kendini gizleyen) bir perde çek¬mişti Böylece ona ruhumuz (Cibril'i) göndermiştik, o da, düzgün bir beşer kılığında görünmüştü. Demişti ki; Gerçekten ben, senden Rahman (olan Allah)a sığınırım. Eğer takva sahibiysen (bana yaklaşma). Demişti ki- Ben, yalnızca Rabbinden (gelen) bir elçiyim; sana tertemiz bir erkek çocuk armağan etmek için (buradayım). O: Benim nasıl bir erkek çocuğum okıbiUr? Bana hiç¬bir beşer dokunmanınken ve ben azgın-utanmaz (bir kadın) değilken dedi İşte böyle dedi Rabbin, dedi İd: Bu benim için ko¬laydır. Onu insanlara bir ayet ve bizden bir rahmet kılmak için (bu çocuk olacaktır). Ve iş de olup bitmişti Böylelikle ona gebe kaldı, sonra onunla ıssız bir yere çekildi[92] Allah'ın emri ve takdiri gereği, babasız bir çocuğa sahip olmak!.. İffet ve onuruna özenle değer veren mü'mine bir ka¬dın için, ne muazzam bir imtihandır bu!. Bu imtihanın ne anlama geldiğini, kendilerini Hz. Meryem validemizin yeri¬ne koyan ve olayı sonrasına göre değil, öncesine göre ya¬şayacak olan iffetli bacılarımız çok iyi anlayacaklardır. En yakınlan da dahil olmak üzere bütün bir toplum "Bu ço¬cuk da ne? Bu ne utanmazlık, bu ne ahlaksızlık!." diyecek¬lerdir. İffetli bir kadın iffetsizlikle, namuslu bir kadın na¬mussuzlukla, onurlu bir kadın onursuzlukla suçlanacaktır!. Nitekim Hz. Meryem validemiz aynı hakaretlerle, aynı it-hamlarla karşılaşmıştı., Böylece onu taşıyarak kavmine geldi Dediler ki: Ey Meryem, sen gerçekten şaşırtıcı bir şey yaptın. Ey Harun'un kız kardeşi, senin baban'kötü bir Hşi de¬ğildi ve annen de azgın-utanmaz (bir kadın) değildi[93] İffet ve onuruna her şeyden daha fazla değer veren mümine bir kadının dayanabileceği, tahammül edebileceği ithamlar değildir bunlar!. Aynca şu hususu da dikkate al¬mamız gerekir ki, Hz. Meryem validemiz babasız bir çocukla kavmine gideceği zaman böylesi iğrenç ithamlarla, böylesi hakaretlerle karşılaşacağını biliyordu. Fakat bunlan, bütün kınlan bilmesine rağmen bir mü'mine olarak teslim olması, bu hükme boğun eğmesi gerekiyordu!. Nitekim "Ney¬le karşılaşacak olursam olayım, Allah'ın emrine teslim olmalıyım" diyor ve bu bilinçle teslim oluyordu. İşte böylesi¬ne muazzam bir imtihandan alnı ak, gönlü pak olarak çıkan Hz. Meryem validemizi, saygı ve hürmetle selamlıyo¬ruz. Allah'a iman eden bütün bacılanmızın, bütün kadınla¬rımızın bu apaçık örnekleri dikkate almalan gerekmekte¬dir. Hz. Meryem validemizle ilgili örneği yaşarcasına anla¬maya çalıştıkları zaman, öncesinde apaçık bir toplumsal itham, apaçık bir toplumsal aşağılama gözüken Allah'a tes-limiyetlerde dahi, sonuç olarak zilletin değil, şeref ve izzetin olduğunu göreceklerdir. Nitekim Hz. Meryem validemizi izzetli bir azize durumuna getiren, mü'mine bir kadın için zillet gibi gözüken bu imtihandaki iman ve teslimiyetidir. Netice olarak Allah'a teslim olan tüm mü'mine bacıla¬rımızı saygıyla selamlamak, bu teslimiyete henüz ulaşma¬mış diğer bütün kadınlarımıza yine saygıyla şunlan söyle¬mek isteriz.,Allah'a gereğince teslim olabilmeniz için vakit geçti demiyoruz!. Allah'a gereğince teslim olabilmeniz için daha çok va¬kit var da demiyoruz!. Vakit veya fırsat, yaşadığınız bu andır.. Tesettürü ve Allah'a kulluğu yaşlılığa bırakan, "Fiziki ve maddi olarak çirkinleştikten sonra manen güzelleşirim!." diyen kadınlar, maddi ve manevi bir çirkinlik ile me¬zar çukurlannı doldurmaktadırlar. Çünkü insanlar, ya inan-dıklan gibi yaşamakta veya yaşadıkları gibi inanmaya başlamaktadırlar. Şu an kalbinizde makes bulan ve kalbini¬zi yumuşatan İlahi gerçekler, gereği üzere yaşanmadığı za¬man sizleri terkedecek olan gerçeklerdir. Bu gerçeklere karşı şimdi yumuşak olan kalbiniz, bu gerçeklerin yaşan¬madığı bir vücudda katılaşacak, kaskatı olacaktır. Dolayı-sıyle şimdi yaşamak istemenize rağmen yaşamadığınız İla¬hi gerçekleri, yannlarda katılaşan kalblerinizle yaşamanız, yaşayabilmeniz mümkün olmayacaktır. Kur'an-ı Kerim'in beyanını esas alarak kısaca belirttiğimiz bu kalbi durumun doğruluğunu veya yanlışlığını, çevrenizdeki insanlara ve cahili bir yaşantı üzere yaşlanmış zavallı kadınlara bakarak anlıyabilirsiniz. Kaldı ki Allah'a kulluğu yarınlara ertelemelerine rağ¬men, yarınları göremeden ölen milyonlarca genç insan da bulunmaktadır. Örnek ve ibret almanız için, "Ya Rabbi ben geldim, ben Sana geldim!." diyerek İslam'ın rahmetine girmeniz için bütün bunlar yetmez mi? Lütfen kendinize geliniz!. Ve kendinize geldiğiniz zaman İlahi gerçekler doğrul¬tusunda kendinizi öyle tutunuz, kendinizi öyle tutunuz ki, bir daha kendinizi, izzet ve onurunuzu kaybetmeyiniz.. Selam ve sevgi, hidayete tabi olanlar üzerinedir.. [1] 7-A'raf 172.173 [2] 40-Mü'min 68 [3] 15-Hicr 26 [4] 16-Nahl 72 [5] 22-Hac 5 [6] 23-Mü'minun 12...14 [7] 40-Mü'min 67.68 [8] 4-Nisa 32 [9] 2-Bakara 228 [10] 4-Nisa 34 [11] 49-Hucurat 13 [12] 32-Secde 7...9 [13] 95-Tin 4 [14] 6-En'am 139 [15] 16-Nahl 58.59 [16] 43-Zuhruf 16 [17] 6-En'am 137 [18] 81-Tekvir8.9 [19] 4-Nisa 127 [20] 46-Ahkaf 15 [21] 5-Maide 32 [22] 43-Zuhruf 17 [23] 108-Kevser3 [24] 3-Al-i İmran 35-37 [25] 33-Ahzab 59 [26] 17-İsra 32 [27] 2-Bakara 221 [28] 4-Nisa 22.23 [29] 5-Maide 5 [30] 24-Nur 3 [31] 24-Nur 26 [32] 5--Maide 5 [33] 2-Bakara 120 [34] 4-Nisa 34 [35] 66-Tahrim 3.-5 [36] 4-Nisa 36 [37] 9-Tevbe 24 [38] 64-Teğabiu. 14 [39] 66-Tahrİm 1.2 [40] 66-Tahrim 6 [41] 20-Taha 132 [42] 4-Nisa 19 [43] 4-Nisa 34 [44] 38-Sad 44 [45] 4-Nisa 3 [46] 4-Nisa 129 [47] 2-Bakara 222.223 [48] 25-Furkan 74 [49] 7-A'raf 189.190 [50] 6-En'am 151 [51] 17-lsra 31 [52] 81-Tekvir9 [53] 46-Ahkaf 15 [54] 2-Bakara 233 [55] 28-Kasas 12 [56] 70-Mearic 19 [57] 79-Nazi'at 40 [58] 91-Şems 7... 10 [59] 5 3-Necin 24 [60] 37-Saffat 100...109 [61] 2-Bakara 125 [62] 22-Hac 26 [63] 16-NahI 80 [64] 22-Hac 26 [65] 10-Yunus 87 [66] 8-Enfal 35 [67] 3-Al-i İmran 96 [68] 22-Hac 26 [69] 5-Maide 97 [70] 6-En'am 114 [71] 4-Nisa 35 [72] 4-Nisa 65 [73] 2-Bakara 229 [74] 2-Bakara 230 [75] 28-Kasas 23.24 [76] 2-Bakara 282 [77] 2-Bakara21 [78] 51-Zariyat 56 [79] 48-Fetih 6 [80] 4-Nisa 124 [81] 9-Tevbe 72 [82] 21-Enbiya 7 [83] 43-Zuhruf 18 [84] 3-Al-i îmran 35.-37 [85] 3-Al-i İmran 42.43 [86] 33-Ahzab 30...34 [87] 33-Ahzab 6 [88] 33-Ahzab 53 [89] 3-Al-i İmran 33 [90] 66-Tahrim 11 [91] 66-Tahrim 12 [92] 19-Meryem 16...22 [93] 19-Meryem 27.28 |
|
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:30 .
http://www.islamportali.com
|
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.5 |
|
ExForum |
Rüya Tabirleri |
Dini Hikayeler