.:: Tavan Arası ::.

Geri git   İslamportali.com - İslami Forum > HANIMEFENDİLER ve BEYEFENDİLER > Bayanlara Özel > kadın ve tesettür
Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 06-20-2009, 10:57   #1 (permalink)
Yeni Kullanıcı
 
DÂRU' L-ADL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bilgiler
Üyelik tarihi: Apr 2009
Cinsiyet:
Mesajlar: 1.870
Seviye: 36 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 175 / 875
Güç: 623 / 7923
Deneyim: 2%
İletisim
Standart Kadının onuru.. (2.bölüm)

KADININ ONURU..
(2.BÖLÜM)

Yetiştirme.

Tesettür

1. Fuhşiyatı Önlemek İçin.

2. Nesli Ve Aile Kurumunu Korumak İçin.

3. Kadına Gerçek Bîr Kimlik Ve Kişilik Kazandırmak İçin.

Evlilik Ve Aile.

Evliliğe Hazırlık.

Eşlerin Seçimi Ve Uyumu.


YETİŞTİRME

Kız evladlarının yetiştirilmesiyle ilgili olarak Resulul-lah (s.a.v.)'in sünnetinde örnekler olduğu gibi Kur'an-ı Kerim'de de örnekler bulunmaktadır. Bu örneklerden en açık olanı, Hz. Meryem validemizle ilgili olanıdır. Hz. Meryem validemizle ilgili örneği kavrayabümemiz için, öncelikle aşağıdaki ayet-i kerimeleri dikkate almamız gerekecektir.,
Hani İmran'ın karısı: Rabbim, karnımda olanı, 'her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak' Sana adadım, benden kabul et. Şüphesiz işiten, bilen Sen'sin Sen. demişti
Fakat onu doğurduğunda Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilirken dedi ki; Rabbim, doğrusu onu bir hz doğurdum. Erkek ise, hz gibi değildir. Ona Meryem adım koydum. Ben onu ve soyunu o taşa tutulmuş şeytandan Sana sı¬ğındırırım.
Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi Zekeriyyaty da ona sorum¬lu kıldı. Zekeriyya, ne zaman mihraba girdiyse, yanında bir yiyecek buldu: Meryem, sana nerden bu? deyince, Bu, Allafı katındandır. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız nzık ve¬rendir dedi[24]
Bu ayet-i kerimelerde Allah'a adanan Hz. Meryem'in, Allah tarafından nasıl ve ne şekilde yetiştirildiğine açıklık getirilmektedir. Alemlerin Rabbi olan Alİah (c.c), kendisi¬ne adanan Hz. Meryem'i, nasıl yetiştirdiğini şu kısacık cümle ile ifade etmektedir.
Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulİe kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi.
Tabi ki kısa olmasına rağmen, uzun uzun düşünme¬miz gereken bir ifadedir bu.,
Onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi.
Bitkilerle insanları mukayese ettiğimiz zaman, karşımıza çıkan en belirgin farklılık, ikisi arasındaki hareket farklılığıdır. Hareket etme ve yürüme istidadında olan insanlar, ihtiyaçlarının kendilerine gelmesini bekle¬mekten ziyade, ihtiyaçlarına doğru yürürler. Bitkilerde ise bu özellik yoktur. Toprağa kök salan ve kök saldığı yere bağımlı olan bir bitki, ihtiyaçlarına doğru serbestçe hareket etme yeteneğine sahip değildir. İhtiyacı olan suyu, kökleri¬nin bulunduğu ve köklerinin uzanabileceği kendi yerinde, kendi toprağında arar. Susuzluktan kurusa dahi, yüz metre ilersindeki bir su kaynağına yürüyerek veya köklerini dışa¬rıya çıkanp yuvarlanarak gitmez, gidemez. Çünkü kendisi¬nin sevdalandığı ve kendisi için vazgeçilmez olan ilk şey topraktır. Bu sevda ile toprağa köklerini salmış, bu sevda kökleri ile dik, dimdik durabilmiştir. Suya olan ihtiyacından dolayı topraktan kopması, köklerini dışarıya vurması, hiç şüphesiz ki dikliğini, doğruluğunu ve onurunu kaybetmesi demektir.
Bu nedenle kopmaz, kopamaz sımsıkı bağlandığı topraktan. Toprağı sev¬da ile kucaklayan kökleri, susuzluktan kuruma pahasına da olsa bu sevdaya ihanet etmez. Kendilerini dosdoğru kılan bir sevdalı onurla yaşadıklan gibi, aynı sevdalı onurla ölür¬ler. Nitekim "Ağaçlar ayakta ölür" onurlu ifadesinin, ger¬çek kahramanlan bunlardır.
Bu kahramanlar,
Ölürken değil, yaşarken bile ayakta olamayan insan¬lara açık, apaçık mesajlar vermektedirler.
Bu kahramanlar,
"Allah'ın ipine sımsıkı nasıl tutunacağız, nasıl tutun¬mamız gerekir?" diye soran tüm müslümanlara, bu onurlu halleriyle cevap vermekte ve onlara "Bizim gibi, bizim top¬rağı tuttuğumuz gibi" demektedirler.
İşte kök saldıklan toprakta sessiz ve sakin bir şekilde varlıklarını sürdüren bitkilerin, ağaçlann böylesine onurlu bir hali, böylesine onurlu bir kimlikleri vardır. Toprağa, havaya ve güneşe olan ihtiyaçları gibi, suya da ihtiyaçlan olmasına rağmen, bu ihtiyaçları onlan isyana değil, tevek¬küle ve sabıra davet etmektedir. Bulunduklan yerde sebat göstererek, Allah'ı zikredip ve Allah'a tevekkül ederek, sa¬dece Allah'tan beklemektedirler.
İşte Hz. Meryem böyle olduğu gibi,
Hz. Meryem'in yetiştirilişi de böyleydi. Şanı yüce Rabbimiz Hz. Meryem validemizi "Güzel bir bitki gibi yetiştirdiğini" beyan ederken, ayet-i kerimede verilen bitki Örneği, Kur'an-ı Kerim çerçevesinde düşünüldükçe hikmet¬leri anlaşılabilecek bir örnektir.
Kur'an-ı Kerim'i ve Sünnetullah'ı dikkate alan bütün anne ve babalann da, Rabbimizin verdiği bu hikmetli ör¬neği idrak ederek kız çocuklannı narin ve nadide bir çiçek gibi yetiştirmeleri gerekmektedir. Çünkü kızlara ve kadınlara yakışan, kabalık veya hoyratlık değil, incelik ve ne:za-kettir. Erkeklerdeki bazı sert ve katı tavırlar, erkeklere o\r nebze yakışsa dahi, böylesi tavırlar kızlara yakışmaz. Büyü¬dükleri ve evlendikleri zaman, yeni nesillerin mürebbiy«esi durumuna gelecek olan kız çocuklanndan yeni nesilleri na¬sıl yetiştirmelerini bekliyorsak, onlan aynı şekilde yetiştir¬memiz gerekmektedir.
Ananın mürebbiyeliği ise, hiç şüphesiz ki şefkat, merhamet ve nezaket düzle¬minde gerçekleştirilen bir mürebbiyelik olmalıdır. Nitekim Resulullah (s.a.v.)'in kız çocuklannı nasıl yetiştirdiğini dik¬kate alırsak, bu yetiştirmedeki şefkat, merhamet ve neza¬ket örneklerini müşahhas bir şekilde görebilmemiz müm¬kün olacaktır.
Eğitim Kız çocuklannın eğitimi, dini meseleleri öğrenme ve öğretme hususlannda erkek çocuklanndan pek farklı değil¬dir Müslüman bir ailede hem erkek ve hem de kız çocuk¬larına anlayış seviyelerine göre İslami gerçekler anlatılmak¬ta çocuklann anlayabileceği örneklerle islam'ın temel meselelerine açıklık getirilmektedir. Çocuklar amel etme çağma geldikleri zaman ise çocuklann amelle ilgili gene. fı-kıhlan anne ve baba tarafından izah edilmekle birlikte, hz çocuklannın kendilerine özgü farklı fıkıhları, özellikle ane¬len tarafından kızlarına iletilmektedir.
Kız çocuklannın yetiştirilmesinde annelerin di&ate alacağı diğer önemli mesele ise, kız çocuklarını bir evna-nımı olarak yetiştirmeleridir.
Okumak, öğrenmek, ilim tahsil etmek, çok önemli eylemler olmasına rağ¬men, bütün bu eylemler, bir kızın veya bir kadının ev işle¬rini öğrenmesine ve yapmasına engel olmamalıdır.
Ne kadar okumuş olursa olsun, para kazanamayan, evinin geçimini temin edemeyen bir erkek, müslüman bir aile için genelde tercih edilebile¬cek bir erkek olmadığı gibi, ne kadar okumuş olursa olsun,
ev işlerini bilmeyen, bunları yürütemeyecek olan bir kadın da, yine müslüman bir aile için genel olarak tercih edilebilecek bir kadın değildir.
Dolayısıyle İslam toplumu için müslüman bir aile ne kadar gerekli ise, müslüman bir aile için de, evinin geçimi¬ni temin edebilen bir baba ve evin işlerini yürütebilen bir anne o kadar gereklidir.
Kız çocuklannın yetiştirilmesinde Önemle üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, kız çocuklanna na¬mus ve iffet bilincinin verilmesidir.
İffet, kadınlar için kazanılan değil, korunan bir haslet¬tir. Bu değer kadının yaratılışında vardır. Dolayısıyle kız çocuklanna bu iffet şuurunun verilmesi ve bu iffeti özenle korumaya teşvik edilmeleri gerekmektedir. "Nasıl olsa ço¬cuktur" diyerek kız çocukla çıplaklığa ve çıplaklık kültü-rüne yönelten anne ve babalann, ilerleyen yaşlarda çocuk¬larına iffet ve utanma duygularını vermeleri oldukça zordur. Nitekim böylesi ailelerde yetişip, çıplaklığı doğal bir kültür olarak algılayan ve bu çıplaklık kültürü ile namus ve iffetini yitiren nice kızlar bulunmaktadır!.
Cahiliye döneminde bazı kız çocuklannın diri diri toprağa gömüldüklerini söylemiştik. Fakat hiç şüpheniz ol¬masın ki yaşadığımız çağda ailesi tarafından çıplaklığa, ah¬laksızlığa ve küfre saptınlan birçok kız çocuğu. İlahi hesap gününde babalan tarafından diri diri toprağa gömülen kız çocuklannın tertemiz yüzlerine bakacaklar ve gözlerindeki dehşetli öfke ile kendi anne babalanna dönerek, onlara şöyle haykıracaklardır.,
Keşke bizleri diri diri çirkefe gömeceğinize, diri diri toprağa gömseydiniz!.

TESETTÜR

İslam'ın, müslüman kadınlar için öncelikli emirlerin¬den olan tesettür, şeytan ve dostlarını en çok rahatsız eden meselelerden birisidir. Rahatsızlık duydukları husus, mümine bir kadının örtünmesinden ziyade bu eylemin di¬ğer kadınlar arasında da yaygınlaşması ve diğer kadınlann da, gerçek kadınlık değerlerini farkederek örtünmeye mey¬letmeleridir. Tabi ki bu duruma pek tahammülleri yoktur.
Çünkü serbestlik adına, kadını çıplak bir şekilde gör¬mek istemektedirler.
Çünkü ekonomi adına, kadının çıplaklığını kullanmak istemektedirler.
Çünkü cömertlik adına, kadının vücudundan fayda¬lanmak istemektedirler.
Nitekim mü'min bir kadın için problem olmayan bu tesettür eylemi, şeytani zihniyete sahip böylesi kimseler için başlı başına bir problem olmaktadır. Çırılçıplak gezen¬lerden rahatsız olmayan ve onların bu halini nefsani bir tebessümle karşılayan bu zihniyet, örtülü bir kadın gördükle¬ri zaman sinirli bir telaşla konuşmaya başlamaktadırlar.,
Kızım niye öcü gibi kapanıyorsunuz?
Bu yaşta niye örtünüyorsunuz. Gençliğinize yazık değil mi?
Örtünmeyi, gençliğe yazık etmek olarak algılayan bu zihniyete göre, gençliği yazık etmemek için ne yapılacağı bellidir!. Nitekim bu anlayışa göre, soyunup dökünen, er¬keklerin malı ve maskarası olan Blrigitte Bardot, gençliği¬ne yazık etmeyen mümtaz kadınlardan birisidir!.
Oysa vücudunu yani etini teşhir ve takdim ederek belli bir servet biriktiren ve bu servetini köpeklere vakfe¬den Birigitte Bardot, gençliğine, kimlik ve kişiliğine yazık etmemiş midir?
Etini satarak kazandığı parayı köpeklere vererek, gerçek düzlemde etini, kimliğini, namus ve onurunu sokak köpeklerine vakfetmemiş midir?
İnsana ve insanlığa değer veren İslam, kadınlara da gerçek düzlemde değer vermekte ve kadınlann bu değere sahip çıkabilmeleri için mutlaka ve mutlaka örtünmeleri gerektiğini beyan etmektedir.,
Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadın¬larına dış elbiselerinden (cilbablanndan) üstlerine giymelerini söyle; onların (iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyen¬dir.[25]
Tesettür hadisesini hangi boyuttan değerlendirirsek değerlendirelim, güzel ve hikmetli gerçeklerle karşılaşma¬mız mümkündür. Oldukça güncel olan "Kadınlann neden örtünmesi gerekir?" sorusu, birçok boyuttan cevaplandınlabilecek bir sorudur. Biz bu nedenlerden sadece üç tanesine genel olarak değinebiliriz.,

1. FUHŞİYATI ÖNLEMEK İÇİN

Bu başlığı gören bazı kimseler "Açık giyinen herkes ahlaksız mı? Açık giyinen herkes fuhuş mu yapıyor?" diye¬ceklerdir.
Elbetteki hayır!.
Moda denilen iğrenç büyünün etkisi altında kalarak açık giyinmelerine rağmen, kendi anlayışlarına göre olduk¬ça namuslu, kendi anlayışlanna göre oldukça iffetli kadın¬lar bulunmaktadır. Ancak şu hususun dikkate alınması ge¬rekir ki, açık veya kapalı giyinmek, kişinin sadece kendi¬sini veya kendi iç dünyasını ilgilendiren bir mesele değildir. Bu meselenin topluma dönük, topluma açık bir yönü bu¬lunmaktadır. Dolayısıyle açık veya kapalı giyinmeyi, kadı¬nın sadece kendisine, kendi anlayış ve yaklaşımına göre değil, bu kadınla karşı karşıya gelen, bu kadını gören top¬luma göre de değerlendirmemiz gerekecektir.
Kadınla karşı karşıya gelen kesimi dikkate aldığımız zaman, ister istemez meselenin vehçesi değişecek ve kadı¬nın kendi dünyasına ve kendi bakışına göre pek mahsurlu gözükmeyen bu fiil, meselenin toplumsal boyutunda derin bir vehamet kazanacaktır. Çünkü içinde yaşadığımız top-lumda, erkeklerin ve erkeksi yaklaşımların bu meseleye na¬sıl baktıktan ve açık giyinen bir kadın gördükleri zaman, bu kadınla ilgili olarak neler düşündükleri genel olarak bili¬nen şeylerdir.
Bir kadın için açık veya kapalı giyinmek,
kadın açısından önemli olmasa da, bu kadını gören erkekler açısından oldukça önemlidir.
"Efendim, bu benim için hiç önemli değildir. Ben herhangi bir kadının bacağını veya göğsünü gördüğüm zaman aklıma hiçbir cinsi tema gelmiyor" diyenler, ya doğru söyleyen birer hadım veya yalan söyleyen birer erkektirler. Çünkü herhangi bir erkek tarafından, bir kadının bacağı veya göğsü veya başka bir yerleri görüldüğü zaman bazı cinsi temaların akla gelmesi ve cinsi olarak kadının arzu¬lanması, ahlaki değil fıtri bir olaydır!.. Fıtraten sağlıklı her erkek, cinsi görüntüsünü ön plana çıkaran veya cinsi özel¬liklerini teşhir eden kadınlara karşı nötr değildir. Mesele¬nin ahlaki etkinliği, bu fıtri isteği yoketme noktasında de¬ğil, disipline alma veya engelleme noktasında kendisini gösterir. Mesela müslüman olduktan sonra birçok açık ka¬dını görmelerine ve bazı cinsel görüntülerle ister istemez karşılaşmalarına rağmen zina yapmayan miiyonlarca erkek müslüman vardır. Zina yapmak bir yana, bu kadınlarla ra¬hat sosyal ilişkilere bile girmeyen bu müslümanlara baka¬rak "Bunlar kadınlardan etkilenmiyorlar, kadınlara karşı ol¬dukça soğuklar.." diyemezsiniz. Çünkü müslüman olan bu erkekler ile, diğer erkekler arasında, fıtri bir farklılık yok¬tur. Cinsel görüntülerle karşılaşan diğer erkekler nasıl etki¬leniyorlarsa, müsîüman erkekler de bir erkek olarak etki¬lenmektedirler. Müslümanların zina yapmamalannın nedeni kadınlardan etkilenmemeleri değil, Allah korkusuy¬la kendilerini bundan engellemeleridir.
Meseleyi diğer erkeklere göre değerlendirdiğimiz za¬man, hiç şüphesiz ki karşılaştıkları birçok kadından etki¬lenmelerine rağmen, birçok kadınla cinsi ilişki arayışına girmeyen erkekler de bulunmaktadır. Bunun ahlaki veya sosyal nedenlerini ise şöyle sıralayabiliriz.,
1. Kendi sosyal konumunu, saygınlığını ve itibarını düşünerek, girebileceği ilişkinin getireceği sonuçlardan çe¬kinmek.
2. Karşılaştığı kadının, böyle bir riske değmeyeceğini düşünmek.
3. Olayın maddi faturasını, yüksek görmek.
4. İlişki arayışına girse bile, bu arayışta hiçbir şansı¬nın bulunmadığını kabul etmek.
5. Kadının hastalıklı olabileceğinden çekinmek.
Bu maddeleri çok daha fazlalaştırmamız mümkün de¬ğildir. Birkaç madde daha İlave edilse de, nedenler genel olarak bunlardır. Bazı erkeklerde bu maddelerden birkaç tanesi, birçok erkekte ise sadece bir tanesi bulunabilmekte¬dir.
Ancak hiçbir şüpheniz olmasın ki, bir erkekte bu nedenlerin hepsi olsa da, bu nedenle¬rin etkisi veya erkeği cinsi ilişki arayışından engelleyen keyfiyeti, karşılaşılan kadına göre değişmekte ve bütün bu nedenleri dikkate alan erkek, dayanamayacağı bir kadınla karşılaştığında bu nedenler delinebilmektedir. Daha açık bir ifadeyle, İlahi olmayan belli prensiplere sahip olsalar dahi, her erkeği baştan çıkarabilecek bir kadın, her kadını baştan çıkarabilecek bir erkek bulunmaktadır.
Meseleyi müslümanlara göre değerlendirdiğimiz za¬man, karşılaştıkları kadınla cinsi ilişki arayışına girmeyen müslümanlarda, yukanda maddeler halinde saydığımız ne¬denlerin fevkinde bir neden vardır.,
Bu görkemli neden Allah korkusudur!.
Müslümanların sahip olduklan ve yaşadıkları bu ne¬den, yukanda saydığımız nedenler ile mukayese edileme¬yecek muhteşem bir neden olmasına rağmen, evet, böylesine görkemli bir neden olmasına rağmen, yine de bazı olaylarda gözardı edilebilecek veya delinebilecek bir nedendir!.
"Hiç olur mu? Müslüman bir erkek hiç zina yapar mı?" demeyin!. Bütün müslüman erkekler, Allah korkusu ile zinaya yaklaşmaz, zinaya yaklaşamayabilirler. Zinaya yaklaşmama eylemine, Allah korkusu ile hepsi güç yetire¬bilirler.
Ancak zinaya yaklaşmışlarsa, bu meselede haddi aşarak iki üç adım ileriye girmiş¬lerse, son noktadan geriye dönmeleri, fıtri ve nefsani arzu¬larını gemleyebilmeleri çok zor bir hadisedir. Nitekim er¬keğiyle kadınıyla insanı yaratan ve insanın cinsi arzularını ve bu arzulardaki zafiyetini hakkıyle bilen şanı yüce Rabbi-miz, müslümanlara "Zina yapmamalarını" değil, "Zinaya yaklaşmamalarını" emretmektedir.,
Zinaya yaklaşmayın, şüphe yok, o 'çirkin bir hayasızlık' ve kötü bir yoldur.[26]
Zina yapmamanın tek mümkün yolu, ayet-i kerimede de beyan edildiği gibi zinaya yaklaşmamaktır. Çünkü Allah korkusuyla zina yapmamaya değil, zinaya yaklaşmamaya güç yetirebiliriz. Herhangi bir müslümandaki Allah korku¬su, o müslümanı zinaya yaklaşmaktan ahkoyamıyorsa, zina ile burun buruna geldikten sonra hiç ahkoyamayacaktır.
Müslüman kadının tesettür meselesinde, erkeklerin bu fıtri durumlanna açıklık getirmemiz, tabi ki meseleyi kendi mecrasından çıkarmamız değildir. Çünkü kadının te¬settür meselesi, erkeklerle ilgili bir meseledir. Daha önce de belirttiğimiz gibi, kadının Örtünüp örtünmemesi, sadece kadını ilgilendiren bir mesele değildir. Meselenin önemle dikkate alınması gereken toplumsal bir boyutu vardır. Ni¬tekim İslam'daki tesettür emri de, meselenin bu toplumsal boyutu dikkate alınarak beyan edilen bir emirdir.
Herhangi bir kadın, erkekleri tahrik edecek bir açık¬lıkta giyindikten sonra "Efendim, ben böyle giyiniyorum, bu kimseyi ilgilendirmez" diyebilir. Ancak onlann böyle de¬mesi, onların bu haliyle kimsenin ilgilenmeyeceği manası¬na gelmez. Onlann bu halini görenler, hiç şüpheleri olma¬sın ki onların bu haliyle yakından ilgileneceklerdir.
Bazıları ıslık çalarak laf atacaklar, bazıları elleriyle sarkıntılık yapacaklar, bazılan cinsel ilişki arayışıyla tekliflerde bulunacaklar, bazıları ise zorla tecavüz edeceklerdir!..
Hiç olur mu demeyin, oluyor bütün bunlar!. Yaşadı¬ğımız toplumda bu şekilde taciz edilen kadınlar, hiç şüphe¬siz ki hepsi ahlaksız olan kadınlar değildir. Tecavüze uğra¬dıktan sonra utanç dolu gözyaşıyla ifade veren kadınlar, ahlaki değerlerini henüz yitirmeyen kadınlardır. Fakat buna rağmen böylesi olaylara kanşabilmekte, yakın veya uzak çevresinden cinsi tacizlerle karşılaşabiimektedirler.
Peki, bu olaylarda sadece karşı taraf, sadece erkekler mi suçludur?
Bu suçun temel nedeni, fıtraten kadını arzulayan er¬keğin gördükleriyle tahrik olması değil mi?
Bu olayda görüntüsüyle erkeği tahrik eden, hal ve hareketleriyle umudlandıran kadınların suçu yok mu?
İşte gözümüzün ve gönlümüzün nuru olan İslam bu meseleye iki yönlü yaklaşarak, hem erkeklere ve hem de kadınlara önemli uyanlarda bulunmaktadır. Zinaya yak¬laşmayın buyruğuyla hem kadınlan ve hem de erkekleri bu çirkin eylemden sakınmaya davet ederken, tesettür buyruğuyla da kadınlan mahrem yerlerini kapatacak kutsal bir örtüye, erkeklerin kendilerine şehvetle değil saygıyla bakacakları onurlu bir kimliğe davet etmektedir.
Herhangi bir toplumda fuhşiyatın önlenmesi, insanla¬rı fuhşiyata götüren nedenlerin ortadan kaldınlmasıyla mümkündür. Fuhşiyatm kalkış noktasında ise tahrik vakıa¬sı bulunmaktadır.
Bu tahrik vakıası, tahrik eden ve tahrik edilen taraflardan veya daha açık bir ifadeyle cinsi cazibesini açığa çıkaran kadınlardan ve bunlardan etkilenerek tahrik olan erkeklerden oluşmak-tadır. Tahrik vakıasının erkekler boyutundan çözümü, cinsi cazibesini açığa çıkaran kadınlara ya hiç bakmamalan, ya da hayalarım burdurarak erkekliklerini öldürmeleridir!.
Tabi ki ne istenen ve ne de yapılabilecek bir şeydir bu!.
Dolayısıyle tahrik vakıasının önüne edilebilmesi, tah¬rik edici unsurun disipline edilmesiyle mümkündür. İşte bu noktada kadınların erkekleri tahrik edebilecek görüntüler¬den sakınmalan ve çağdaş modanın teşhircilik akımından kendilerin kurtarmaları gerekmektedir.
Nitekim sağlıklı düşünen her onurlu kadın, meseleyi cahili toplumlardaki moda anlayışına göre değil, kendisine yani kendisinin asil kimliğine göre değerlendirdiği zaman aynı sonuca varabilecektir. Düşünmesini bilen ve onuruna düşkün her kadın, hakikat aynasının karşısına geçecek ve soracaktır kendi kendine.,
Tanımadığım kimselere, yabancı erkeklere bacakla¬rımı veya göğüslerimi neden gösterecek, daracık elbiseler¬le vücudumu neden teşhir edeceğim İd?
Orama, burama şehvetle bakılmasını istemediğime göre, oramı buramı neden açacağım ki?
Cinsi bir tacizle karşılaşmak istemediğime göre, cin¬si bir tahrikte neden bulunacağım ki?
Aynca ben Allah'a inanıyorum. Allah'a inandığıma göre Allah'ın bu tertemiz emrine neden isyan edecek, ne¬den karşı çıkacağım ki?
İşte sorulması gereken bütün bu sorulara verilecek gerçekçi cevaplar, kadını tesettüre ve onurlu bir kimliğe götürecek cevaplardır. Bu cevaplar istikametinde kutlu bir örtüye girmek,onurlu bir kimliğe bürünmek, gayet doğal, gayet tabi bir davranış olacaktır bu kadınlar için.
Nitekim müslüman bîr kadın için örtünmek,
erkekleri ilgilendirmeyen özel bir mektubun zarfa ko¬nulması veya satılmayacak bir malın vitrinde teşhir edilmemesi gibi gayet tabi ve doğal bir olaydır.

2. NESLİ VE AİLE KURUMUNU KORUMAK İÇİN

Zinaya yaklaşmak ve zina yapmak, kendi başına de¬ğerlendirebileceğimiz veya kendi çerçevesinde kalan bir eylem değildir. Çünkü zina eylemi, topluma yansıyan, nesli ve aile kurumunu derinden etkileyen bir eylemdir. Zinaya hoşgörüyle yaklaşılan Batı toplumlarında her yıl milyonlar¬ca gayrimeşru çocuğun doğması, hiç şüphesiz ki ferdi de¬ğil, toplumsal bir olaydır. Bu olayın bir toplum için müsbet olmadığını ise Batı toplumları bizzat kendileri ifade etmek¬tedir. Böylesi toplumlarda ne olduklan belirsiz nesiller ye¬tişmekte, aile ortamından uzak kalan gayrimeşru çocuklar çok vahim kişilik problemleriyle karşı karşıya gelmekte ve aile kurumlan derinden sarsılmaktadır.
Gerçi zina nedeniyle yıkılan yuvalara, sönen ocaklara yaşadığımız coğrafyada da sık sık rastlamamız mümkündür. Halkı müslüman olduğu iddia edilen bu ülkede, her-gün yüzlerce aile kurumu zina nedeniyle yıkılmaktadır. Zina olaylarının resmi kayıtlara geçen veya basına yansı¬yan yönü ise devede kulak değil, belki de devede bir kıl mesabesindedir.
Gazetelerde bir tanesini okuyup, yaşadığımız bölgede yüzlercesini gördüğümüz bu gibi olaylar, günümüzdeki birçok aile kurumunun geldiği çöküş noktasını göstermektedir. Tabi ki bir insan olarak dikkatle gözlemlenmesi ve sorgulanması gereken bir olaydır bu!. Sorgulama dediğimiz zaman, sakın ola ki günümüzdeki mahkemeleri ve bu mah-kemelerdeki sorguyu anlamayınız. Çünkü onlann mesele¬ye nasıl baktıklan ve nasıl sorguladıktan bellidir. Mesela aşağıdaki vakıa, mahkemelere yüzlerce kez gelen vakıalar¬dan sadece bir tanesi olup, diğer vakıalarla birlikte aynı sorgulama ile, aynı yargıya bağlanacak olan bir vakıadır.
Kansma tecavüz edilen adam, mahkemede hakime olayı şöyle anlatmaktadır.,
Efendim bu adam benim iş arkadaşımdı. Ben bu adama evimi açtım, evimde yemek yedirdim, evimde yatır¬dım. Fakat bu namussuz, evde olmadığım bir zaman eve gelerek, kanma tecavüz etmiş.
Mahkemenin öbür tarafındaki namussuz ise sanık sandalyesinde oturmakta ve kendisine yöneltilen suçlama¬ları dinlerken olayları baştan sona tekrar düşünmektedir. Arkadaşı kendisi hakkında doğru söylemektedir. Evini gerçekten kendisine açmıştı. Bazı akşamlar kendi karısıyla birlikte arkadaşının evine gider, gayet samimi olarak karşı¬lanırdı. Arkadaşının kansıyla tokaîaştığı, onun sımsıcak eli¬ni sıktığı ilk gün, heyecanlanmış ve bu kadından etkilendi¬ğini hissetmişti. Nitekim daha sonraki akşamlar, arkadaşından ziyade kadın için gitmişti o eve. Arkadaşıyla konuşurken dahi kadını izliyor, kadının hareketleri, konuş¬ması, gülmesi, yürüyüşü, oturuşu, bacak bacak üstüne at¬ması kendisini hayli etkiliyordu. Bazen arkadaşının da onun kansı hakkında böyle şeyler düşünüp düşünmediğini merak ediyordu. "Yok canım sende" diyordu kendi kendi¬ne. Arkadaşı onun karısı hakkında böyle şeyler düşünmez, onun kansına böyle bir gözle bakmazdı. Fakat kendisi etki¬lenmişti işte arkadaşının kansmdan. Bu etkilenmeden kay¬naklansa gerek, yalnız basınayken dahi kadınla ilgili bazı fantaziler kuruyordu. Nitekim kurduğu bir fantazide arka¬daşı evde yokken eve gidiyor ve olaylar arzuladığı biçimde gelişiyordu. İşte o gün, bu fantaziyi denemek için bir ema¬neti bırakma vesilesiyle arkadaşının evine erken gitmişti. Kadın kapıyı açmış ve kendisini içeri buyur etmişti. Kadın¬la on-onbeş dakika-ne konuştuğunu pek hatırlamıyordu. Çünkü konuştuğu mevzu ne olursa olsun, iç dünyasındaki tüm düşünceler tek bir hedefe kilitlenmişti. Ve olan olmuş¬tu işte!. Gerçi arkadaşı eve biraz erken gelmeseydi, belki de hiç açığa çıkmayacaktı bu hadise..
Tabi ki bütün bunlan anlatmadı hakime, ayıptı anla¬tamazdı!. "Ya hakim bey! Ben bir erkeğim ve şöyle şöyle durumlarla karşılaşarak etkilendim. Durduramadım, engel-leyemedim kendimi!." diyemezdi. Zaten hakim beyde me¬selenin bu yönünü dikkate alarak arkadaşına dönüp "Ulan deyus! Bu adamı tahrik eden, bu işe teşvik eden sizsiniz!. Adamın önüne yağı, irmiği, şekeri koyan sizsiniz. Helvayı pişirdi diye niye kızıyorsunuz!." demiyordu. Demek ki me¬selenin bu yönü hiç önemli değildi. Suçlu sadece ve sade¬ce kendisiydi!.
Nitekim hakim de kendisini suçlu bulmuştu. Şimdi yapılacak iş şikayetin geri alınması ve zaten hafif olacak cezanın biraz daha hafifletilmesi için, avukat aracılığı ile arkadaşıyla tazminat pazarlığına girmekti. Nasıl olsa arka¬daşı "Ulan ben pezevenk miyim?" demiyecek olan çağdaş bir insandı. Hem olaydan sonra arkadaşı yakasına yapışa¬rak "Ulan bunu neden yaptın" dememişti. Herhalde bir erkek olarak anlamıştı, anlayabilmişti neden yaptığını!.
Ayrıca yapmış olduğu şey, cinsi bir sapıklık değildi ki! Zaten bir psikologa giderek başından geçenleri anlatsa, psikolog anlattığı birçok şeyi normal karşılayacaktı. Psiko¬logun koltuğuna uzanıp "Doktor bey! Bir akşam arkada¬şımla birlikte oturmuş, hem konuşuyor ve hem de televiz-yon seyrediyorduk. Arkadaşımın hanımı ayağında dar bir pantolon ve üstü açık bir bluz ile bize servis yaptıktan son¬ra o da televizyon seyretmeye başladı. Televizyonda ol¬dukça açık bir yatak sahnesi vardı. Bir an kadına baktım, o da bana bakmıştı. İşte o an kadınla ikimizi aynı yatak sahnesinde düşündüm. Aklımdan hep buna benzer şeyler geldi geçti. Söyleyin doktor bey, bütün bunlar sapıklık mı? Yoksa kadınla birbirimize baktığımız o an, dağdaki keçile¬ri, ovadaki inekleri mi düşünmem lazımdı? Falancanın dü¬ğününde arkadaşımın karısıyla dansederken, kollarımın arasındakini annem olarak mı, yoksa bir yastık, bir valiz olarak mı görmem lazımdı?" dediği zaman, doktor ne di¬yecekti ki!. Cinsi özelliklerini yitirmemiş sıhhatli bir erke¬ğin aklına gelebilecek şeyler değil miydi bütün bunlar? Ni¬tekim buna benzer şeyleri doktora anlattığı zaman, doktor onun cinsi bir sapık değil, normal bir erkek olduğunu anlıyacaktı ve belkide "Düşündüğün ve hissettiğin şeyler fıtri olarak normal olmasına rağmen bütün bunları gizlemeliydin, yapmamalıydın, frenlemeliydin kendini.." diyecekti. Tabi ki bunlan bir doktor olarak, doktor hasta ilişkisinde söyleyecekti. Oysa aynı doktora bütün bunlan bir arkadaş olarak anlatsa ve "Kocasına yakalanmadan işi bitirdim" dese, doktor kendisine nefsani bir gıpta ile bakacak ve "Sen gerçekten bitirim bir adamsın" diyecekti!.
İşte anlatmaktan dahi iğrendiğimiz fakat anlatmak zorunda kaldığımız bu gibi olaylar, yaşadığımız toplumda ne yazık ki sık sık karşılaşılan olaylardır. Bu olayların nedeni cinsi sapıklık ise, bu cinsi sapıklığın önlenmesi gerek¬mektedir. Ancak yukanda da belirttiğimiz gibi, bu olaylann nedeni cinsi sapıklık değil, normal cinsi isteklerdir. Bu eği¬limin cinsi sapıklık olduğunu ileri sürenlerin, kendilerinin de cinsi'sapık olduklarını kabul etmeleri gerekir. Çünkü olayı kendi nefislerinde değerlendirdikleri zaman, benzer eğilimlerin doğal olarak kendilerinde de bulunduğunu göre-ceklerdir. Nitekim bu konuyla ilgili olarak evli olan bütün erkeklere açıkça şunu söylemek istiyoruz.,
Size güzel gelen bir kadının, bacaklarına veya göğüs¬lerine hangi duygularla bakıyorsanız, hiç şüpheniz olmasın ki karınızı güzel kabul eden bir erkek de, karınızın bacakla¬rına ve göğüslerine aynı duygularla bakacaktır!.
Bu apaçık ifademiz, namusuna düşkün bütün erkeklerin, öfkeyle sarsılmlarına ve kendilerine gelmelerine neden olabilecek bir ifadedir!. Zaten bu ifade ile muhatap aldığımız kimseler de, bu ifadeyi nefsi bir tebessümle karşılayacak olan deyyuslar değil, aile kurumuna ve ailesinin onuruna değer veren şah¬siyetli erkeklerdir.
Herhangi bir aileyi yıkıma götürebilecek olan zina olayından sakınmak demek, bu gibi olaylara neden olan davranışlardan da sakınmak demektir. Kadının kendisini böylesi durumlardan koruyamadığı aile kurumlan, ne yazık ki korumasını yitirmiş aile kurumlandır. Çünkü aile kuru-munun korunması, öncelikle ve özellikle kadının korunma¬sıdır. Bu konuyla ilgili İslami Öğretiler, hiç şüphesiz ki aile kurumunu tertemiz bir düzlemde koruyan ve kutsayan Öğ¬retilerdir.
İşte bu öğretilerden sadece bir tanesi ve en önemlisi olan tesettür buyruğu ise, kadını böylesi durumlardan korumakla, aynı zamanda nesli ve aile kurumunu da korumaktadır. Nitekim yukarıda zikrettiğimiz iğrenç olayların İslam'a teslim olan ailelerde meydana gelmemesi bir tesa¬düf değil,
bu tertemiz öğretinin, temiz sonuçlarından birisidir. Tesettürün nasıl ve ne kadar olacağı ise, hiç şüphe¬siz ki İlahi ölçülere göre belirlenen bir gerçektir. Tesettü¬rün şekli konusunda belli bir muhayyerlik olsa da, sınırlan konusunda herhangi bir muhayyerlik yoktur, Toplumdaki modaya veya toplumsal anlayışa göre İki-üç parmak uzun giyinmek, tesettürün gereğini yapmış olmak değildir. Dola-yısıyle sahillerdeki üstsüzleri dikkate alarak giydikleri mayo ile kendilerini muhafazekar zannedenler nasıl bir yanılgı içindeyseler; mini etek giyenlere bakarak, dizaltı etek ve yarım eşarp ile kendilerini tesettürlü zannedenler de ben¬zer bir yanılgı içindedirler. Tesettürün sınırlan, toplumsal anlayışa göre değil, İlahi ölçülere göre belirlenen bir sınır¬dır. Nitekim her türlü ahlaksızlıktan Allah'a sığınan ve Al¬lah'ın yardımına mazhar olan kadınlar, bu İlahi ölçüleri dikkate alan kadınlardır.

3. KADINA GERÇEK BİR KİMLİK VE KİŞİLİK KAZANDIRMAK İÇİN

Kimlik ve kişilik kazanma meselesi de, genel olarak toplumdan ayn düşünülebilecek bir mesele değildir. Her¬hangi bir toplumun ferdi olarak yetişen ve yaşayan insan¬lar, kimlik ve kişiliklerini genel olarak üç türlü oluştururlar. Bunlardan birincisi,
kimlik ve kişiliklerini yaşadıklan topluma göre oluştu¬ranlardır. Bir insanın kimlik ve kişiliğini oluşturabilmesi için, bu insanın mutlaka ve mutlaka bir değer ölçüsüne ih¬tiyacı vardır. İşte bu değer ölçüsünü yaşadıklan toplumdan alan, toplumun değerli gördüğü şeyi değerli, değersiz gördüğü şeyi değersiz kabul eden kimseler, bilerek veya bil¬meyerek kimlik ve kişiliklerini topluma göre şekillendiren kimselerdir.
Yaşadıklan toplumda çapkınlık beğeniliyorsa bunlar birer çapkın, kavgacılık beğeniliyorsa, birer kavgacı, sahtekarlık beğeniliyorsa, birer sahtekardırlar!.
Çünkü kendi kimliklerini sahiplenip, bu kimlikleri ka¬bul edebilmeleri için, öncelikle bu kimliği topluma kabul ettirmeleri gerekmektedir. Varolmalan ve varlıklarını isbat edebilmeleri, ancak ve ancak toplumun kendilerini kabul etmesiyle mümkündür. Toplum hangi kimlikleri kabul edi¬yor, hangi vasıflan alkışlıyor ise, bu kimliğe ve bu alkışa la¬yık olabilmek için birbirleriyle yarışırlar. Toplumdan dışlan¬mak, dünyadan dışlanmak gibi bir kabustur bunlar için!. Dolayısıyle toplumsal değerlerin doğruluğunu veya yanlışlı¬ğını, güzelliğini veya çirkinliğini dikkate almadan, kimlik ve kişiliğini bu değerlere göre oluştururlar.
İkinci gruptaki kimseler, kimlik ve kişiliklerini topluma göre değil, doğruluğu¬nu bildikleri gerçeklere göre oluşturan kimselerdir. Gerçek düzlemde veya güzel olan neyse, bunlan bir değer ölçüsü olarak kabul eden bu kimseler, toplumun bu konuy¬la ilgili yargılannı pek dikkate almazlar. Doğru bildikleri bir hususta bütün toplum "Yanlış" dese dahi, bu toplumsal haykınş onlardaki doğruyu ve doğru düşünceyi değiştir¬mez. Dolayısıyle bu kimseler toplum ne derse desin, kim¬lik ve kişiliklerini inandıklan gerçeklere göre şekillendiren kimselerdir.
Üçüncü gruptaki kimseler ise,
ilk iki grubun arasında kalan kimselerdir. Bunlar bazı konularda toplumdan, bazı konularda da gerçeklerden etkilenirler. Doğru veya güzel bir gerçekle karşılaştıkları va¬kit, bu gerçeği fazla zorlanmadan kabul ederler. Çoğu za¬man bu gerçeklerle birlikte yaşamaları da mümkündür. Ancak kabul ettikleri bazı gerçekler konusunda toplumsal bir baskıyla karşılaştıkları vakit, bir kısmının karşı çıkmaya çalıştıklarını, bir kısmının şaşkınca baktıklarını ve büyük bir kısmının da daha önceleri kabul ettikleri gerçekleri suskun¬lukla bohçalayıp, gündemlerinden çıkardıklannı görürsü-nüz!. Netice olarak bu kimselerin kimlik ve kişilikleri, ge¬nel olarak mozaik kimlik ve kişiliklerdir.
İnsanlardaki kimlik ve kişilik oluşmasıyla ilgili olarak yaptığımız bu genel tasniflere, hiç şüphesiz ki kadınlar 'da girmektedir. Birinci grubun rnüntesipleri, erkekler arasında olduğu gibi kadınlar arasında da oldukça çoktur. Toplum¬dan etkilenme ve topluma göre şekillenme vakıası, yaşadı-ğımız çağda oldukça yaygınlaşan bir vakıadır.
İkinci grubun rnüntesipleri ise ne yazık ki hem kadın¬lar ve hem de erkekler arasında oldukça azdır. Bu azlığın önemli nedenleri, bilinç yetersizliğiyle birlikte, toplumsal baskıya direnç zafiyetidir.
Şimdi kimlik ve kişilik oluşmasıyla ilgili olarak kısaca zikrettiğimiz bu hususlan dikkate alarak tesettür meselesini değerlendireceğimiz zaman, birçoklarımızın sık sık karşılaş¬tığı şu durumu fazla zorlanmadan tahlil edebiliriz.
Allah'a inandığını ve müslüman olduğunu iddia et¬mekle beraber, tesettür buyruğunu da kabul eden birçok kadından, bu kabulden sonra bir "Ama" sözü işitirsiniz. Size şaşkın şaşkın veya çaresiz gibi bakarak.,
Ama nasıl olur?
Ama ne derler?
Ama nasıl bakarlar?., derler.
Bütün bu amalar, karşınızdaki kadının toplumun bir bölümünü dikkate alarak söylediği amalardır. Çünkü içinde yaşadıklan toplumun bu bölümü, Batıdan ve Batının batıl değerlerinden etkilenen bir bölümdür. Kimleri ne için taklit ettiklerini bilmeyen bu kimselere göre açık saçık giyinmek ilericilik kabul edilirken, tesettür ise gericilik olarak telakki edilmektedir. Günümüzdeki basın yayınla birlikte medyayı da elinde bulunduran bu toplumsal bölüm, ne yazık ki top¬lumun büyük bir kısmını etkileyebilmişler ve tesettüre karşı uzun yıllardır olumsuz bir bakış oluşturmuşlardır.
Kimlik ve kişiliklerini yaşadıklan topluma göre şekil¬lendiren kadınlar, toplumsal değerlerin doğruluğunu veya yanlışlığını sorgulama bilincinden yoksun olarak, bu değer¬leri kabul edebilmektedirler. Batıdaki ahlak sapıgi modacı¬ların çizdikleri her modeli sırtlarına geçiren, bilinçsiz, şuursuz tahta mankenler gibidir bunlar!.
Kendilerine sunulan şey her ne olursa olsun, moda adına sunulduktan sonra kabul görebilmektedir. Mesela bu kadınlardan birine giderek "Bugün burnunu ıslanmış turp rengine boyayıp, kulaklarına iki küçük armut, boynuna bir dizi yer elması takıp, dizden aşağısı kapalı, dizden yukansı ise elma büyüklüğünde gözenekleri olan bir elbise giyerek sokağa çıkar mısınız?" diye sorduğunuzda, size öfkeyle ba¬kacaklar ve çok kısa bir ifadeyle "Siz bizi manyak mı san-dınız?" diyeceklerdir. Oysa ilerki yıllarda bu söylediklerimiz moda olduğu zaman, "Siz bizi manyak mı sandınız?" diyen bu kadınlan burnu boyalı, kulaklarında armut, boynunda yer elması ile görmeniz mümkündür!.
Peki ne oldu?
Bunu kendilerine ilk söylediğiniz zaman "Siz bizi manyak mı sandınız?" diyen bu kadınlar, şimdi manyak ol¬madılar mı?
Bunlar çağdaş modanın büyüsüne kapılan birer moda manyağı değil mi?
Açık giyinmelerine rağmen iffet ve onurlarına düş¬kün olduklannı iddia eden birçok ev hanımı, verdiğimiz bu örnekten kendilerini ayn tutacaklar ve "Biz kesinlikle böyle bir şey yapmayız" diyeceklerdir. Oysa bu moda büyüsün¬den, onlar da paylarına düşeni almaktadırlar. Mesela bun-dan on onbeş sene önce bu hanımlara arka dikişi bir kanş sökük etek vererek "Bu etekle sokağa çıkar mısınız?" diye sorsaydık, kendilerine ahlaksızca bir teklif yaptığımızın bi¬lincinde olarak "Siz ne diyorsunuz? Bu etekle bizim baldır-lanmız gözükür. Siz bizi ahlaksız mı sandınız?" derlerdi.
Eeee e, şimdi ne oldu!.
Yırtmaçlı etek moda olduktan sonra, onurlu oldukla¬nnı, ahlaklarına düşkün olduklannı iddia eden bu hanıme¬fendiler yırtmaçlı etekleri giymediler mi? Yırtmaçlı etekler giyerek, elalemin erkeklerine baldırlannı göstermediler mi? Göstermiyorlar mı?
Daha önce bunu ahlaksızlık olarak telakki etmişlerdi, şimdi ahlaksızlık değil mi?
Bazı saf kadınlar, ahlaksızlık değil, moda bu!." diyeceklerdir.
Evet moda bu!
Moda adına yapıldığı zaman ahlaksızlık değil!. Çünkü yüce moda putunun sunduğu, makul ve meşru gördüğü hiçbir şey ahlaksızlık değildir!.
Yabancı erkeklerle tokalaşmak, sanlmak, öpüşmek, dansetmek ahlaksızlık değildir!.
Flört etmek, ahlaksızlık değildir!.
Mini veya yırtmaçlı etek giymek ahlaksızlık değildir!.
Sokağa don ve sutyenle çıkmak ahlaksızlık, ancak mayo adı verilen don ve sutyenle plajlarda dolaşmak, er¬keklerin önünde sere serpe yatmak ahlaksızlık değildir!.
Çünkü bütün bunlar modadır!.
Bu zavallılara göre güzeli çirkini, iyiyi kötüyü, helali haramı moda tayin etmektedir!.
Moda başlıbaşına bir din, modacılar da bu dinin hüküm koyucularıdır!.
Dünya kadınlan, birer tahta manken gibidir bu mo¬dacıların gözünde. İtiraz etmeye, konuşmaya, karşı çıkma¬ya hiçbir hakları yoktur.
Şimdi tüm kadınlara sormak istiyoruz..
Modaya ve modacılara köle olmuş bir zihniyet ile, kimlik ve kişiliğinizi kazanmanız mümkün müdür?
Bir kadın olarak ne olduğunuzu keşfetmeniz, nelere sahip olduğunuzu farketmeniz ve kendinizi dosdoğru tanımlayabilmeniz mümkün müdür?
Ne yazık ki hayır!.
Ne yazık ki modaya ve modacılara köle olmuş bir zihniyet ile kendinizi doğru olarak tanımanız ve yine doğru olarak tammlayabilmeniz mümkün değildir. Çünkü onlar size bu fırsatı vermiyorlar.
Çünkü onlar sizleri kendi heveslerine, kendi istekleri¬ne göre tanımlıyorlar. Sizi nasıl görmek istiyorlarsa, sizi nasıl tanımlamak istiyorlarsa, sizi o kılığa sokup, o şekilde tanımlıyorlar.
Şöyle bir sarsın kendinizi!.
Başınızı sağa sola salhyarak uyanmaya çalışın!.. Son¬ra bir boy aynasının karşısına geçerek, çağdaş erkek zihni¬yetinin sizi hangi kılığa soktuğunu ve size kadınlık adına, nelerinizi dikkate alarak değer verdiğini anlamaya çalışın.
Evet, cevaplandırın bu soruyu!.
Çağdaş erkek zihniyetinin en değerli gördüğü kadın¬ları gözünüzün önüne getirin. Bu kadınlan en değerli ko¬numa getiren şeylerin ne olduğunu düşünmeye çalışın. Bu sorunun iki kelimelik bir cevabı vardır., Güzellik ve cömertlik!.
Vücudu güzel olan ve bu güzelliğini cömertçe erkek¬lere sunan kadınlar, çağdaş anlayışa göre en değerli ve en makbul kadınlardır!.
Sizi tanımlayan ve size değer veren çağdaş zihniye¬tin, sizleri neyinize göre tanımladığını ve neyinize göre de¬ğer verdiğini anladınız mı? Ve razı mısınız buna?
Sizleri etinize butunuza göre değerlendiren bu zihni¬yete karşı bir isyanınız, bir başkaldırınız yok mu? Yoksa siz,
siz gerçekten böyle misiniz? Etinize butunuza göre mi bir değer, bir anlam, bir kişilik kazanıyorsunuz?
Oysa, fiziki yapısıyla, gençliğiyle, dinçliğiyle değer kazanan atlardan, ineklerden, koyunlardan farklı değerlendirilmeniz, farklı değerlere sahip olmanız gerekmez mi?
Bütün bu sorulann cevabını erkeklere bıraktığınız za¬man, çağdaş erkek zihniyeti sizleri cinsel bir obje olarak görmeye ve bu şekilde tanımlamaya devam edecektir. Çünkü bu erkeklerin hayvani duyguları, sizleri böyle görmek ve böyle tanımlamak istemektedirler. Ne var ki sizle¬re reva gördükleri bu yaklaşımı, kendilerine reva görmez¬ler! . Kendilerini etleriyle butlarıyla değil, yetenek ve Özellikleriyle tanımlarlar.
Bir araba lastiğinin önünde slip kilotla durarak lastik reklamı yapmayı onur kinci telakki ederler. Kendileri için onur kırıcı olan bu eylemi, sizler için bir değer vesilesi olarak empoze ederler!.
O halde meseleyi kendinize, kendi temiz dünyanıza göre değerlendirmeniz ve bu temiz dünyanızda karşılaştığınız değerlerle, kendinizi değer¬lendirmeniz, bu değerlerle kendinizi tanımlamanız gerek¬mez mi?
Bir kadın olarak kendinizin nasıl görülmesini, hal ve hareketlerinizin nasıl yorumlanmasını istiyorsunuz?
Kılık ve kıyafetiyle bedenini teşhir eden, karşı tarafın dikkatini bacaklarına ve göğüslerine çeken bir kadın, kendisini doğru bir tanımlama şekline mi yönelmiştir?
Erkeklerin karşısına oturduktan sonra eteğini biraz yukarı çekerek bacaklarını teşhir eden ve kendisini bu bacaklar ile tanımlamaya çalışan kadının basitliğini, utanmaz¬lığını görmüyor musunuz?
Peki bu eteğin elle yukarı çekilmesi ile, terziye ölçü verilirken yukan çekilmesi arasında Önemli bir fark var mıdır? Her iki yaklaşımda da basitlik, her iki yaklaşımda da utanmazlık yok mudur?
İnsanın kimük ve kişiliğine değer katan unsurlar, ba¬caklar ve göğüsler midir?
Kendisini etiyle, vücuduyla tanımlamak İsteyen ve er¬kekler nezdinde değer kazanabilmek için bu organiannı ön plana çıkaran kadınlar, kimlik ve kişilik yoksunu birer za¬vallı değil midir?
Anlamıyor musunuz, anlamıyor musunuz bütün bun¬ları!.
Oysa yegane hak din olan İslam, sizleri böyle görmüyor, böyle görmek istemiyor. Siz¬leri bacaklanniza vtya göğüslerinize göre değil, sahip oldu¬ğunuz insani değerlere göre tanımlıyor. Sizleri açık, apaçık bir şekilde görmek isteyen hayvani erkek zihniyetini dikka¬te alarak, bacaklarınızı, göğüslerinizi ve başlarınızı örtün diyor. Bacaklarınızı ve göğüslerinizi açarak, birbirinizle ba¬cak ve göğüs yarışı yapmayın, etinizle butunuzla yanşarak, kimlik ve kişilik kazanmaya çalışmayın diyor. İnsani ve İs-lami değerlere sahip çıkın, bu değerler istikametinde yan¬sın, bu değerlerle değer kazanın, kimlik ve kişiliğinizi bu değerlerle oluşturun diyor.
Asil ve onurlu bir kimlik kazanmak isteyen tüm hanı¬mefendilere soruyoruz, lütfen, lütfen cevap veriniz.,
Sizleri postu yüzülmüş koyun gibi görmek isteyen de-yuslar mı doğru söylüyor?
Yoksa İslam mı?

EVLİLİK VE AİLE

Evlilik ve aile meselesi, evli veya bekar bütün müslümanlann ilgi duydukları bir mesele olmasına rağmen, geniş bir düzlemde ve rahat¬lıkla konuşulan bir mesele değildir. Bu durumun önemli bir nedeni, evlilik ve aile meselelerinin özellikle bizim insanla-rımızca genel olarak mahrem kabu! edilmesidir. Mahremi¬yet anlayışındaki bu katılık, konuşulması ve açıklanması gereken meselelere de yansımaktadır. Geleneksel kültür¬den kaynaklanan bu olumsuz katılığı, vahiy adına tasvip edebilmemiz tabi ki mümkün değildir. Çünkü evlilik ve aile yaşantısıyla ilgili olarak gerçekten mahrem oian ve konu¬şulmasında hayır olmayan meseleler olmasına karşın, in¬sanlarımızın bizatihi yaşadıkları birçok sorunlan İslam'a göre konuşmamızda bir engel olmadığı gibi, evlilik ve ai¬leyle ilgili bu sorunların tartışılması, sebeb ve sonuçlarıyla ortaya konulması İslami bir gerekliliktir.
Yaşadığımız coğrafyada evli olmalarına rağmen, evli¬lik ve aile konusunda pek konuşmak istemeyen büyük bir çoğunluk, genel olarak çaresizlikten ve umudsuzluktan kay¬naklanan bir sessizliği tercih etmektedirler. Evlilik ve aile meselesinde ufak veya büyük bazı problemleri, bazı dertle¬ri yaşayan bu insanlar, yine de bu problemlerinin, bu dert¬lerinin konuşulmasını istemezler. Bu önemli konuda dertli olmalarına rağmen dertlerini gizleyen ve "Derdimi deşme¬yin" diyen insanlar, genel olarak dermandan umudunu yi¬tiren insanlardır. Tabi ki bunun önemli bir nedeni, yaşanı¬lan bu dertlerin, genel olarak yaygınlaşan dertler olması ve birçok ailede ortak olarak bulunmasıdır. Dolayısıyle "Kelin merhemi olsa, önce kendi başına sürer" diyen bu insanlar, karşılaştıkları birçok insanda aynı kellik sorununu gördükleri için, o insanlarla kellik sorunlarını konuşmaya ve onlardan bir çözüm beklemeye hiç gerek duymamakta¬dırlar.
Günümüz müslümanlarına pratikte örnek olabilecek evlilikler, yaşadığımız çağda ne yazık ki çok azdır: Müslü¬manlar için pratikte örnek alınabilecek evliliklerin genel olarak geçmişte, ibret alınabilecek evliliklerin ise günümüz¬de gerçekleşmesi, tabi ki gözardı edemeyeceğimiz bazı önemli sorunların bulunduğuna İşaret etmektedir.
Evlilik ve aile hususundaki İslami ideallerimizle, yaşa¬nan realitenin birçok boyutta çatışması, meselenin güncel vehametini göstermektedir. Bu vahim meseleye toplumsal beklentilerle yaklaşmak, çözümü toplumdan beklemek, tabi ki sonuçsuz kalacaktır. Yaşadığımız coğrafyada evlilik ve aile meselesinde sorunlarını çözümleyen nadide müslü¬manlar, bu sorunlarını genel olarak kendi bünyelerinde çö¬zümledikleri için, benzer sorunlan yaşayan diğer müslü-manların da, bu çözümlemeye öncelikle kendi bünyelerinde başlamalan gerekecektir.
Konuyla ilgili meselelere başlıklar halinde kısaca de¬ğinmemiz, umud ederiz ki hangi konularda yanılgıya dü¬şüldüğüne, hangi konularda geri kalındığına veya hangi konularda haddi aşıldığına kısmi bir açıklık getirebilecek ve bazı sorunların çözümüne ışık tutabilecektir.,

EVLİLİĞE HAZIRLIK

Evliliğe hazırlık denildiği zaman, genel olarak kızların çeyiz hazırlaması, erkeklerin ise iş güç sahibi olmalan anlaşılmaktadır. Oysa hazırlıktan kas¬tedilen şeyler yalnız bunlar olsaydı, bunları hazırlayan kız ve erkekler evliliğe hazırlanmış olup, evliliklerinin daha ilk dönemlerinde bazı önemli problemlerle karşılaşmazlardı. Ancak evliliğin ilk dönemlerinde karşılaşılan bu gibi prob-lemler, eşlerin evliliğe yeterince hazırlanmadıklarını göstermektedir,
O halde evliliğe hazırlıktan neyi anlamamız gerekir?
Bu beklentiler hiç şüphesiz ki sadece çeyiz veya İş güç değildir, Evliliğe hazırlıktan kastedilen ve kastedilmesi gereken en önemli şey, evliliğe eşlerin hazırlanmasıdır. Ev¬lenecek olan erkek veya kadınların, evliliğe eşyalannı de¬ğil, öncelikle ve Özellikle kendilerini hazırlamalandır. Nite¬kim Resulullah (s.a.v.)'in çeyiz olarak bir entari, bir kova ve içi izhır denilen kokulu ot ile doldurulmuş bir yastık ver¬diği pak kızı Hz. Fatıma validemiz, evliliğe bu çeyizini de¬ğil, kendisini hazırlamıştı!.
Peki bu hazırlık nasıl olacaktır?
Bu hazırlığın en kısa ifadesi evlenecek olan erkeğin veya kadının, birbirlerinin haklı beklentilerini ve aile sorumluluklarını karşılayabilecek bir duruma gelmeleridir. Bu haklı beklentiler nedir veya ne olmalıdır sorulan ise, İslami ölçüleri dikkate alan erkek veya kadın bütün müslümanlar-ca cevaplanabilen sorulardır. Nitekim bu müslümanlara "Evlilik sonrası haklı beklentiler ne olmalıdır?" sorusunu yönelttiğiniz zaman, bu soruya verilen cevaplar, genel ola¬rak doğru ve güzel cevaplardır. İşte evliliğe hazırlık demek, evlenecek olan eşlerin belli bir seviyeye gelmeleri ve birbirlerinin haklı beklentilerini karşılayabilecekleri kimlik ve ki¬şiliğe ulaşmalan demektir.
Ancak bu nasıl olacak ve bu hazırlığa kimler, nere¬den başlayacaktır?
Bu sorunun en kısa cevabı, bu hazırlığa kişilerin ken¬dilerinden başlamalarıdır. Müslüman erkeklerin, kendilerini mutlu edecek müslüman kadın aramaktan önce, müslü¬man bir kadını mutlu edebilecek müslüman erkek kimliğini kendilerinde' aramalan, bu kimlik ve kişiliği öncelikle ken-dilerinde oluştun ilandır. Aynı şeyi müslüman kadınlar için de söylememiz mümkündür. Müslüman kadınların da, kendilerini mutlu edebilecek müslüman erkek aramadan önce, müslüman bir erkeği mutlu edebilecek kimliği kendi¬lerinde aramalan, bu güzide kimlik ve kişiliği öncelikle kendilerinde oluşturmalan gerekmektedir.
Meselenin kendimizle ilgili yönünü gerçekleştirmeden beklemek veya bu beklentiler istikametinde bazı araştırma¬larda bulunmak, bizleri beklediğimizle karşılaştırmayacak-tır.
Müslüman erkeklerin, beklentilerine karşılık verebile¬cek müslüman kadın aramaları; müslüman kadınların, umduklarını bulabilecekleri müslüman erkek aramaları, boş ve anlamsız arayışlar olacaktır. Çünkü bir erkek veya bir ka¬dın olarak aranabilecek bir kimlikte değilsek, aranabilecek bir kimliği bulmamız da mümkün olmayacaktır.
Hem nerede bulacağız ki?
Aradığımızı göklerde değil, yerlerde aradığımıza göre, aranan şeyin yerlerde olması, benlerde, senlerde, bizlerde bulunması gerekmez mi?
Birbirimizde olmayan bir şeyi, birbirimizde nasıl bula¬bileceğiz:.
Oysa beklentilerimizi karşılayacak müslüman bir kadı¬nı veya müslüman bir erkeği dış dünyada aramak yerine; müslüman bir kadının veya müslüman bir erkeğin beklenti¬lerini bulabileceği bir kimliği iç dünyamızda aramak, bu kimliği bulmak ve bu kimliği yeşertmek, birbirimizde ara-dıklarımızı bulabilmemiz için çok olumlu bir adım olacaktır.
İslam'ın nuruyla aydınlanan bir müslüman kendi nefsi için istediğini, öncelikle kardeşinin nefsi için de isteyen bir müslümandır. Meseleye bu duyarlılıkla yaklaşıldığı zaman, müslümanın aile yapısına yönelişi; kendi nefsini mutlu et¬mekten önce, evlendiği veya evleneceği müslümam mutlu edebilmeyi amaçlayan bir yöneliş olacaktır. Nitekim böyle¬si müslümanlarda (salt olarak bencilliği ifade eden) "Bekle¬diğimi bulabilecek miyim?" endişesinden önce, "Evlenece¬ğim müslümanın beklentisini karşılayabilecek miyim?" endişesine yer verilmektedir. Çünkü hesap gününde ala¬caklı değil, borçlu durumuna düşmekten korkan bir müslü¬man için, haklı olarak beklenmesi gereken şeyleri karşı ta¬rafa verememek, karşı taraftan bekleneni bulamamaktan çok daha vahim bir hadisedir.
Meseleye bu bilinçle yaklaşılması,
güzeli arayan çirkin olmak yerine, aranan bir güzel olmaya çalışılması, aradıklarımızı bulabilmemiz için hayırlı ve gerçek bir adım olacaktır. Çünkü aradığımız kimliği bu¬labilmemiz, aranan bir kimlik olmamızla mümkündür.
Netice olarak güzel bir mü'min, güzel bir mümine aramak için değil, öncelikle güzel olmak için mücadele vermeliyiz. Çünkü alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.)'ın huzurunda toplanacağımız günde, o müthiş hesap gününde, eşleri güzel olanlar değil, Öncelikle kendileri güzel olanlar, eşleri tarafından hoşnut edilenler değil, öncelikle Al¬lah rızası için eşlerini hoşnut edenler kurtuluşa erecekler¬dir.

EŞLERİN SEÇİMİ VE UYUMU

İslam evlilik meselesinde müslümanlara tam manasıy¬la muhayyerlik vermemiş, "İsteyen, istediği ile evlensin" di¬yerek, müslümanları bu önemli konuda başıboş bırakma¬mıştır. Bu konuda helal ve haramlarla birlikte, teşvik ve tavsiye hükümleri de bulunmaktadır. Müslümanların kim¬lerle evlenip, kimlerle evlenilemeyeceğine dair Kur'an-ı Kerim'de zikredilen ayet-i kerimelerden bazılan şunlardır.,
Müşrik kadınları, iman edinceye kadar nikahlamayın; iman eden bir cariye, -hoşunuza gitse de- müşrik, bir kadın¬dan daha hayırlıdır. Müşrik erkekleri de, iman edinceye ka¬dar nikahlamayın; iman eden bir köle, -hoşunuza gitse de-müşrik bir erkekden daha hayırlıdır. Onlar, ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izni ile cennete ve mağfirete çağınr. O, insan¬lara ayetlerini açıklar. Umulur ki Öğüt alıp-düşünürler.[27]
Kadınlardan babalarınızın nikahladıklarını nikahlan¬mayın. Ancak (cahiliyyede) geçen geçmiştir. Çünkü bu, 'çir¬kin bir hayasızlık' ve 'öfke duyulan bir iğrençliktir'. Ne kötü bir yoldu o !.
Sizlere anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halaları¬nız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerin kızları, hz kardeşlerin kızla¬rı, sizi emziren (süt) anneleriniz, süt hz kardeşleriniz, kadınla¬rınızın anneleri ve kendileriyle (gerdeğe) girdiğiniz kadınlannızdan olup koruyuculuğunuz altında bulunan üvey kızlarınız -onlarla gerdeğe girmemisseniz, size bir sakınca yoktur, sizin sulbünüzden olan oğullarınızın eşleri ve ila kız kardeşi bir araya getirdiğiniz (evlilik) haram kılındı Ancak (cahüiyyede) geçen geçmiştir. Şüphesiz, Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.[28]
Bugün size temiz olan şeyler helal kılındı (Kendilerine) Kitab verilenlerin yemeği size helal sizin de yemeğiniz onlara helaldir. Mü'minlerden özgür ve iffetli kadınlar ik sizden önce (kendilerine) Kitab verilenlerden özgür ve iffetli kadınlar da, namuslu, fuhuşta bulunmayan ve gizlice dostlar edinme¬mişler olarak onlara ücretlerini (mehirlerini) Ödediğiniz tak¬dirde- size (helal kılındı) Kim imanı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O ahirette hüsrana uğra-yanlardır.[29]
Zina eden erkek, zina eden ya da müşrik olan bir ka¬dından başkasını nikahlayamaz; zina eden bir kadım da, zina eden ya da müşrik olan bir erkekten başkası nikahlaya¬maz. Bu, mü'minlere haram kılınmıştır.[30]
Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadın¬lara; iyi ve temiz kadınlar, iyi ve temiz erkeklere; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların de¬mekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir nzık vardır.[31]
Müslümanlann evlenecekleri eşleri seçme veya seçe¬bilme insiyatifleri, yukanda bir kısmını zikrettiğimiz bu hükümler çerçevesinde kalan bir insiyatiftir. Resululiah (s.a.v.)'in konuyla ilgili hadis-i şerifleri de, yine müsiümanlar tarafından dikkate alınması gereken hadis-i şeriflerdir.
Mesela Buharı ve Müslim'de rivayet edilen bir hadis-i şerif¬te Resululiah (s.a.v.), kadının dört şey (Malı, soyu ve şere¬fi, güzelliği ve dindarlığı) için nikahlanacağını belirtip, din¬dar olanın tercih edilmesini tavsiye etmiştir. İbn-i Mace'de ise aynı konuda şu hadis zikredilmektedir.,
Kadınlarla güzellikleri için evlenmeyiniz. Çünkü umu¬lur İd güzellikleri kendilerini felakete götürsün. Malları için de evlenmeyiniz. Çünkü umulur ki malları onlan bastan çıkar¬sın. Fakat onlarla din(leri) için evleniniz. Allah'a yemin ede¬rim ki, siyah, kulağı delik ve dindar bir cariye (diğerlerinden) daha faziletlidir.
Bu hadis-i şerifte kendilerini felakete götürecek bir güzelliğe, baştan çıkarmaya götürecek bir mala sahip olan kadınlar, güzelliğe veya mala sahip olmalarına rağmen dindar olmayan kadınlardır. Nitekim kendilerini güzelliğin ve malın fitnesinden koruyabilecek dini vasıflara sahip ol¬madıkları için, istenmese de bir felakete gidebilecekleri ve baştan çıkacakları umulmakta veya beklenmektedir.
Konuyla ilgili olarak zikrettiğimiz ayet-i kerimelerde ve hadis-i şeriflerde dikkate almamız gereken diğer bir husus; kadın erkek ayırımı yapılmadan bütün emir, nehiy veya teşviklerin genele şamil kılınamayacağıdır. Mesela müslüman erkeklerin Ehl-i Kitap'tan kız alabileceklerini be¬yan eden [32] ayet-i kerimesi, bu izini kadın er¬kek bütün müslümanlara değil, sadece erkek müslümanla-ra vermektedir. Tabi ki bu durumun, kendi şartlarında gözlemleyebileceğimiz hikmetli nedenleri bulunmaktadır.
Aile reisinin erkek olması ve ailedeki yaptırım gücü¬nün erkekte bulunması, böylesi evliliklerde aileye vaziyet etme noktasında erkek için bir avantaj olurken, kadın için dezavantaj olacaktır. Dirayetli müslüman bir erkek Ehl-i Kîtnp'tan bir kızla evlendiği zaman, aileye vaziyet etme noktasındaki bu avantajını kullanabilecek ve dolayısıyle kendi dinini koruyabildiği gibi, EhM Kitap'tan olan eşinin de bazı hayırlara ulaşmasına vesile olabilecektir. Tabi ki bu olumlu durum, Ehl-i Kitap'tan bir erkekle evlenmeye kalkı¬şan müslüman bir kadın için söz konusu değildir. Ehl-i Kitap'tan bir erkekle evlenen kadın, kocasında Ehl-i Ki-tab'ın şu vasfını, şu arzusunu görecektir.,
Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyan¬lar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De kv Kuşku¬suz doğru yol Allah'ın (gösterdiği) dosdoğru yoldur. Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tut¬kularına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.[33]
Ehl-i Kitap erkeğin bu arzusu, zamanımızda dini bir istek olarak değil, bir hayat görüşü ve bu görüşün paralelindeki tavırlar olarak karşısına çıkacaktır. "Şunu şöyle ya¬palım, bunu böyle yapalım!." şeklindeki istekler, aile için¬deki erkeğin avantajlı durumuyla ağırlık kazanacak ve yaptırım gücü bulunmayan kadını çaresizlik içinde bırakabi¬lecektir.
Aileye vaziyet etme ve yaptırım gücü noktasında er¬keğe nazaran dezavantajlı bir durumda bulunan müslüman bir kadının, böyle bir duruma düşmemesi ve bu dezavanta¬jını bir avantaj durumuna getirebilmesi, kendisinden daha dindar olan müslüman bir erkekle evlenmesine bağlıdır.
Herhangi bir erkeğe zenginliği veya güzelliği için ta¬lip olmak, müslüman kadınlar için oldukça sakıncalı bir du¬rumdur. Çünkü aile reisliğine sahip olan müslüman erkek¬lerin bile sadece zenginlik ve güzellik için yapacakları evlilikten sakındınlmalan, aile reisliğini ellerinde bulundur¬mayan ve bulundurmayacak olan müslüman kadınlar açısından çok daha vahim bir sakındırma olarak algılanmalı¬dır.
Ehl-i Kitab'ın günümüzde yeniden tanımlanması ise dikkate alınması gereken diğer bir husustur. Ehl-i Kitab'ın en kısa tarifi, kendilerine semavi bir Kitab verilen insanlar¬dır. Ehl-i Kitab'ın Kur'an-ı Kerim'deki ıstılahı manası ise kendilerine semavi bir Kitab verilmesine ve hak bir din vazedilmesine rağmen, dinlerinin gereğini yapmayan ve dinlerini tahrif eden kimseler topluluğudur.
Eh Kitab'ın bu tanımını dikkate aldığımız zaman, günümüzde Ehl-i Kitab ifadesiyle kastedilen zümrenin, sadece Yahudiler veya Hıristiyanlar olmadığını anlayabiliriz. Çünkü kendilerii Kur'an-ı Kerim verilmesine ve kendileri¬ni İslam'a nisbet etmelerine rağmen, halleriyle, yaşantıla¬rıyla, akideleriyle müşriklerden bir farkı olmayan, bid'at ve hurafelerle dinierini tahrif eden kimseler, Ehl-i Kitaptan farklı kimseler değildir.
Dolayısıyle mü'mine bacılarımızın ve bu bacılanmızın velileri olan müslüman anne ve babaların bu hususa önemle dikkat etmeleri, iş, güç, güzellik veya makam gibi sebeblerle kendilerini ve kızlarını ateşe sürüklememeleri gerekir. Anne babaların bu konudaki sorumluluklarıyla ilgi¬li olarak Efendimiz şöyle buyurmaktadır.
Dininden ve ahlakından razı olduğunuz bir kimse kızı¬nıza talip çıkarsa, kızınızı ona nikah ediniz. Eğer yapmazsa¬nız, yeryüzünde fitne ve fesad olur.
Resulullah (s.a.v.)'e "Ey Allah'ın Resulü.. Eğer fakirse ne olacak?" diye sorduklarında Resulullah (s.a.v.) üç defa tekrar ederek Dîninden ve ahlakından razı olduğunuz birisi kızınıza talip olarak gelirse, kızınızı onunla evlendiriniz bu¬yurdu.
Kızlarının dünyada ve ahir tte hayırlarla karşılaşmasım dileyen bütün anne babaların Tirmizi'de rivayet edilen bu hadis-i şerif-i dikkate almalan, dünyaca fakir olmasına rağmen din ve ahiak boyutunda zengin olan müslüman bir genç, kızlarına talip olduğu zaman, bu olaya olumlu bak-malan ve karan, kizlanna bırakmaları gerekir.
Tevhidi düşünceyle karşılaşan ve İslam gerçeğini kav¬rayan bazı bacılanmız, anne babaya itaat adı altında mal veya makam sahibi cahillerle evlenebilmektedirler. Oysa mü'mine bir bacının, öncelikle ve özellikle bu konudaki Al¬lah'ın hükümlerini dikkate alması ve anne babaya itaatin, Allah'ın hükümlerine rağmen bir itaat olmadığını bilmesi gerekir.
Bizler hangi mü'mine bacımızın, hangi durumlara, ne kadar dayanabileceğini bilemeyiz. Dolayısıyle bu konuda bizleri değil, durumlarına şahit olan ve durumlarını hakkıy-le bilen Allah (c.c.)'ı dikkate alarak, anne babalarına bu du¬rumlarını rahmetli bir üslupla izah etmeleri ve cahili evlilik¬lerden güçleri nisbetince sakınmaları gerekecektir. Nitekim Efendimiz (s.a.v.)'in erkeklere hitaben söylediği ..Allah'a yemin ederim ki, siyah, kulağı delik ve dindar bir cariye (di¬ğerlerinden) daha faziletlidir, buyruğunun kendileri için de geçerli olduğunu bilmeleri ve kendilerine talip olan müslü¬man bir erkekte illa güzellik veya zenginliği aramamaları gerekir. Çünkü mü'mine bir kız için en hayırlı evlilik, işi veya makamı ne olursa olsun kendisinden daha dindar, daha muttaki müslüman bir erkekle yapacağı evliliktir. Bu şekilde gerçekleştireceği evlilik bazı dünyevi sıkıntılarla içi¬ce gözükse dahi, sabır ve kanaat hasleti ile bu sıkıntılar ta¬mamen ortadan kalkabilecek ve evliliğin uhrevi neticesi, ebedi hayır ve rahmetle sonuçlanabilecektir.
Evlenecek olan kadın ve erkek arasındaki kültür fark¬lılıkları ise, dikkate alınması gereken bir diğer husustur.
"Aile yapısındaki hukuk ne olmalıdır?" sorusuna geti¬rilen çözümler, beşeri zihniyetlerin sık sık tartıştıkları ve karşı cinslerin birbirlerini devamlı itham ettikleri çözümler¬dir. Erkek veya kadın asabiyetinin etkisiyle şekillenen bu gibi beşeri çözümler, hiçbir zaman erkeklerin ve kadıniann ortaklaşa kabul edebilecekleri istikrarlı çözümler olmaya¬caktır.
Allah'a inanan ve Allah'ın hükümlerine teslim olan müslümanlar için, muhkem ayet-i kerimeler çerçevesinde belirlenen aile hukuku, tartışılmadan kabul edilebilecek adil bir hukuktur. Nitekim Kur'an-i Kerime iman eden müslü¬manlar olarak "Aile yapısındaki hukuk ne olmalıdır?" soru¬suna yine Kur'an-ı Kerim'den cevap verecek ve konuyla il¬gili ayet-i kerimelere kısaca açıklık getireceğiz.
Tevhid dini olan İslam, aile yapısında da tevhide yani birliğe önem vermektedir. Yola çıkıldığında dahi, yola çıkan müslümanların aralarından birisim imam seçmelerim emreden İslam, bir ömür boyu sürecek aile yaşantısında da anarşiyi önlemek ve düzenli bir istikran sağlamak için aile reisliğini esas almakta ve bu reisliği erkeğe vermekte¬dir.,
Allah'ın, bazısını bazısına üstün kılması ve onların ken¬di mallarından harcaması nedeniyle erkekler, kadınlar üze¬rinde 'sorumlu yöneticilerdir'. İyi kadınlar gönülden (Allah'a) itaat edenler, Allah, (onları ve haklarını) nasıl korudu görünmeyeni koruyanlardır...[34]
Ailenin geçim ihtiyacını karşılama ödeviyle birlikte aile reisliği kendisine verilen erkek, bu reislikte başı boş bırakılsaydı, hiç şüphesiz ki bu adil bir aile reisliği değil, za¬lim bir aile diktatörlüğü olurdu. Ancak alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) erkeği bu konuda başı boş bırakmamış,
ailesine nasıl ve ne şekilde davranacağım açık hükümlerle kendisine beyan etmiştir. Bu hükümleri dikkate alan aile reisine, yani erkeğe karşı kadınların görevi ise yukardaki ayet-i kerimede zikredildiği gibi gönülden itaat etmeleridir. Allah'ın hükümleri istikametinde hareket eden peygamber¬lere veya emir sahiplerine itaat etmek, nasıl ki Allah'a ita¬at etmek ise, İlahi ölçüleri dikkate alan müslüman kocaya, Allah'ın emri gereği itaat etmek de, gerçek düzlemde ko¬caya değil, Allah'a itaat etmektir.
Nitekim Allah'ın emri üzere Adem {a.s.)'a secde eden melekler, gerçek düzlemde Adem (a.s.)'a değil Al¬lah'ın emrine boyun eğmişler ve Allah'ın emrine itaat et¬mişlerdir. Dolayısıyle mümine bir kadın için müslüman bir kocaya itaat etmek eylemi, Allah'ın hükmüne itaat etmek bilinciyle mutmainlik kazanan kalbi bir eylemdir. Gönülden yapılması gereken bu itaatin olmaması veya bu konuda kalplerin kayması durumuna, şanı yüce Rabbimiz peygam¬ber hanımlanndan örnek vermiş ve neticenin ne olacağını, yine kendilerine bildirmiştir.,
Hani peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söy¬lemişti Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, o da (Peygamber) bir kısmını açık¬lamış bir kısmım (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda ona kendisi haberi verince (eşi) demişti ki Bunu sana kim haber verdi? O da Bana bilen, (her şeyden) haberdar olan (Al¬lah) haber verdi demişti
Eğer sizler (peygamberin iki eşi) Allah'a tebe ederseniz (ne güzel); çünkü kalpleriniz eğrilik gösterdi Yok eğer ona karşı birbirinize destekçi olmaya kalkışırsanız, artık Allah, onun mevlasıdır; Cibril de ve mü'minlerin salih olanları da. Bunların arkasından melekler de onun destekçisidirler.
Belki onun Rabbi, eğer o sizi boşayacak olursa ona sizin yerinize sizlerden daha hayırlı müslüman, mü'min, gö¬nülden itaat eden, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan dul ve bakire eşler verir.[35]
Resulullah (s.a.v.)'i ve onun pak zevcelerini muhatap alan bu ayet-i kerimeler, hiç şüphesiz ki Efendimiz (s.a.v.)'i kendilerine örnek alan günümüz müslümanlannı ve bu müslümanlann hanımlannı da muhatap almaktadır. İlahi hukuku gözeten müslüman bir kocaya karşı gelen kadın-lar, Allah'ın, meleklerin, Cebrail'in ve salih müminlerin ko¬casına destek vereceklerini bilmeleri ve bu tavırlarından vazgeçmezlerse kendilerini boşayacak olan kocalanna, Al¬lah'ın onlardan daha hayırlı eşler verebileceğini dikkate al¬maları gerekir.
Böylesi durumlarda meseleyi "Kocamdan ayrılırsam ne olur?" sorusuna göre değil, "Allah'tan, meleklerden, Cebrail'den, salih müminlerden ve kocamdan ayrthrsam ne olur?" sorusuna göre değerlendirmeleri gerekir. Çünkü böylesi bir aynlıkta Allah'ın, meleklerin ve salih mü'min-lerin kimden tarafa olacakları ayet-i kerimede beyan edil¬mektedir.
Aile yapısı içersinde itaat eden değil, itaat edilen merci olan erkeklerin durumu ise kadınlara nazaran çok daha zor, çok daha endişe verici bir durumdur. Çünkü ka¬dınlar itaat hükmüyle mükellef tutulurken, bir yönetici durumunda olan erkekler, yönetimle ilgili diğer bütün hükümlerie mükellef olmaktadırlar. Müslüman bir erkeğin sağ eliyle yani meşru olarak sahip olduklarına güzellikle davranması, bir yönetici olarak dikkate alması gereken ilk hükümlerdendir.,
Allah'a ibadet edin ve O'na hiç bir şeyi ortak koşma¬yın. Anne-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmışa ve sağ ellerinizin malik olduklarına güzellikle davra¬nın. Çünkü, Allah, her büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.[36]
Bir erkeğin ailesine güzellikle davranması demek, on¬ların meşru ihtiyaçlarını karşılaması, onları hayra ve rahmete güzellikle davet etmesi demektir. Yoksa ailesini hoş¬nut etmek isteyen günümüzdeki bazı erkeklerin yaptıklan gibi ailesinin bütün nefsani isteklerini yerine getirmeye ça-lışmak değildir. Yönetici durumunda olan bütün müslü¬manlann öncelikle İlahi hukuku, Allah ve Resulünü dikkate almaîan gerekir. Allah ve Resulünün isteklerini, eşlerinin ve çocukîannın isteklerinden önceye, çok çok önceye al¬maları ve nihai tercihlerini bu önceliğe göre yapmalıdırlar..
De kû Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eş¬leriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allat, ^an, O'nun Resulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıkhr topluluğuna hidayet vermez.[37]
Ey iman edenler, gerçek şu ki, sizin eşlerinizden ve ço¬cuklarınızdan bir kısmı sizler için (birer) düşmandırlar. Şu halde onlardan sakının. Yine de affeder, (mizaçtan kaynakla¬nan bazı kusurlarını) hoş görür ve bağışlarsanız, artık elbette Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.[38]
İkinci ayet-i kerimedeki eşlerinizden ve çocuklarınız¬dan bir lasını sizler için (birer) düşmandırlar., buyruğunu, eşlerimizin ve çocuklarımızın bir kısım isteklerinin, bilerek veya bilmeyerek yapılan düşmanca istekler olabileceği şeklinde de anlıyabiliriz. İlahi buyruk istikametinde bunlardan sakınmak ise, hiç şüphesiz ki İlahi ölçüleri dikkate alarak gerçekleşebilecektir. Doiayısıyle müslüman bir kadın ola¬rak kocanızdan bir istekte bulunacağınız veya müslüman bir koca olarak kannızın bir isteğini yerine getireceğiniz zaman, mutlaka ve mutlaka İlahi ölçüleri dikkate almanız gerekmektedir.
Mesela Resulullah (s.a.v.) hanımlarının isteğini ve hoşnutluğunu dikkate alarak, bir rivayete göre bal yeme¬mek (diğer rivayete göre ise bir cariyesine yaklaşmamak) hususunda yemin etmişti. Bunun üzerine nazil olan ayet-i kerimelerde Efendimiz (s.a.v.) şöyle İkaz edilmektedir.,
Ey peygamber, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek, Al¬lah'ın sana helal kıldıklarını niçin haram kılıyorsun? Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Allah, (böylesi) yeminlerinizin (keffaretle) çözülmesini size farz kıldı Allah sizin mevlamz (sahibiniz, yardımcınızdır. O bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır.[39]
Bu ayet-i kerimelerden hareket ederek, kendilerine herhangi bir helali haram kılan erkekleri eleştirmeye kal¬kışmayacağız. Çünkü eşlerinin hoşnutluğunu dileyerek bir helali değil, eşlerinin hoşnutluğu için farz olan cihadı terkeden binlerce erkekle(!) karşılaşıyoruz.
Peki, ne demeli bu şaşkınlara? "Behey şaşkınlar! Neyi nerede arıyorsunuz? Lütfen istikametinizi değiştirin.." desek, olmaz, doğru anlaşılır!. O halde nasıl, nasıl kendilerine getirebiliriz bu şaşkınları!.
Oysa kendilerine erkek denilen bu aile reisleri şayet Allah'a ve Resulüne iman ediyorlarsa, kendilerini ve yakınlannı nefsi hoşnutluk ile cehenneme sürüklemekle değil, kendilerinin ve yakınlarının nefislerine hoş gelmese de ateşten korumakla mükelleftirler.,
Ey iman edenler, kendinizi ve yalanlarınızı ateşten koru¬yun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır; üzerinde oldukça sert, güçlü melekler vardır. Allah kendilerine neyi emretmişse ona isyan etmezler ve emredildiklerini yerine getirirler.[40]
Ailesini, eşini ve çocuklarını seven, onları gerçekten seven müslüman bir erkek, gücü nisbetince onlan ateşten sakındıran, onlan hayra ve rah¬mete davet eden bir erkektir. Ailesini seven, dünyada be raber oldukları gibi ahirette de beraber olmak isteyen müs¬lüman kadınlar için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Onlar da cennet arzusu İle kocalarını hayra davet edecekler ve ko¬calarının hayırlı davetlerine, yine cennet arzusuyla icabet edeceklerdir. Nitekim müslüman bir erkek için ailesine na¬mazı emretmesi ve bunda kararlı olması, ailesinin hayır ve rahmetinde kararlı olması gibi asil bir davranıştır.,
Ehline (ümmetine) namazı emret ve onda kararlı dav¬ran. Biz senden nzık istemiyoruz, biz sana nzık vermekteyiz. Sonuç da takvanındır.[41]
Hayra ve rahmete davetteki bu kararlılığı, karşı tarafa kesinkes dayatmalarda bulunmak şeklinde anlamamalıyız. Buradaki kararlılık, bazı yaptırımlardan ziyade davette ka¬rarlılıktır.
Şanı .4yüce Rabbimiz yerlere ve göklere İsteyerek veya istemeyerek emrime gelin buyurmuş, yerler ve gökler de İsteyerek geldik şeklinde bir cevapla, bu davete icabet etmişlerdir. Ancak "İsteyerek veya istemeyerek emrime ge¬lin" şeklindeki bu davet, herhangi'bir muhayyerlikleri ve tercih haklan bulunmayan yerlere ve göklere yapılan bir davet şeklidir. İnsanlar ise Allah'a kulluk bazında belirli ter¬cih hakianna sahiptirler. Dolayısıyle İnsanlara kulluk bazın¬da götüreceğimiz bütün davetlerde, onların bu daveti, em¬rivaki olarak değil, öncelikle isteyerek icabet etmelerine önem vermeliyiz. Daveti götürdüğümüz karşı tarafın bir tercih hakkı olduğunu bilmeli, hayn ve rahmeti tercih ede¬bilmeleri için bu daveti yumuşak bir üslupla ve hikmetli açıklamalarla götürmeliyiz. Muhatabımızı herhangi bir Rabbani fiile davet etmeden önce, bu fiilinin önemini, ne¬den ve ne için yapılacağını, yapıldığı ve yapılmadığı za¬manlar ne olacağını, neyi karşılaşılacağını yine muhc abamızın seviyesine göre anlaşılabilir örneklerle izah etmeliyiz.
İslam dininin asli meseleleriyle ilgili davetlerimize inadi olarak icabet edilmediği durumlarda dahi, onları her ne pahasına olursa olsun müsiümanlığa zorlamak değil, gere¬kirse bir erkek olarak boşama veya bir kadın olarak bo¬şanmayı İsteme hakkımız vardır. Kadınların boşama değil, boşanmayı isteme hakkı olması, kadınları çaresizlik içinde bırakacak bir eşitsizlik değildir. Çünkü aile yapısı içersinde kadın erkeğinden değii, erkek kadınından sorumludur. Do-layısıyie erkeğini hayra davet etmesine rağmen bu daveti¬ne icabet edilmeyen kadın, kendi kulluk farizasını yerine getirerek kurtuiuşa erebilir. Fakat aynı şey, kadınından so¬rumlu erkekler için geçerli değildir.
Yukarıda zikrettiğimiz boşama veya boşanmayı iste¬me hakkı, yine de çok ciddi durumlarda gündeme gelmesi gereken bir haktır. Çünkü boşanmak, bazı rivayetlerde bil¬dirildiği gibi Allah'ın sevmediği bir helaldir. Nitekim birbirlerinde hoşlanmadıkları bazı kısmi şeylerle karşılaştıkları için yuvalarını yıkan, çocuklannı annesiz veya babasız bırakan kimseler, bilerek veya bilmeyerek büyük bir vebalin al¬tına giren kimselerdir.
Oysa farklı özelliklere, birbirinden ayn huy "ve mizaç¬lara sahip insanlar olarak, birbirimizde hoşlanmadığımız bazı durumlarla karşılaşabileceğimizi dikkate alan İlahi va¬hiy, bizlere böylesi durumlarda şu nasihati etmektedir.,
Ey iman edenler, kadınlara zorla mirasçı olmaya kal¬kışmanız size helal değildir. Apaçık olan 'çirkin bir hayasızlık' yapmadıkları sürece, onlara verdiklerinizin bir kısmını gider¬meniz (kendinize almanız) için onlara baskı yapmanız da (helal değildir.) Onlarla güzellikle geçinin. Şayet onlardan hoşlanmadınızsa, belki, bir şey hoşunuza gitmez, ama Allah onda çok hayır lalar.[42]
Eşlerimizde hoşlanmadığımız bir şeyle karşılaştığımız zaman, bu şeyin bizler için hayır, çok çok hayır olması,
hoşlanmadığımız bu şeye Allah'ın nzasını gözeterek sabretmemize, affetmemize, hoşlanmadığımız bu şeyi, hoşgörmeye çalışmamıza bağlıdır. "Allah rızası için (Allah'ın affedebileceği bir şeyi) affeden, affedilecektir.." vaadini düşünmemiz bile, böyle bir durumda karşılaşacağımız ilk hayn görmemize vesile olabilecektir.
Ayet-i kerimede aynca Onlarla gü~Hlikle geçinin. buyurulmaktadır. Bu hayırlı davet, erkeklerle beraber ka¬dınları da muhatap almakta, kadın ile erkek güzellikle ge¬çinmeye davet edilmektedir. Biz müslümanlar için bunun en pratik yolu, eşlerimize bir mümin veya bir mü'mine olarak değer vermek ve onlara bu değere yakışan davra¬nışlarda bulunmaktır. Mesela mümine bir bacımızla evli olan ti'n erkeklere sormak isteriz.,
Nikahınız altındaki kadın, Resulullah (s.a.v.)'in bir kızı olsaydı, ona karşı haksız veya kaba davranabilir miy¬diniz? Haksız yere onu üzmenin, Efendimiz (s.a.v.)'İ üzmek olacağını düşünüp, daha bir dikkatli, daha bir rahmetli yaklaşmaz mıydınız?
Bir müslüman olarak bu sorulara vereceğiniz cevap¬lar bellidir. Oysa mesele bu örnekten farklı bir mesele değildir. Nikahınız altındaki mü'mine bacımız, sadece kızlan-na değil, ümmetine de aynı merhametle yaklaşacak olan Resulullah (s.a.v.)'in ümmetinden olup, alemlerin Rabbi olan Allah'ın kuludur. Daha açık bir ifadeyle babası pey¬gamber değildir, peygamber değildir ama, Rabbi ve sahibi Allah'tır.
O halde Allah'ın bizlere nikah akdi ile emanet olarak verdiği kadınlarımızla İlgili olarak muazzam hesap günün¬de "Emanetime ne yaptınız? Nasıl davrandınız? Onları hangi durumda alıp, hangi durumlara getirdiniz?" sorulanyla karşılaştığımız zaman, mutmain bir kalp ile mutmain cevaplar verebilmemiz için, ne yapmamız ve onlara nasıl davranmamız gerektiği belli değil mi?
Kadiniarımızın da aynı ömeği kendi boyutlarından düşünmeleri, birer Hz. Fatıma olabilmeleri için, müslüman kocalanna Hz. Ali muamelesi yapmaları gerekmez mi? Kocalan Hz. Aİi gibi olmasa da, kendileri Hz. Fatıma gibi olmak istemezler mi?
View DÂRU' L-ADL's Resim Albumu DÂRU' L-ADL isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 13:31 .
http://www.islamportali.com

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2
islamportali islamportali.comislami portal

Hosting Hizmetleri ExForum | Rüya Tabirleri | Dini Hikayeler
islamportali| islami Sohbet