.:: Tavan Arası ::.

Geri git   İslamportali.com - İslami Forum > HZ.MUHAMMED MUSTAFA (S.A.V) > Sahabe-i Güzin Efendilerimiz
Yardım Üye Listesi Ajanda Arama Bugünki Mesajlar Forumları Okundu Kabul Et

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler
Alt 10-26-2010, 07:25   #11 (permalink)
Yeni Kullanıcı
Bilgiler
Üyelik tarihi: Oct 2010
Cinsiyet:
Mesajlar: 64
Seviye: 6 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 0 / 147
Güç: 21 / 698
Deneyim: 89%
İletisim
Lightbulb

ZİNNİRE HATUN (r.anha)


Zinnîre hatun Rum asıllı olup Mekke eşraflarından önde gelen bir müşrikin cariyesiydi.
Zinnîre hatun İslamiyet’in başlangıcında müslüman olmuş ilk Müslüman kadınlardandı. Kendisi Mekke’deki zayıf ve korumasız Müslümanlardandı.
Zinnîre hatun müşrikler tarafından tevhid dinini bırakıp kendi dinlerine döndürülmek istenen ve bunun içinde ağır işkencelere uğratılan kadın köleler arasında idi.
Ömer b. Hattab Müslüman olmadan önce üzerine yürüyüp bo-ğazına sarılır; elleri yanlarına düşüp, öldü sanılıncaya kadar sıkar, sıkardı. Daha sonra Zinnîre hatun kendi kendine dirilir, bu kezde Ebu Cehil’in hışmına uğrardı.
Bir gün Ebu Cehil ona öyle şiddetli işkenceler uygulamıştı ki Zinnîre hatunun gözler kör oldu.
Onun kör olduğunu gören Ebu Cehil:
-Ey Zinnîre! Gördün mü? Lat ve Uzza gözlerini elinden aldı da seni kör etti dedi.
Zinnîre hatun:
-Ey Ebu Cehil! Hayır, vallahi bu söylediğin gibi değildir. Benim gözlerimi kör eden Lat ve Uzza değildir. Çünkü onlar iyilik ya da kötülük yapmaktan aciz birer taş parçalarıdır. Yarar ya da zarar vermeyi kadir olamazlar, onlar hiç bir şeyi göremezler.
Onlar kendilerine ne tapanları, ne de tapmayanları bilir. Şu başıma gelen ise semavi bir iştir. Benim Rabbim gözlerimi kör ettiği gibi geri vermeye, beni tekrar gördürmeye kadirdir dedi.
Zinnîre hatunun işkenceler sonucu kör olduğunu işiten diğer müşriklerden bazıları oraya gelmişler:
-Onun gözlerini kendilerini terk ettiği için Lat ve Uzza kör et-miştir demekteydiler.
Zinnîre hatun söylenenleri işitince:
-Allah’ın (c.c) Beyti üzerine yemin ederim ki şu kişiler yalan söy-lemektedirler. Lat Ve Uzza nihayet birer taş parçasıdırlar, ne yarar ne de zarar verebilirler dedi.
Ebu Cehil etraflarını toplanan müşriklere:
-Muhammed’in izi sıra giden şu akılsızlara şaşmaz mısınız? Eğer Muhammed’in getirdiği şey gerçekten hayırlı olsaydı biz Ona uymakta bunlardan önce davranır, muhakkak ki onları geçerdik. Şu aklı kıt Zinnîre’nin doğruyu bulmakta bizi geçeceğini mi zan-nediyorsunuz? Dedi.
O gece geçip sabaha çıkınca Yüce Allah (c.c) Zinnîre’nin gözle-rini geri verdi, onu gördürdü.
Kureyş müşrikleri ona gözlerinin geri verildiğini görmeye baş-ladığını işitince:
-Vallahi bu da Muhammed’in sihirlerinden bir sihirdir demek-ten kendilerini alamamışlardı.
Hz. Ebu Bekir Zinnîre hatunu satın alarak azat etti, müşriklerin işkencelerinden kurtardı.


Allah (c.c) ondan razı olsun.


==============



ÜMMÜ ÜBEYS HATUN (r.anha)


Ümmü Übeys hatun Zinnîre hatunun kızıdır. Abd. Şems oğul-larından Kureyz b. Rebianın evcesidir. Oğlu Übeysten dolayı Ümmü Übeys lakabıyla anılmaktadır.
Kendisi Zühre oğullarından ya da Teym b. Mürre oğullarından birisinin cariyesiydi.
Ümmü Übeys hatun annesiyle birlikte İslamın Mekke’de çıktığı ilk dönemlerde Müslüman olmuştu. Kendisi Mekke’deki korumasız ve zayıf Müslümanlardan olup Allah (c.c) yolunda işkencelere uğradı. Ona Müslümanlıktan döndürmek için İslamın azılı düş-manlarından Eved b. Abd. Yagus işkence yapardı.
Ümmü Übeys hatunu da annesi gbi Ebu Bekir satın alıp azat etti. Onu müşriklerin işkencelerinden kurtardı.


Allah (c.c) ondan razı olsun.
===============



NEHDİYE HATUN (r.anha) ve KIZI

Nehdiye hatun Nehd b. Zeyd oğulları içinde doğan bir cariye idi. Abduddar oğullrından müşrik bir kadının kölesi olmuştu.
Müşrik sahibesi onun Müslüman olduğunu öğrenince işkence yapmaya başladı.
İşkence yaptıkça ona:
-Vallahi seni azdıranlardan Muhammed’in ashabından birisi satın alıp azat etmedikçe elimden kurtulamayacaksın derdi.
Nehdiye hatunun kızı da bu müşrik kadının eline düşmüştü.
Bir gün yine işkence yapıp dururken onlara:
-Vallahi sizi azat etmeyeceğim. İşkence yapıp duracağım dedi. Onun bu sözlerini oradan geçmekte olan Hz. Ebu Bekir duydu.
Müşrik kadına:
-Ey kadın! Sen şu yemininden vaz geç dedi.
Müşrik kadında:
-Ben yeminimden ancak senin onları satın alıp azat etmen şar-tıyla vazgeçerim. Onların itikatlarını bozanda sen ve senin gibiler dedi.
Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir:
-Onların kurtulmalık akçelerini bana bildir dedi.
Müşrik kadın:
-Onların kurtulmalık akçeleri şu kadardır deyip bir miktar söyledi.
Hz. Ebu Bekir:
-Ben onları söyediğin miktara satın aldım ve azat ettim dedi.
Allah (c.c) onlardan razı olsun.

===============


LÜBEYNE HATUN (r.anh)


Lübeyne hatun Müemmel b. Habib b. Temim oğullarının cari-yesi idi.
Lübeyne hatun Hz. Ömer b. Hattab’tan önce Müslüman oldu.
Ömer b. Hattab Müslüman olmadan önce sert, katı ve acımasız bir insandı. Zinnîre hatun ile beraber Lübeyne hatuna da işkenceler yapardı.
Zinnire hatun gibi Lübeyne hatununda boğazına sarılır, gözleri pörtleyinceye, yüzü morarıp kolları yanlarına düşünceye kadar sıkardı. Onu öldü sanıp bıraktıktan sonra Zinnire hatunun üzerine saldırırdı. Onunda boğazını iki kolları yanlarında düşünceye kadar sıkardı.
Ömer b. Hattab bir gün Lübeyne Hatuna o kadar çok işkence yaptı ki işkence yapmaktan yoruldu. Lübeyne hatunu dövmekten, boğazını sıkmaktan bıkıp, yorulunca:
-Ey Lübeyne! Ben seni dövmekten, boğazına sıkmaktan yorul-duğum için bırakıyorum. Yoksa seni acıdığımdan değil dedi.
Bunun üzerine Lübeyne hatun:
-Ey Ömer! Eğer Müslüman olmazsan Allah da (c.c) sana şu bana yaptığın gibi yapacaktır dedi.
Hz. Ebu Bekir Lübeyne hatunuda satın alıp azat etti.

Allah onlardan razı olsun.


============

TULEYP B. UMEYR (r.anh)

Tuleyb b. Umeyr’in annesi peygamberimizin halalarından Erva bnt-i Abdülmuttalip’tir.
Tuleyp b. Umeyr peygamberimiz Dar-ı Erkam’a girdikten sonra müslüman oldu ve Allah (c.c) yolunda yapılan ikinci Habeş hicretine katıldı. Sonra Mekke’ye döndü, oradan Medine’ye hicret ederek iki hicreti birleştirdi. Bedir savaşında bulundu.
Hicretin onüçüncü yılında Rumlarla yapılan Ecnadeyn sava-şında kahramanca savaşıp şehit oldu.
Tuley b. Umeyr şehit edildiğinde otuz beş yaşlarındaydı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.




=============



ÜMEYNE (HÜMEYNE) bint-i Halef (r.anha)


Halid b. Said’in zevcesidir. Kocasıyla birlikte ikinci habeş hicretine katıldı.



Allah (c.c) ondan razı olsun.



=================


ÜMMÜLMÜMİNİN
HZ. ÜMMÜ HABİBE REMLE bint-i EBİ SÜFYAN (r.anha)


Kureyş kabilesinin İleri gelenlerinden Ebu Süfyan b. Harb’in kızıdır.
İlk sıralarda müslüman oldu. Kocası Ubeydullah b. Cahş le bir-likte ikinci Habeş hicretine katıldı. Kocası Ubeydullah b. Cahş irtidat ederek Hıristiyan oldu ise de Ümmmü Habibe müslümanlığında sabit kaldı. Kocası ölünce peygamberimiz Onu zevceliğe almış olup, müminlerin annelerinden birisi olma şerefine ermiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================


SÜVEYBİT B. SA’D (r.anh)




İkinci Habeş hicretine katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.


Allah (c.c) ondan razı olsun


===============


AMR B. CEHM (r.anh)


İkinci Habeş ülekesine yapılan hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===============


HÜZEYME B. CEHM (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============








MUATTİB B. AVF (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================


MUHAMMED B. HATIB (r.anh)



Habeş ülekesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla blgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


======================




HARİS B. HATIB (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.



=================

CABİR B. SÜFYAN (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


================


CÜNADE B. SÜFYAN (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================



OSMAN B. REBİA (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================








ABDULLAH B. HARİS (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah ondan razı olsun.


======================


HARİS B. HARİS (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=======================


BİŞR B. HARİS (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


SAİD B. HARİS (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


SAİB B. HARİS (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c.) ondan razı olsun.


===================



ÜMEYR (İMRAN) B. RİAB (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================




NUMAN B. ADİYY (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


ABDULLAH B. MAHREME (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c.) ondan razı olsun.


=====================


ABDULLAH B. SÜHEYL (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


================



SA’D B. HAVLE (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================



AMR B. EBİ SERH (r.anh)



Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


İYAZ B. ZÜHEYR (r.anh)


Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

====================


HARİS B. ABD. KAYS (r.anh)




Habeş ülkesine yapılan ikinci hicrete katıldı. Hakkında daha fazla bilgi yoktur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


FATIMA BİNT-İ MÜCELLEL(MUHACCEL) (r.anha)



Fatıma bint-i Mücellel (muhaccel) hatun kocası Hatip b. Haris ile ikinci Habeş hicretine katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


AMİRE BİNT-İ SA’DİY (r.anha)


Amire bint-i Sa’diy hatun kocası Malik b. Zem’a ile birlikte ikinci Habeş hicretne katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================


ÜMMÜLHAYR SELMA BİNT-İ SAHR (r.anha)


Ümmülhayr Selma bint-i Sahr hatun Hz. Ebu Bekir’in annesi-dir.
Ümmülhayr Selma hatun Hz. Hamza’nın müslüman olduğu, Hz. Ebu Bekir’in Mescid-i Haram’da halkı Allah’a (c.c) ve Resulüne imana davet etmesi üzerine müşrikler tarafından dövüle, dövüle yere serildiği, öldü diye evine getirildiği günün gecesinde Dar-ı Erkamda bulunan peygamberimizin yanına gidilip, Hz. Ebu Be-kir’in:
-Ya Resulallah! Şu annem çocuklarına karşı çok şefkatli, sevgi dolu bir annedir. Sense çok mübarek bir insansın. Onun için Al-lah’a (c.c) dua ile kendisini islamiyete davet et. Belki Allah (c.c.) sayende onu cehennem ateşinden kurtarır demesi üzerine peygam-berimiz:
-Ya Rabbi! Ümmülhayr’ı hidayet nasip eyle. Onu cehennem ateşinden azat eyle dua ettikten sonra:
-Ey Ümmülhayr! Sen Allah (c.c) ve resulüne iman et ve cehen-nem ateşinden kurtul buyurdu.
Ümülhayrda kelime-i şahadet getirerek müslüman oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.



===============


HZ. HAMZA B. ABDÜLMUTTALİB (r.anh)


Nübüvvetin altıncı yılında peygamberimizi pek sevindiren, gül yüzünde güller açtıran diğer olay ise amcası Hz. Hamza’nın müslüman olmasıdır.
Hz. Hamza Ebu Bekir’in müşriklerce öldüresiye dövüldüğü, yüzünün dümdüz edildiği, kendisinden ümit kesilip öldü sanıldığı gün müslüman oldu.
Hz. Hamza peygamberimizden iki, bir başka rivayete göre de dört yaş büyüktü.
Ebu Leheb’in cariyesi Süveybe hatun önce Hz. Hamza’yı son-rada peygamberimizi emzirdiğinden o peygamberimizin hem am-cası, hemde süt kardeşiydi.
Ebu Bekir’in öldüresiye dövülme olayından sonra peygambe-rimiz yanında bazı Müslümanlar olduğu halde Safa tepeciğinin yanına gelip oturmuştu.
Onun oraya gelip oturduğunu gören Ebu Cehil yanında Adiyy b. Hamra ve İbn.Asda’ olduğu halde gelip peygamberimize sövüp saymaya başladı.
Sövüp sayarken getirdiği hak dinini ayıplıyor, peygamberliğini küçümsüyor, peygamberimizin hiç hoşlanmadığı, en çok incindiği sözleri söyleyip duruyordu.
Peygamberimiz ise ona hiç bir cevap vermedi. İncinmiş ve üzgün bir halde evine gitti.
Abdullah b. Cüd’anın azaldı bir kadın kölesi Ebu Cehil’in pey-gamberimize söylediklerini duymuştu.
Ebu Cehil ise peygamberimizin oradan ayrılmasından sonra Kabe’nin yanında Kureyşilerin toplu olarak oturup sohbet ettikleri yere gitti ve orada bir kenara oturdu.
Hz. Hamza ise bir müddet önce ava gitmişti. Kendisi mahir bir avcı idi. Sık, sık avlanmaya giderdi. Hz. Hmza aynı zamanda Kureyş yiğitleri arasından en şerefli, en güçlü olanı; taşkınlığa, haksızlığa hiç dayanamayanı idi.
Hz. Hamza’da avdan ya da yoldan döndüğünde Kabe’yi tavaf etmeden, Hıcr mevkiinde oturan Kureyş ileri gelenleriyle konuş-madan evine gitmezdi.
Ebu Cehil peygamberimiz hakkında ileri geri konuştuğu, O’nu incittiği sonrada Hıcr mevkiine gelip oturduğu sırada avdan dönen Hz. Hamza Kabe’yi tavaf etmek ve Kureyş ileri gelenleriyle ko-nuşmak üzere o tarafa doğru gelmekteydi.
Ebu Cehil’in peygamberimize söylediklerini duyan ve olup bi-tenlerin şahidi olan azatlı kadın köle onun geldiğini görünce karşı çıkıp:
-Ey Ümare’nin babası! Kardeşinin oğlu Muhammed’e (a.s) biraz önce Ebul hakem b. Hişam tarafından yapılan kötülüğü görmüş, söylediği çirkin sözleri duymuş olsaydın hiç dayanamaz da hemen karşı gelirdin.
Ebul Hakem kardeşinin oğlunu orada otururken bulup, Kendi-sine sövüp saydı. Hoşuna gitmeyecek sözler söyleyip, fena halde incitti. Sonrada dönüp gitti. Şimdi ise şurada oturmaktadır dedi.
Hz. Hazma kadından duydukları nedeniyle Ebul Cehil’e son derece öfkelendi. Yüce Allah (c.c) onun bu öfkesini hayra tebdil etti.
Hz.Hamza hemen; hiddetle Mescid-i Harama doğru yürüdü. Onu görenler selam veriyor, onunla konuşmaya çalışıyordu ama onun gözleri kimseyi görmüyordu.
Hz. Hamza Ebu Cehil’i Kureyşilerden bir cemaatin arasında oturur, onlarla sohbet ederken buldu. Hemen başucuna dikilip ya-yını Ebu Cehil’in kafasına şiddetle vurması bir oldu. Darbenin şid-detiyle Ebu Cehil’in kafası fena halde yarıldı. Hiddetini engel ola-mayan Hamza:
-Ey Ebul Hakem! Sen misin kardeşimin oğlunu sövüp sayan? İşte bende onun dinindeyim ve onun söylediklerini söylüyorum. Gücün yetiyorsa Ona yaptıklarını bana yapta göreyim diye bağırdı.
Ebu Cehil’in başının fena halde yarıldığını, kanlar aktığını gö-ren Mahzum oğullarıdan bazı kişiler Hz. Hamza’ya karşı hemen silkinip kalktılar.
-Ey Ebu Ümare! Biz seni dininden dönmüş görüyoruz diye ba-ğırdılar.
Hz. Hamza kükreyerek:
-Onun dininin gerçek olduğu bence belli olmuştur. Beni Ona tabi olmaktan kim men edebilir? Sizlerde şahit olunuz. Ben Mu-hammed’in (a.s) Resulallah olduğunu şehadet ediyorum. Onun söy-ledikleri hak ve gerçektir. Vallahi ben artık ondan ayrılmam. Eğer sözünüzde sadıklarsanız haydi bana engel olunuz da göreyim dedi.
Ebu Cehil’e Hamza’nın başına vurduğu yaydan çok söylediği sözler yaralamıştı. Onun gerçekten Muhammed’e (a.s) tabi olma-sından korktu. Bütün bu söylediklerine kabile gayretinin neden olduğunu var saydı.
Bu nedenle alttan alarak:
-Ey Mahzum oğulları! Ebu Ümare’yi rahat bırakınız. Vallahi ben onun kardeşinin oğlunu çok kötü bir şekilde sövüp saymıştım. Ben onun bana yaptığı hareketi çoktan hak ettim. Bir amcanın kardeşinin oğlunu korumasından daha doğal ne olabilir? Onun size söylediği sözleri ancak bana çok kızgın olduğu için kabile gayretiyle söylemiştir dedi.
Hz.Hamza evine gelince Ona şeytan musallat oldu. Vesvese vermeye:
-Sen Kureyşin seyidi ulu kişisi idin. Şu atalarının dinini yeren, akıllarını akılsızlık sayan kişiye tabi olarak atalarının dinini bıraktın ha! Böyle yaparak hem kendini, hemde atalarını küçük düşürdün. Ölmek şu yaptığın şeylerden çok daha hayırlıdır diyerek kalbini, zihnini karıştırmaya, bulandırmaya başladı. Bütün bu yaptık-larından, söylediği sözlerden pişman olur gibi oldu. Bütün geceyi gözünü kırpmadan şüpheler, çalkantılar içinde geçirdi.
Sabah olmaya yakın bir zaman da yerinden doğrularak:
-Allah’ım (c.c)! Şu yaptığım şey doğru ise doğruluğunu kalbime tasdik ettir. İçimdeki şüpheleri çıkar at. Doğru değil ise bana doğru yolu göster. Bu yolu kalbime doğdur diye dua etti. Daha fazla da-yanamayarak Kabe’ye gitti. Örtüsünün altına girip göğsünü Hakka açtı. Aynı duayı orada da yineledi. Daha sonrada peygamberimizin yanına geldi. Ona:
-Ya Muhammed (a.s)! Ey kardeşimin oğlu! Ben hâlâ şüpheler içinde bocalayıp durmaktayım. Bütün gece gözümü kırpmadan gerçeği arayıp durdum ama bulamadım. Ben öyle bir iş içine düştümki çıkış yolunu da bulamıyorum.
Ey kardeşimin oğlu! Senin bana bu konuda bir kaç söz söyle-meni arzu ediyorum dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz ona vaaz ve nasihatlerde bulun-du. Kendisinin peygamber olduğunun delillerini, ahret azap ve ni-metlerini anlattı. Onu azapla korkutup cennetle sevindirdi. Yüce Allah (c.c) kalbine imanı Resulallahın sözleriyle yerleştirip pekiş-tirdi. Kalbindeki şek ve şüpheleri silip yakîn ile doldurdu.
Hz. Hamza daha sonra bu konuda söylediği bir şiirinde şunları söylemiştir.
Kalbimi hanif dine, İslamiyete yönelttiği zaman Allah’a (c.c) hamdettim.
O Din ki her şeyi ilmiyle sarıp kuşatan, içlerdeki iyiliği de kötü-lüğü de bilen, yarattıklarını nimetleriyle besleyen Allah’ın (c.c) katından gelmiştir.
Onun emirleri okunduğu zaman kalp ve akıl gözleri açık olan-ların gözlerinden yaşlar boşanır.
O emirler ki Kuran ayetleri olarak Muhammed’e (a.s) indiril-miştir.
O Muhammed (a.s), O Ahmed-i Mustafa’dır. O Allah’ın (c.c) şek ve şüphesiz resuludür ki sözü dinlenir, Kendisine boyun eğilir.
Sakın ha Onu bâtıl ve sert sözlerle bürümeye, örtmeye kalkış-mayınız.
Hayır! Hayır! Vallahi biz o kavimle aramızdakini kılıçla halletmedikçe kendisini hiç kimseye vermez, Ona olan yardımlarımızı kesmeyiz.
Hz. Hamza’nın iman etmesi müslümanlara büyük bir güç verdi. Müşrikler peygamberimize ne zamandır yapageldikleri işkencelerin bir kısmından vaz geçmek zorunda kaldılar.
Hz. Hazma Allah (c.c) yolunda Medine’ye hicret etmiş; Bedir ve Uhud savaşlarında bulunmuş, bu savaşlarda büyük yararlıklar ve kahramanlıklar göstermişti.
Uhud’ta iki elinde iki kılıç olduğu halde:
-Ben Allah’ın (c.c) aslanıyım diyere döne, döne çarpışmış Vah-şi’nin sindiği yerden attığı bir harbe darbesi ile şehit olmuştur.
Hz. Hamza ashabın en yiğitlerindendi.
Resulallah onun için:
-Cebrail (a.s) bana gelerek; Hamza b. Abdülmuttalib’in gökteki-ler katında; Allah’ın (c.c) ve resulünün aslanıdır diye yazıldığını haber verdi buyurmuştur.
Yine peygamberimiz onun hakkında:
-O Seyyidüşşühâ’dır. O şehitlerin seyidi, ulusudur. O melekler tarafından yıkanmıştır buyurmuştur.
Hz. Hamza orta boylu çok heybetli bir zat-ı muhterem idi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================

HZ. ERVA BİNT-İ ABDÜLBUTTALİB (r.anha)

Erva bint-i Abdülmuttalib peygamberimizin halasıdır. Annesi Fatıma bint-i Amr b. İmran’dır.
Tuleyb b. Umeyr Müslüman olduktan sonra annesinin yanına varıp:
-Ey anne! Bak ben Muhammed’e uydum. Allah’a (c.c) boyun eğerek Müslüman oldum dedi.
Erva hatun:
-Ey oğlum! Hiç şüphesizki Dayının Oğlunun senin yardım ve desteğine herkesten daha layıktır. Vallahi Onu korumaya gücümüz yetseydi biz kadınlar olarak her tecavüzden kendisini korurduk dedi. Oğlunun Müslüman olmasına benimseyip, destekledi.
Annesin bu yumuşak ve mülayim sözleri üzerine Tuleyp b. Umeyr:
-Ey anne! Ben senin sözlerinde imanın ışıltılarını görüyorum. Seni Müslüman olmaktan ve Muhammed’e (a.s) uymaktan alıkoyan nedir? Halbuki kardeşin Hamza’da müslüman olup, kurtuluşa ermiştir dedi.
Erva hatun:
-Şu senin bahsedip, annene tavsiye ettiğin çok mühim bir konu-dur. Ben bu konuda acele etmem. Bakarım; kız kardeşlerim ne yapıyorsa bende öyle yapar, onlardan birisi olurum dedi.
Bunun üzerine Tuleyb b. Umeyr:
-Ey anne! Ben seni iyiliğe ve hayra tavsiye etmekteyim. Ma-demki sen kararsız kalıp beklemek üzeresin o halde ben; sen Ona giderek Müslüman oluncaya, peygamberliğini tasdik edip Allah’tan (c.c) başka İlah yoktur, Muhammed’te (a.s) Onun resulüdür deyinceye kadar Allah’a (c.c) yalvarır dururum dedi.
Oğlunun bu candan temennisi Erva bint-i Abdülmuttalib’i çok etkiledi. Yüce Allah (c.c) doğru yola girmesini istediği bu kuluna hidayet nasip etti, içindeki şüpheleri temizledi.
Erva hatun hiç tereddüt etmeden:
-Ey oğlum! Sende şu ikrarımda şahidim ol. Ben şahadet ederim ki Allah’tan (c.c) başka ilah yoktur, Muhammed’te (a.s) onun resu-lüdür dedi.
Erva hatun iman ettikten sonra peygamberimize dili ile yardımcı olmaktan, oğlunu da bu yolda teşvik etmekten geri durmadı.
Tuleyb b. Umeyr Ebu Cehil’in yanında müşriklerden bir kaç kişi olduğu halde peygamberimize eza ve cefa yaptıklarını görünce dayanamamış, eline geçirdiği bir deve çene kemiğiyle vurup Ebu Cehil’in kafasını yarmıştı.
Ebu Cehil’in yanındaki müşrikler Tuleyb b. Umeyr’i tutup sı-kıca bağladılar.
Ebu Leheb kız kardeşinin oğlunun müşriklerce tutulup bağlan-dığını işitince hemen oraya koşup geldi ve Tuleyb’i müşriklerin elinden çekip aldı ve bağlarını çözdü. Sonra da Tuleyb’i annesi Erva hatuna sağ salim teslim ederken:
-Ey kardeşim! Oğlun Tuleyb’in Muhammed için kendisini teh-likeye attığını görmüyor musun? Eğer yetişmeseydim hâli nice olurdu deyip oradan ayrılıp gitti.
Oradaki diğer müşrikler:
-Ey Abdülmuttalibin kızı! Şu oğlun putlarımızı ve atalarımızı yeren, akıllarımızı akılsızlık sayan bir mühemmem için mi kendini tehlikeye attı? Bu ne kadar şaşılacak bir iştir dediler.
Onların bu sözleri üzerine Erva hatun:
-Oğlumun hayatındaki en hayırlı gün Dayısının Oğluna koruyup kolladığı, Ona yardım ettiği gündür. O muhakkak ki Allah (c.c) katından hayrı getirmiştir dedi.
Erva hatunun bu sözleri açıkça müslüman olduğunu gösteri-yordu.
Müşrikler şaşırarak:
-Ey Abdülmuttalib’in kızı! Sende mi Müslüman oldun diye ba-ğırdılar.
Erva hatunda:
-Evet! Bende Müslümanlardanım dedi. Müşrikler onun bu söz-lerini hemen Ebu Leheb’e yetiştirdiler. Ebu Leheb Erva hatunun yanına gelerek:
-Ey Erva! Senin baban Abdülmuttalib’in dinini bırakıp da Mu-hammed’in dinine tabi olmana şaşılır dedi.
Erva hatun da:
-Ey kardeşim! Bu konuda yanlış yolda olan sensin. Kalk! Hiç bekleme! Kardeşinin Oğlunun yanında dur. Ona yardımcı ve savu-nucu ol.
Eğer Onun dini üstün gelirse sen onun dinine girip kendisiyle birlikte bulunmayı veya kendi dininde kalmayı seçmekte serbest olursun. Aksi halde ona yardımda mazur sayılırsın Çünkü o karde-şinin oğludur. Kardeşinin oğlunu koruyup kollaman nedeniyle kimse seni ayıplamaz dedi.
Ebu Leheb:
-Onun sonradan ortaya koyup çıkardığı; putlarımızı ve atala-rımızı yeren, akıllarımızı akılsızlık sayan şu dinin sahiplerine; bütün Araplar tek yaydan oka tuttukları zaman onu korumaya bizim gücümüz yeter mi? Bütün Arapları karşımıza almak akıllı işi midir? dedi. Sonrada çekip gitti.
Erva hatun ardından:
-Oğlum ve ben Muhammed’e (a.s) yardım edecek, ondan malı-mızı ve canımızı esirgemeyeceğiz dedi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==============
View tersinim's Resim Albumu tersinim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-26-2010, 07:26   #12 (permalink)
Yeni Kullanıcı
Bilgiler
Üyelik tarihi: Oct 2010
Cinsiyet:
Mesajlar: 64
Seviye: 6 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 0 / 147
Güç: 21 / 698
Deneyim: 89%
İletisim
Lightbulb

HZ. ÖMER B. HATTAB (r.anh)


Nübüvvetin altıcı yılında peygamberimizi sevinçlere boğan bir başka olay ise Ömer b. Hattab’ın iman ederek Hz. Ömer b. Hattab olmasıdır.
Hz. Ömer’in iman etme hikayesi gerçek bir ibret vesikasıdır. İslam nurunun insan ruhunda oluşturduğu o büyük değişimin en büyük kanıtıdır. Öyleki; bu büyük nur, insanlara işkence etmekten zevk alan katı kalpli, sert tabiatlı Ömer b. Hattab’tan Dicle kena-rında kaybolan bir keçi yavrusunun sorumluluğunu ruhunun de-rinliklerinde duyarak Allah (c.c) korkusuyla ağlayan Hz. Ömer b. Hattab’ı meydana getirmiştir.
Ömer b. Hattab’ın müslüman olarak Hz. Ömer b. Hattab olması aynı zamanda peygamberimizin bir duasının sonucudur.
Peygamberimiz bir pazartesi günü Dar-ı Erkamda bulunduğu sırada ellerini semaya açarak:
-Ey yüce Rabbim! Ebu Cehil b. Hişam veya Ömer b. Hattab’tan Sana sevgili olanıyle İslamı güçlendir. Onlardan biriyle aziz kıl diye dua etmiş, bu duayı yanında bulunan müslümanlar duymuştu.
Bu duadan dört gün sonra gelen ilk Cuma günü Müslümanlar-dan nefret edip, durmadan onlara sataşan, onları işkencelerden işkencelere uğratan; katı kalpli, sert tabiatli Ömer b. Hattab müslüman olarak Hz. Ömer b. Hattab olacaktır.
Hz.Ömer’in müslüman olması Hz. Hamza’nın müslüman olma-sından üç gün sonradır.
İbret alanlar için bu olay tam bir mucizedir.
Ömer b. Hattab Adiyy oğullarından olup annesi Hanteme bint-i Hişam’dır. Hanteme hatun Ebu Cehil’in amcakızı olduğundan Ebu Cehil, Amr b. Hattab’ın dayısı mevkiinde idi.
Ömer b. Hattab Kureyş kavminin ileri gelenlerindendi. Kendisi okuryazardı. Cahiliye devrinde daha başka ek görevlerle birlikte elçilik işi Ona verilmişti.
Kureyşiler gerek kendileri gerekse diğer kabileler arasında çı-kan anlaşmazlıklarda elçi ya da arabulucu olarak onu gönderirler-di.
Herhangi bir hususta hakem veya kabileler arasında övünme yarışmacısı seçileceği zaman muhakkak o seçilirdi.
Kendisi aynı zamanda Kureyşilerin güçlü pehlivanları arasın-daydı. Ûkaz panayırında tertiplenen güreşlere çıkar; kâh yıkar, kâh yıkılırdı.
Şam ve Irak’a pek çok seferler yapmış, bu seferler sırasında Acem kralları ile görüşmüştü.
Ömer b. Hattab peygamberimize ve müslümanlara karşı en sert, en katı davrananların başında gelmekteydi.
Ömer b. Hattab İslamiyetten nefret etmekteydi. Fırsat buldukça peygamberimize ve Müslümanlara sataşır, elinden gelen her kötülüğü yapardı.
Onun hışmına uğrayan zayıf ve korumasız müslümanların ba-şında Zinnire hatun, kızı Ümmü Übeys hatun, Nehdiye ve Lübeyne hatunlar gelmekteydi.
Ömer b. Hatttab canı sıkıldıkça bu dört kadının başlarına dikilip boğazlarına sarılır; elleri iki yanlarına düşünceye, gözleri pörtleyip yuvalarından fırlayıncaya, artık öldü denilinceye kadar sıkardı. Artık o ölmüştür denilmeden bırakmazdı.
Ömer b. Hattab içki içmeyi çok severdi. İçki onu neşelendirirdi. Bu nedenle sık sık içki meclislerine katılırdı.
Ömer b. Hattab İslamiyetten, peygamberimizden, tüm Müslü-manlardan nefret etmekteydi ama Kur’anın o eşsiz fesahat ve bela-gatinin de etkisinde kalmakta, gizli gizli Kur’an dinlemekten kendini alamamaktaydı.
Bir gün evinden çıktığında Resulallah aleyhissselamı Mescid-i Harama doğru giderken gördü.
Yetişip sataşmak için arkasından aceleyle yürüdü fakat pey-gamberimiz ondan önce Mescid-i Harama gelmiş ve âdeti olduğu üzere namaza durmuştu. Peygamberimiz burada namaza durdu-ğunda Şam’a doğru yönelir; Kâbe, Şam ile kendi arasında kalırdı.
Ömer b. Hattab gelip tam peygamberimizin arkasında durdu. Okuduklarını rahatlıkla duyabiliyordu. Niyeti peygamberimizi sataşmak, Onu üzmek, rencide etmekti ama okudukarına kulak kabartmaktan da kendini alamadı.
Peygamberimiz namazının birinci rekâtında Hakka suresini okumaya başlamıştı. Yüce Allah (c.c) bu Sure-i Celilesinde şöyle buyurmaktaydı.
“-Gerçekleşecek olan Hak nedir? Nedir o gerçekleşecek olan Gün?
Gerçekleşecek olanın ne olduğunu Sana kim ve nasıl öğretti?
Semud ve Âd kavimleri tepelerine inip yüreklerinde patlayacak bu gerçeği yalanladılar. Bu nedenle Semud kavmi zorlu bir sesin getirdiği sarsıntı ile yok edildi.
Âd kavmi de bu nedenle önünde durulmaz, dondurucu ve uğul-tulu bir rüzgarla helak edildi.
Allah köklerini tamamen kurutmak üzere o soğuk ve uğultulu rüzgârı yedi gece, sekiz gün üzerlerinde estirip durdu.
Sen o gün onların hallerini bilebilseydin kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yıkıldıklarını görürdün.
Onlardan arda kalmış bir şey görebiliyor musun?
Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturan-larda hep bu suçu işlemişler, Rabbin peygamberine baş kaldırmış-lardı. Bunun üzerine Allah onları perçemlerinden şiddeti artıkça artan bir dehşetle yakaladı.
Ey insanlar! Su dağları aşıp taştığı vakit bir ibret olmak üzere anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemi de sizi Biz taşıdık.
Sûra bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman; işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.
Gök baştanbaşa yarılır ve düzeni bozulur. Meleklerse onun çevresindedirler. O gün Rabbinin arşını onlardan sekiz saf yüklenir.
Ey insanlar! O gün geldiğinde sizler huzura arz olunacaksınız. Hiç bir sırrınız gizli kalmayacaktır.
Kitapları sağından verilenler; alın, amellerimin kitabını okuyun. Doğrusu ben bir hesaplaşma ile karşılaşağımı umuyor ve bili-yordum der.
Artık onlar meyveleri sarkmış yüksek bir cennet içinde hoş bir yaşayış içine gireceklerdir.
Onlara şöyle denilecektir. Şu nimetler geçmiş günlerde peşinen işlediklerinize karşılıktır. Sizler afiyetle yeyiniz, içiniz.
Kitapları sol ellerine verilen kimselerde; ahh! Keşke şu kitap bana verilmeseydi de hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Keşke bu iş ölünce son bulmuş olsaydı da diriltilmeseydim. Mallarımda, saltanatımda bana bir fayda vermedi. Gücümde kalmadı derler.
Onlarla görevli olan zebanilere tarafımızdan şöyle buyrulur.
Onları tutup ellerini boynuna sıkıca bağlayın, sonrada Cehen-neme götürüp oraya yaslayın. Orada onları boyu yetmiş arşına varan bir zincirde vurun. Çünkü onlar yüce Allah’ı inanmayıp in-kâr edenlerdendi.
Açları doyurmaz, yoksulları acımazlardı.
Bu nedenlerle burada onların acıyanı da yoktur.
Onların tek rızıkları gıslîn denilen kanlı irinlerdir.”
(El Hakka 1-37)
Ömer b. Hattab dinlediği kelamın belagatına, fasahâtine, düz-günlüğüne hayran oldu. Gerçi azap ayetleri birer şamar gibi ruhu-na inmişti ama bu hayranlığa engel olmuyordu. Fakat ruhunun gözlerinde henüz açılmamış kalın bir perde vardı. Bu nedenle kendi kendine:
-Vallahi şu Kişi Kureyşilerin dedikleri gibi bir şairdir. Ben böy-lesine güzel bir şiir ne gördüm, ne de dinledim demekten kendini alamadı.
O böyle düşünürken Resulallah surenin devamını okumaya başladı.
“-Görebildikleriniz ve göremedikleriniz adına yemin ederim ki Kur’an, şerefli bir elçinin Allah katından vahy yoluyla alıp getirdiği Sözdür. Dikkat edin! O şair sözü bir şiir değildir. Mucizelerimiz gözleriniz önünde olduğu halde sizler ne kadar az inanıyorsunuz.” (El Hakka 38-41)
Ömer b. Hattab bu ayetleri işitince irkildi. Sanki Resulallah onun içinden geçenleri biliyordu. Bunun üzerine Ömer b. Hattab:
-Galiba şu adam aynı zamanda bir kahindir. Sanki içimi okudu demekten kendini alamadı.
Resulallah surenin devamını okumaya devam ediyordu. Ömer b. Hattab elinde olmadan dinlemeye başladı.
“-O kahin sözü de değildir. Sizler ne kadar kıt düşünüyor sunuz?
Şüphesizki Kur’an alemlerin Rabbinden indirilmedir.
Eğer Muhammed bize karşı Ona, kendinden bazı sözler katmış, uydurmuş olsaydı Biz Onu kuvvetle yakalar, gücünü kuvvetini elinden alır, şah damarını koparıverirdik. Hiç birinizde Onu koru-yamazdınız.
Kur’an Allah’a karşı gelmekten sakınanlara güzel ve kesin bir öğüttür.
İçinizde yalanlayanların olduğunu şüphesizki bilmekteyiz. Doğ-rusu Kur’an inkârcılar için sadece bir üzüntü kaynağıdır.
O şüphesiz kesin bir gerçektir.
Öyleyse ey insan! Rahman ve rahim olan, ilmiyle her şeyi ku-şatmış Rabbinin adını tesbihe devam et. (El Hakka 42-52)
Sure bitince Ömer b. Hattab’ın iki eli böğründe kaldı. Duyduk-larının şaşkınlığıyla hemen oradan uzaklaştı. Giderken ruhunda minik bir şüphenin sızısı vardı.
Ömer b. Hattab ilk defa kendine:
-Muhammed gerçekten Allah’ın resulü mü? Diye sormaktan kendini alamadı.

Aradan bir müddet geçtikten sonra Ömer b. Hattab bazı arka-daşlarıyla toplanıp eğlendikleri yere gitti. Niyeti arkadaşlarıyla buluşup içki içmek, sarhoş olmaktı. Fakat gittiği yerde kimseyi bu-lamadı. Oralarda dolanırken aklına bir başka içkici arkadaşının yanına gitmek geldi. Kendi kendine:
-Ben filancanın yanına gideyim. Muhakkak ki onun yanında içki vardır. Ondan içki alır içerim dedi.
Gideceği arkadaşı Mekke’nin içki satıcısı idi. Fakat Ömer b. Hattab bu arkadaşını da bulumadı. İyice sıkılıp bunalınca kendi kendine:
-Bari Kâbe’yi yedi yada yetmiş defa tavaf edeyim. Böylece can sıkıntım biraz giderilmiş olur dedi.
Kabe’yi tavaf için Mescid-i Harama gelince orada peygambe-rimizi namaz kılarken gördü. Daha önce duyduklarıyle içinde oluşmuş o minik şüphe yeniden depreşti. Kuran dinlemek için içinde engel olamadığı bir istek oluştu. Yine kendi kendine:
-Vallahi ne olursa olsun bu gece Muhammed’in söylediklerini işitmek için durup dinlemek istiyorum deyip peygamberimize doğru yaklaşmak istedi. Fakat o Müslümanlar arasında çok kötü bir üne sahipti. Hangi Müslüman onu görse muhakkak korkar, ondan uzaklaşır, yönünü değiştirir, uzak durmaya çalışırdı. Peygamberimizinde onu görünce tedirgin olacağı kesin gibiydi.
Ömer b. Hattab peygamberimize yaklaşarak Onu rahatsız et-mek istemedi. Kendi kendine:
-Dinlemek için yaklaşırsam belki Onu korkutup tedirgin edebi-lirim. O da Kur’an okumaktan vaz geçer. En iyisi Onu fark ettir-meden yaklaşmak dedi.
Ömer b. Hattab biraz geri giderek Hacer köşesine kadar geldi. Orada Kâbe’nin örtüsü altına gizlenip yavaş yavaş peygamberimize doğru yürüdü. Tam peygamberimizin karşısına gelip durdu. Peygamberimz onun orada olduğunu fark etmedi. Kuran okuyup namaz kıldı. Ömer b. Hattab peygamberimiz namazını bitirip ora-dan ayrılıncaya kadar ortaya çıkmadı. Duyduklarından bir kez daha son derece etkilenmişti. Daha önce ruhuna düşmüş olan şüphe kurdu biraz daha büyümüş, sızısı biraz daha artmıştı.
Muhammed (a.s) gerçekten Allah’ın (c.c) resulü olamaz mıydı?
Ömer b. Hattab evine giderken aklı yanıtını bulamadığı pek çok sorularla doluydu.
Muhammed (a.s) kırk yaşına kadar aralarında normal bir Kureyşli gibi yaşamıştı. Son derece güvenilir, doğru sözlü, yalan nedir bilmeyen bir kişiydi. Gerçi son derece beliğ ve fasih konuşur-du ama kırk yaşından Allah’ın (c.c) rasulü olarak ortaya çıkıp ge-tirdiği Kitabın belagat ve fesahati hiç kimsenin erişemeyeceği kadar yüksekti. Kendisi ümmi olup okuryazar olmadığından getirdiği Kitapta yazılanları bir başkasından öğrenmesi ya da eski kitaplar-dan aşırması da mümkün değildi.
Kendisi Allah’ın (c.c) rasulü olarak ortaya çıktıktan bir müddet sonra müşrikerin ileri gelenleri koruyucusu ve hamisi durumunda olan Ebu Talib’in yanına varmışlar, Ona mal, mülk, şan, şeref teklif etmişlerdi ama o:
-Güneşi sağ elime ayı da sol elime verseler yine de davamdan vazgeçmem demişti.
Aynısını Utbe b. Rebia da daha yakın bir zamanda Ona teklif etmiş, istersen senin için aramızda mal toplayarak en zenginimiz yapalım, istersen başımıza kral ol demişti ama O ona sadece Rab-binden vahiy yoluyla geldiğini söylediği muhteşem ayetlerle cevap vermişti.
Muhammed (a.s) ne yapmak, nereye varmak, neyi elde etmek istiyordu?
Kureşy kabilesiyle beraber bütün Arapların yıldırımlarını, tek yaydan oka tutulma tehlikesini hangi gaye için üzerine çekiyordu?
Onun ailesine ve kızlarına son derece düşkün bir baba olduğunu biliyordu. Muhammed (a.s) bu hareketiyle hem kendisinin hemde ailesinin hayatlarını tehlikeye attığının elbetteki farkındaydı. Hem ailesinden, hemde evlatlarından daha kıymetli ne olabilirdi?
Ömer b. Hattab bütün bu sorulara yanıt aramaktaydı ama ne yaparsa yapsın bu yanıtı bulamıyordu. Bu yanıtı bulamama onu derin bir şüphenin içine itmekteydi.
Bu şüphe Muhammed’in getirdiği yeni dine olduğu kadar içinde bulunduğu babalarından, atalarından kalan dine de yönelikti.
Ömer b. Hattab bunu fark edince ağır bir suçluluk duygusu içine girdi. Bu duygu ise onu Müslümanlara karşı daha sert ve daha haşin davranmaya itti. Bir bakıma her şeyi alt üst eden bu yeni dine karşı sert ve katı davranarak bu şüphelerden kurtulup temiz-leneceğini, eski haline döneceğini zannediyordu.
Ebu Cehil ise Ömer b. Hattab’ın ruhunda gezinip duran bu yanıtsız sorulardan habersiz ruhunun ve aklının gözlerini sıkı sıkıya kapatmış bir halde bu yeni dine nasıl engel olabilirim telaşı için-deydi. Ömer b. Hattabın aklında ve ruhunda gezinen bu sorular onunda aklında ve ruhunda gezinse o da onun gibi bir şüphenin içine düşecek:
-Muhammed (a.s) gerçekten Allah’ın (c.c) resulü olamaz mı? Sorusunu kendisine soracaktı.
Bu soru aynı zamanda körü körüne bağlandığı eski dinine olan bir şüpheyi de içerecekti. Belki de bu şüphe onu doğru yolu kıla-vuzlayacaktı. Fakat o aklından çok taassuba varan kara duyguların etkisindeydi. Gerçeği aramadığından gerçeği bulamıyordu.
Ebu Cehil sık, sık yaptığı gibi müşrik ileri gelenlerini başına toplayıp:
-Ey Kureyş cemaati! Muhammed ilahlarımıza dil uzatmaya, akıllarımızı akılsızlık saymaya devam ediyor. Sizden önce gelip geçmiş atalarınızın Cehennemde ateşe yaslanmış bir halde azap çektiklerini söylemektedir. Ne yaparsak yapalım Onu bundan vaz geçiremedik. Artık çaresiz kaldık.
Haberiniz olsun ki Muhammed’i öldürecek kimseye benden yüz kızıl veya siyah deve, bin ukiye gümüş, bin ukiye altın şu kadar misk göbeği, şu kadarda elbise var. Bilesiniz ki bunun dahası da var dedi.
Muhammed’i (a.s) öldüren kimse Ebu Talib’in ve haşim oğulla-rının hışmını ve düşmanlığını üzerine çekecek demekti ki muhte-melen kendisi de öldürülecekti.
Bu nedenle orada bulunanlardan hiç kimse Ebu Cehil’in bu teklifini evet diyemedi. Yalnız Ömer b. Hattab:
-Ey Ebul Hakem! Ben bu işe talibim. Ben bu işi yaparım dedi.
Ömr b. Hattab’ın bu işe talib olması diğer müşrikleri sevindirip, rahatlattı.
Ona:
-Ey Hattab’ın oğlu! İçimizde bu işi yapacak en uygun kişi sensin dediler.
Ömer b. Hattab Ebu Cehil’e dönerek:
-Ey Ebul Hakem! Vaat ettiklerin için sağlam kefilin var mı? diye sordu.
Ebu Cehilde:
-Evet! Vaat ettiklerim için sağlam kefilim vardır dedi.
Ömer b. Hattab’la Ebu Cehil Amr b. Hişam bu hususta bir an-laşma yaptılar. Ömer kılıcını kuşandı, peygambermizi öldürmek üzere yola çıktı.
Ömer b. Hattab’ın kız kardeşi Fatıma bint-i Hattab, eniştesi Said b. Zeyd Müslüman olmuşlar fakat Müslümanlıklarını gizli tutmaktaydılar.
Ömer b. Hattab’ın kabilesi olan Adiyy oğullarından Nuaym b. Abdullah Nahham’da müslüman olmuştu. Kavminden korktuğu için Müslümanlığını gizli tutuyordu.
Habbab b. Eret okuryazar olan az sayıda Müslümanlardandı. Sık sık Fatıma bint-i Hattab ile Said b. Zeyd’in yanına gelir, onlara Kuran okur ve okuturdu.
Ömer b. Hattab ise peygamberimizin nerede olduğunu sorup soruşturmuş; Safa tepeciğinin yanındaki Erkam’ın evinde olduğunu öğrenince öldürmek üzere o tarafa yönelmişti. Gerçekten de peygamberimiz yanında kadınlı erkekli kırk kadar sahabi olduğu halde Erkam’ın evinde oturmakta, yanında yeni müslüman olmuş olan amcası Hz. Hamza bulunmaktaydı.
Ömer kılıcını kuşanmış, pür hiddet Erkam’ın evine doğru gi-derken Nuaym b. Abdullah Nahham ile karşılaştı.
Nuaym onu bu halde görünce:
-Ey Ömer! Böyle kılıcını kuşanmış bir halde nereye gidiyorsun? Diye sordu.
Ömer b. Hattab’ta:
-Kureyşilerin işlerini darmadağın eden, akıllarını akılsızlık sa-yan, dinlerini ayıplayan, ilahlarını dil uzatan, ata dinini bırakıp yeni din tutan Muhammed’e gitmek istiyorum. Onu öldürüp kavmimin başını, sardığı beladan kurtaracağım dedi.
Nuaym b. Abdullah Nahham önüne gerilerek:
-Vallahi ey Ömer seni nefsin aldatmıştır. Sen Muhammed’i öl-dürünce Abd. Menaf oğullarının seni yeryüzünde gezer bir halde bırakacağını mı sanıyorsun?
Ömer b. Hattab kararlılıkla:
-Vallahi sonuç ne olursa olsun onu öldüreceğim dedi.
Nuaym:
-Ey Ömer! Sen istesen bile bunu yapamazsın. Çünkü Onu Allah (c.c) korumaktadır dedi.
Ömer b. Hattab Nuaym b. Abdullah Nahham’ın yakasını yapı-şarak:
-Demek Onu Allah korumaktadır ha! Demek sende onlardansın ha! Önce seni öldüreyim de gör diye bağırdı.
Nuaym can havliyle:
-Ey ömer! Sen beni bırakta ev halkının yanına dön. Önce onla-rın işini bak. Onların işi üzerinde durmak sana, yapmak istediğin şu işten daha gereklidir dedi.
Onun bu sözleri üzerine Ömer B. Hattab irkilerek:
-Ey Nuaym! Sen benim ev halkımdan hangisini kastediyorsun? Bunu bana söyle de seni bırakayım dedi.
Nuaym b. Abdullah Nahham çaresiz bir halde:
-Onlar enişten ve amcanın oğlu Said b. Zeyd ile kız kardeşin Fatıma bint-i Hattab’tır. Onların ikisi de Muhammed’e (a.s) uyup Müslüman olmuşlardır. Sen beni bırakta önce onlarla ilgilen dedi.
Ömr b. Hattab Nuaym b. Abdullah Nahham’ın yakasını bıraktı. Hiddeti bir kat daha artmış bir halde burnundan soluyarak kız kardeşinin evine doğru yürüdü.
O sırada Habbab b. Erett onların yanında olup, yeni nazil olmuş olan Taha suresini okumakta, okutmaktaydı.
Ömer b. Hattab kız kardeşinin evine yaklaşınca onun sesini duydu, Kuran okunduğunu anladı, bu onu daha da hiddetlendirdi. Kız kardeşinin kapısını yumrukladı.
Fatıma hatun Ömer’i pür hiddet, kılıcını kuşanmış bir halde görünce çok korktu. Önce Habbab b. Erett’i evin bir köşesine giz-lediler. Ardından Fatıma hatun üzerine Taha suresi yazılı sahifeyi alıp uyluğuna sakladı. Her şey hazır olunca Ömer’e kapıyı açtılar.
Ömer içeri girince:
-Az önce işitmiş olduğum şey ne idi? Diye sordu.
Kız kardeşi ve eniştesi:
-Ey Ömer! Sen bir şey işitmiş değilsin dediler. Dinlerinden döndürülme korkusuyla yalan söylemeyi mübah gördüler.
Onların bu itirazları Ömer b. Hattab’ı daha da kızdırdı.
Hışımla eniştesi Said b. Zeyd’in üzerine yürürken:
-Bana yalan söylemeyin. Evet! Vallahi ikinizinde Muhammed’e uyduğunuzu ve Onun dinine girdiğinizi haber aldım. Az önce Mu-hammed’in şiirlerinden birini okuyordunuz. Kulaklarım onu duydu diye bağırdı.
Ömer b. Hattab eniştesi Said b. Zeyd’i tartaklayıp dövmeye başlayınca Fatıma hatun onu kocasından ayırmak, uzaklaştırmak istedi. Bu ara Ömer b. Hattab onun yüzüne de şiddetli bir şamar yapıştırdı. Fatıma hatunun ağzından, burnunda kan boşandı, şid-detle yere düşünce başı yarıldı.
Fatıma Hatun kana bulanmış yüzünü Ömer b. Hattab’a çevire-rek:
-Ey Hattab’ın oğlu! Evet ben ve kocam Müslüman olduk. Al-lah’a (c.c) ve resulüne iman ettik. Sen istediğini yap. İstersen bizi öldür. Yine de biz dinimizden vazgeçmeyiz diye bağırdı.
Ftıma hatunun söylediklerini Said b. Zeyd’de söyledi, hanımını tasdik etti.
Her ikisi de bunları söylerken gözlerinde içinde şek ve şüphe bulunmayan kesin bir imanın keskin ışıkları vardı.
Ömer b. Hattab kız kardeşinin ve eniştesin gözlerinde parılda-yan keskin ışıklarla ifade bulan imanlarını fark edince bir an du-rakladı. Ne yaparsa yapsın; isterse öldürsün imanlarından asla vazgeçmeyeceklerini hemen anladı. Bu anlayış ne zamandır aklında dolanıp duran, zihnini bulandıran soruları canlandırdı.
Evet! Kızkardeşi ve eniştesi ne yaparsa yapsın hatta öldürse bile dinlerinden vaz geçmeyeceklerdi. Hayatlarından bile daha değerli tuttukları bu inanç gücünü nereden alıyordu? Muhammed’de (a.s) dünyaları önüne serdikleri halde; bir elime Dünyayı diğer elime Ayı verseniz bile ben davamdan vazgeçmem dememiş miydi? Bu uğurda bütün baskılara, işlencelere katlanmış, malını mülkünü feda etmekten, canını ve hatta ailesini, çocuklarını tehlikeye atmaktan bile çekinmemişti.
Ömer b. Hattab az önce aklında şekillenen bu soruya; onlarda inançlarının bu karşı konulamaz, engelenemez gücünü Muham-med’in (a.s) aldığı yerden alıyorlar diye yanıtlamaktan kendini alamadı.
Ne zamandır yanıtını bulamadığı bir kurt gibi içini kemiren soru bir kere daha zihninde şekillendi.
Gerçekten Muhammed Allah’ın (c.c) rasulü müydü?
Birden ruhunda bazı değişiklikler oldu. Ne zamandır yanıtını aradığı fakat yanıtını bulmaktan çekinip, kaçındığı sorunun ceva-bını buldu. İçinde ne zamandır duran o koyu şüphe kayboldu. Ru-hunun ve aklının gözlerindeki perdeler aralandı. O anda Ömer b. Hattab’ın önünde sadece imanla imansızlık arasında incecik bir çizgi vardı.
Hâlâ ağzından, burnundan kan gelen kız kardeşini o halde gö-rünce yaptılarından bin pişman oldu. Yüreği cız etti.
Fatıma Hatunun ağzından, burnundan kan gelilyordu ama o bunu umursamıyor, yıkılmaz bir abide gibi karşısında durmaktay-dı.
Ömer b. Hattab onun imanının gücünü ve derinliğini bir kez daha anladı. Bu anlayış az önce duyduğu pişmanlığı artırdı, Ömer’in içinde bir yerlerini kanatıp acı verdi.
Ömer b. Hattab bir anlık bir tereddütten sonra:
-Demin okuduğunuzu sizden duyduklarımın yazılı bulunduğu sahifeyi bana verinde Muhammed’in getirip size okuttuğunu bende göreyim ve bileyim dedi.
Fakat kız kardeşi:
-Ey Ömer! Ben o sahifeyi sana veremem. Orada yazılanlar Rabbimden gelmedir. Ona bir zarar vermenden korkarım deyip vermek istemedi.
Ömer b. Hattab:
-Ey kız kardeşim! Korkma! Ona bir zarar verecek değilim. Bu-nun için ilahlarım adına sana söz veririm dedi.
Onun bu sözleri Fatıma hatunu rahatlattı ama yinede sahifeyi getirmek istemedi. Ömer’e:
-Ey kardeşim! Sen putlara tapan pis bir kişisin. Ona pak ve temiz olanlardan başkası dokunamaz. Bu nedenle Onu sana vere-mem dedi.
Ömer daha da yumuşayarak:
-Peki! Ben şimdi kalkıp yıkansam, pak ve temiz olsam Onu bana verir misin? Diye sordu.
Fatıma Hatunda:
-Ey Ömer! Sen şu söylediğin işi yap, bende sana sahifeyi vereyim deyince Ömer b. Hattab yıkanıp temizlendi. Kendisine verilen sahifeyi okumaya başladı. Sahifede Tâ-Hâ suresi yazılıydı. Bu Sure-i Celilerinde Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktaydı.
“-Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla,
Tâ, Hâ.
Ey Muhammed! Biz Kur’anı sana sıkıntıya düşüp zahmet çeke-sin diye değil ancak Allah’tan korkanlara bir öğüt ile yeri ve yüce yüce gökleri Yaratanın katından azar, azar verilen bir kitap olarak indirdik.
Rahman ve Rahim olan yüce Allah bütün arşı hükmetmektedir. Göklerde ve yerde, her ikisi arasında ve toprağın altında bulunanlar Onundur.
Sen istersen sesini yükseltip sözü açığa vur. Şüphesiz O gizliyi de, gizlinin gizlisini de bilir. Allah’tan başka Tanrı yoktur. En güzel isimler Onundur.” (Tâ Hâ 1-8)
Ömer b. Hattab buraya gelince biraz soluklandı. Okuduğu ayelerde fesahat ve belagatı, mânâ derinliğini hayran kalmıştı. Daha büyük bir şevk ve istekle devam etti.
Yüce Allah surenin devamında şöyle buyuruyordu.
“-Musa’nın başından geçen olayları Sen biliyor musun? O bir ateş görmüştü de ailesine; durun, ben bir ateş gördüm. Belki ondan size bir kor getiririm ya da ateşin yanında bir yol gösterici bulurum demişti.
Musa ateşin yanına gelince Ona; Ey Musa diye seslenildi. Ben şüphesiz Senin Rabbinim. Ayağındakileri çıkar, çünkü Sen kutsal bir vadi olan Tuvâ’dasın.
Ey Musa! Peygamber olarak Ben Seni seçtim. Artık tarafımdan vahyolunanı dinle. Şüphesiz Ben Allah’ım. Benden başka Tanrı yoktur. Yalnız Bana kulluk et. Beni anmak için namaz kıl. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye zamanını gizli tuttuğumuz kıyamet mutlaka gelecektir.
(Tâ Hâ 9-16)
Ömer b. Hattab buraya gelince bir an başını kaldırıp:
-Şu okuduğum sözler ne kadar güzel, ne kadar değerli demekten kendini alamadı.
Habbab b. Erett gizlendiği yerden onları gözlemekte ve dinle-mekteydi.
Gizlendiği yerden çıkarak:
-Ey Ömer! Vallahi Allah’ın (c.c) peygamberinin duasının sana nasip olacağını umuyorum.
Ben daha dün peygamber aleyhissselamdan işittim ki; O, mü-barek ellerini semaya doğru kaldırarak:
-Ey yüce Allah’ım! İslamı Amr b. Hişam ya da Ömer b. Hattab ile güçlendir. Onlardan birini hidayet nasip eyle diye dua etmişti. Sen Amr b. Hişam’ın önüne geçmesine izin verme. Sen onun önüne geç.
Ey Ömer’ Artık Allah’tan (c.c) korkma zamanın gelmedi mi? Diye sordu.
Ömer b. Hattab bir an duyduklarının şaşkınlığıyla irkildi. Bir bakıma duyduklarına inanamadı.
Ömer b. Hattab ile Ebu Cehil b. Hişam müşriklerin içinde pey-gamberimize ve müslümanlara karşı en sert, en katı, en acımasız davrananların başında gelmekteydiler. Ömer b. Hattab peygambe-rimize ve müslümaları baskı altında tutmuş işkencelerden işkence-lere uğratmıştı. Onu böylesine bir utanca sürükleyen neden ise bü-tün bu yaptıklarına rağmen Muhammed’in (a.s) onlar için Rab-binden hidayet istemesi, bunun için dua etmesiydi.
Ömer b. Hattab’ın bütün bunlar hatırına gelince yüzü kızardı ve utançla başını yere doğru eğerken önünde duran o incecik çizgiyi aştığının farkına varamadan:
-Muhammed (a.s) muhakkak ki Allah (c.c) resulüdür diye dü-şünmekten kendini alamadı. Bu düşünceyle Ömer b. Hattab’ın ruhuda tıpkı tırtıl kozasından çıkan bir kelebek gibi değişime uğ-ramıştı ama o henüz bunun farkında değildi. O henüz frkında değldi ama Habbab. b. Erett bunun az da olsa farkına varmıştı.
Yüzü güçlü bir ümitle aydınlanarak Ömer b. Hattabın yüzüne baktı.
Ömer:
-Ey Habbab! Sen bana Muhammed’in (a.s) bulunduğu yeri gös-ter ya da haber verde yanına gidip Müslüman olayım dedi.
-Ey Ömer! O şimdi Safa tepeciğinin yanındaki Erkam’ın evinde, sahabilerinin yanındadır dedi.
Ömer kalkıp kılıcını kuşandı. Yanında Habbab b. Erett ve Said b. Zeyd bulunduğu halde peygamberimizin bulunduğu yere doğru yola çıktı.
Peygamberimiz Erkam’ın evine geldiğinde etrafı kollasın; geleni, gideni haber versin diye sahabilerinden birisini kapıya nöbetçi bırakırdı. O günkü nöbetçi ise Bilal-i Habeşî idi.
Bilal-i Habeşi Ömer b. Hattab’ın kılıcını kuşanmış, yanında Habbab b. Erett ve Said b. Zeyd olduğu halde oraya doğru geldiğini fark edince korku ve telaş ile peygamberimizin yanına gelerek:
-Ya Resulallah! Ömer b. Hattab kılıcı kuşanmış Habbab b. Erett ile Said b.Zeydi de yakalamış olduğu halde buraya gelmektedir dedir.
Ömer b. Hattab’ın kılıcını kuşanmış bir halde oraya doğru gelmesi müslümanlar arasında bir dalgalanmaya neden oldu. Hiç kimsemin aklına onun müslüman olacağı gelmiyordu. Çünkü onlara göre Amir b. Rebia’nın ifadesiyle Hattab’ın eşeği Müslüman olurdu ama Ömer b Hattab yinede Müslüman olmazdı. Bir bakıma Müslümanlar Ömer b. Hattab’ın Müslüman olmasından tamamen ümitlerini kesmiş gibiydiler.
Bu nedenle ashab-ı Kiramın en yiğitlerinden biri olan Hz. Hamza kılıcını çekerek:
-Ey Allah’ın resulü! İstersen Ona izin ver. Eğer iyilik için geldi ise kendisine bol bol iyilik ederiz. Eğer kötülük için geldiyse onu kendi kılıcıyla öldürürüz dedi.
Bu arada Cebrail (a.s) peygamberimizin yanına gelerek Ömer b. Hattab’ın müslüman olmak üzere yanına geldiği haberini getirmişti. Bu nedenle peygamberimizin yüzünde güller açarak:
-Siz ona izin veriniz ve ona dokunmayınız buyurdu.
Ömer yanında iki sahabi olduğu halde Erkam’ın evinin kapısını çalınca kapıcı görevinde bulunan Bilal-i Habeşi onlara kapıyı açıp buyur etti. Peygambermizde yerinden kalkmış ona doğru yürü-müştü. İkisi evin avlusunun ortasına yakın bir yerinde karşılaştılar.
Peygamberimiz Ömer b. Hattab’ın kuşağından tutup kendine doğru çektikten sonra:
-Ey Hattab’ın oğlu? Bize ne getirdin? Buraya ne ile geldin? Vallahi Allah’ın (c.c) sana bir musibetiyle vurup indirinceye kadar şu halinde duracağını sanmıyorum buyurdu.
Ömer b. Hattab gözlerni yere indirirken:
-Ey Allah’ın resulü! Ben Allah’a (c.c), Allah’ın resulüne ve Ona allah’tan gelen şeylere iman edeyim diye yanına gelmiş bulunuyo-rum dedi.
Onun bu sözleri üzerine peygamberimiz:
-Allah-ü Ekber diyerek tekbir getirdi. Ashabından yanında bu-lunanlarda Ömer b. Hattab’ın Müslüman olduğunu anladılar, on-larda tekbir getirdiler. Tekbir sesleri bütün Mekke’de duyuldu. Müşriklerin irkilerek yerlerinden silkinip kalkmalarına neden oldu.
Ömer b. Hattab o ince çizgiyi geçmiş, artık müşrik Ömer b. Hattab müslüman Hz.Ömer b. Hattab olmuştu ve bu değişimi bir heyecan halinde yeni yeni farkına varıyordu.
Müslüman oluşu Müslümanları çok sevindirmişti ve Onu bütün içtenlikleriyle kendilerinden kabul etmişler, bağırlarına basmışlardı. Fakat Hz. Ömer b. Hattab derin bir eksiklik duygusu içindeydi. İçinde bulunduğu Müslüman kardeşleri inançları için nice yıllardan biri türlü baskılar altındaydılar. Pek çoğuda işkencelerden işkencelere uğratılmışlar, bu işkencelerin izleri bir madalya gibi vücutlarında kalmıştı. Şüphesizkı bu baskı ve işkencelere sabrede-rek her ne olursa olsun inançlarını bırakmayarak manevi yoldan çok büyük mesafeler almışlar çok ama çok yükseklere çıkmışlardı.
Hz. Ömer b. Hattab kendin ulu bir dağın eteğinde minik bir fare gibi hissediyor, onlar gibi olmak için derin, güçlü ve engel olunamaz bir arzu hissediyor, yerinde duramıyordu.
Dini için diğer kardeşleri gibi baskılar altında tutulmak, işken-celerden işkencelere uğratılmak ve sonuçta onlar gibi Allah (c.c) katında makbul bir yere yükselebilmek en büyük ereği olmuştu. Din kardeşlerinin uğradığı baskı ve işkencelerinden kendinede bir pay istiyordu. Bu payı alıp sabredebilirse ancak onlarla eşit bir duruma gelebileceğinin farkındaydı.
Bu nedenle kendi kendine:
-Ey Ömer! Şu kardeşlerin dinleri için işkencelerden işkencelere, musibetlerden musibetlere uğratılırken bunlardan bir pay almaman senin için çok büyük bir eksiklik ve ayıptır.
Ben şimdi Mekke halkından Resulallah’a ve Müslümanlara düşmanlıkta en azılı olan kim ise onun yanına varayım da Müslü-man olduğumu haber vereyim. O da elinden geliyor, gücü yetiyorsa bana diğer kardeşlerim gibi işkencelerden işkencelere, musibetler-den musbetlere uğratsın dedi.
Hz. Ömer b Hattab Ebu Cehil b. Hişamdan daha sert, daha katı, düşmanlığını inatla sürdüren bir başka kişi daha tanımıyordu. Bu nedenle müşriklerin en azılısı olarak kabul ettiği Ebu Cehil Amr b. Hişam’ı aramaya başladı.
Amr b. Hişam evindeydi. Hz. Ömer varıp Ebu Cehil’in kapısını çaldı. Ebu Cehil kapısını açınca onu gördü. Hemen:
-Ey kızkardeşimin oğlu! Hoş geldin, sefalar getirdin. Sende be-nim için o anlaştığmız konuda bir haber var mı? Diye sordu.
Hz. Ömer Ebu Cehil’e biraz daha yaklaşarak:
-Ey Allah’ın (c.c) ve Resulü’nün düşmanı! Evet vardır. Ben ya-nına Allah’a (c.c) ve onun resulü olan Muhammed’e (a.s) iman ve kendisinin getirip bildirdiği şeyleri tasdik ettiğimi sana haber vere-yim diye geldim. Artık sen benim için elinden gelen bir şey varsa onu yapmaktan kendini alı koyma dedi.
Ebu Cehil onun bu sözleri karşısında kapıyı çarparcasına yü-züne kaparken:
-Ey Ömer! Ey Hattab’ın oğlu! Allah (c.c) seni de, getirdiğin haberi de çirkin ve iyiliklerden uzak etsin. Allah (c.c) senin de belanı versin. Getirdiğin haberinde belasını versin diye bağırdı.
Hz. Ömer b. Hattab Ebu Cehil’in yanından bir bakıma eli boş dönünce Müslümanların bir diğer azılı düşmanı olan dayısı Velid b. Mugire’nin yanına gitti. Kapısını çalınca içerden:
-Kim o? Denildi.
O da:
-Ey Ebu Halid! Ben Hattab’ın oğluyum. Senin için bir haberle gelmiş bulunmaktayım deyince Velid b. Mugire kapıya, Hz. Ömer’in çıktı.
Ömer onu görünce:
-Ey dayı! Sen benim müşriklikten çıkıp yeni dine girdiğimi, Mu-hammed’e (a.s) tabi olduğumu duydun mu? Diye sordu.
Velid b. Mugire ondan böylebr söz beklemiyordu. Bu nedenle söylediklerine inanmadı. Bu nedenle:
-Ey Ömer! Ey kız kareşimin oğlu! Sen gerçekten şu söylediğini yaptın mı? Diye sordu.
Ömer:
-Evet, yaptım dedi.
Velid b. Mugire irkilerek:
-Ey Ömer! Sen şu dediğin işi sakın yapma, Sen o işten sakın dedi.
Ömer:
-Ey Dayı! Ben sakınmamı tavsiye ettiğin işi çoktan yapmış bu-lunuyorum. Ben Allah (c.c) ve Resulüne iman ettim. Allah’tan (c.c) başka ilah bulunmadığına, Muhammed’in (a.s) kulu ve resulü ol-duğunu şahadet ederim. Sen şu yaptığım işi git kavmine haber ver dedi.
Velid b. Mugire onu döndürebileceğini sanarak:
-Ey kız kardeşimin oğlu! Sen eski işin üzerinde sebat et. Halk seni eski halin üzerinde bilsin. Er kişi kendi halinde sabahlar, kendi halinde akşamlar dedi.
Hz. Ömer b. Hattab:
-Vallahi ey dayı! Benim için iş açıkça belli olmuştur. Ben artık dönülmeyen bir yola girmişimdir. Sen benim Müslüman olduğumu kavmine haber ver dedi.
Velid b. Mugire geriye doğru çekilerek:
-Ey kız kardeşimin oğlu! Vallahi senin şu işini kavmine haber veren ilk kişi ben olmayacağım deyip Ömer’in yüzüne kapıyı ka-pattı.
Hz. Ömer dayısından böyle bir tepki beklemiyordu. Müslüman olduğunu işitince bağırıp çağıracağını, hatta üzerine yürüyeceğini zannediyordu. Bir bakıma Velid b. Mugire’nin bu kaçar gibi dav-ranışı onu hayal kırıklığına uğratmıştı.
Kendi kendine:
-Vallahi şu dayımın bana yaptığı hiç bir şey değildir. Ben ondan bana karşı daha sert davranmasını beklerdim diye söylendikten sonra bir başka müşrikin kapısını çaldı.
Müşrik kapıya çıkınca:
-Ey kişi! Benim Müslüman olduğumu biliyor musun? Diye sor-du.
Adam Ömer’in söylediklerini inanmayarak:
-Gerçekten sen babanın dinini bırakıp da Muhammed’e mi tabi oldun? Diye sordu.
Ömer’de:
-Evet! Ben şu söylediğini yapmış bulunuyorum dedi.
Adam:
-Ey Ömer! Sen şu söylediğini sakın yapma diye bağırdı.
Ömer:
-Ben söylediğimi pişman olup geri dönmemek üzere yapmış bulunuyorum dedi.
Adam bunu sözleri duyunca kapıyı Ömer’in yüzıne hışımla ka-padı.
Ömer müşrikin kendisine karşı sert davranmasını bekliyordu. Bu nedenle bir kez daha hayal kırıklığına uğradı.
Kendi kendine:
-Şu adamın bana yaptığı iş bir şey değildir. Onlar Müslüman halkı dövüyorlar ama bana hiç kimse dövmüyor dedi.
Ömer’in içi müslüman olduğunu kavmine bir an önce duyur-mak, onlardan gelecek olası tepkileri karşılamak için yanıp tutuş-maktaydı. Önüne gelen müşriklere müslüman olduğunu söylüyor; adam hayretle yüzüne bakıyor, sonrada hemen yanından kaçarca-sına uzaklaşıyordu.
Karşılaştığı bir müslüman Ömer’e:
-Ey Ömer! Sen Müslüman olduğunu bütün kavmine bildirmek mi istiyorsun? Diye sordu.
Ömer’de:
-Evet! Öyle yapmak istiyorum dedi.
Müslüman:
-Ey Ömer! O halde sen boşuna buralarda dolanıp durma. Sen Cumah oğulllarında Cemil b. Mamer’in yanına git. O şimdi Ka-be’de Hıcr mevkiinde yalnız olarak oturmaktadır. O sır saklamayı bilmeyen, dedikoduyu pek seven bir kişidir. Sen ona Müslüman olduğunu söyle. O senin yerine Müslüman olduğunu bütün Kureyş kavmine yayıp bildirir dedi.
Ömer Müslüman’ın dediğini yaptı. Cemil b. Mamer’in yanına gidip:
-Ey Cemil! Biliyor musun? Ben Müslüman olmuş bulunuyorum. Atalarımın dinini bırakıp Muhammed’e (a.s) tabi oldum. Onun dinine girdim. Sen bu sırrımı yanında tutta kimseye söyleme dedi.
Cemil b. Mamer Ömer’in bu sözlerini duyunca hemen ayağa fırladı. Ridasını toplayarak müşriklerin topluca oturdukları yere doğru seğirtti. Kabenin kapısı yanına dikilerek avazı çıktığı kadar:
-Ey Kureyş cemaati! Haberiniz olsun ki Ömer b. Hattab dinin-den çıkmış başka bir dine, Muhammed’in dinine girmiştir diye bağırdı.
Ömer’de Cemil’in yanına dikilerek:
-Şu adam doğru söylemektedir. Ben Müslüman olmuş, Mu-hammed’in (a.s) dinine girmiş bulunmaktayım. Allah’tan (c.c) başka ilah olmadığına Muhammed’in (a.s) de Onun kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim dedi.
Onun bu sözlerini duyan müşrikler silkinip yerlerinden fırladı-lar, Ömer’in üzerine saldırdılar, güneş başlarının üzerinde yükse-linceye kadar çarpışıp, dövüştüler.
Sonunda Ömer yorulup bir kenara oturarak:
-Ey müşrikler! Ben şimdi elinizdeyken istediğinizi yapınız. Al-lah’a (c.c) yemin ederim ki biz üç yüz kişi olsaydık ya biz yenilir burayı sizlere bırakırdık, ya da siz yenilir burayı bizlere bırakırdınız diye bağırdı.
Ömerle müşrikerin çarpışmaları, döğüşmeleri sırasında çıkan gürültüyü, şamatayı duyan müşriklerin ileri gelenlerinden üzerinde yemen işi çizgili bir gömlek bulunan yaşlı bir kişi gelerek onlara:
-Sizler burada ne yapmaktasınız? Nedir bu haliniz? Diye sordu.
Müşrikler:
-Hattab’ın oğlu atalarının dininden çıkmış, bir başka dine girmiş dediler.
Adam da:
-Onu kendi haline bırakınız. O kendisi için yeni bir din seçmiş ise bundan size ne? Ne istiyorsunuz ondan? Sizler ne kadar aptal, ne kadar cahil insanlarsınız. Adiyy b. Kab oğullarının onu size böylece teslim edeceklerini mi sanırsınız? Şu yaptığınızla sizler kavminiz araında kin ve nifak tohumları saçmaktasınız. Şunu iyi biliniz ki ben onun koruyucusuyum. Onun başından dağılınız, Onu rahat bırakınız diye bağırdı.
Müşrikler Ömer’in başından bir elbisenin insan bedeninden sıyrılılıp ayrılışı gibi sıyrılıp ayrıldılar.
Gelen adam Kureyş kavminin ileri gelenlerinden Sehm oğulla-rının ulusu ve seyyidi Âs b.Vail’di.
Ömer müşrik olmasına rağmen Âs b. Vail’in bu hareketini ömrü boyunca unutmamış, onu hep hayırla anmıştır.
Ömer Kureyş kavminin ileri gelenlerindendi. Kendisi cesur, güçlü kuvvetli, gözü özü pek bir kişi idi.
Peygamberimizin duasının hürmeti nedeniyle Ömer’in iman edişi müslümanlar için bir fetih, hicreti yardım, halifeliği ise bir rahmettir.
O Müslüman oluncaya kadar Müslümanlar Kabe yanında açık-tan namaz kılmaktan çekinirlerdi,, buna kadir olamazlardı.
O müslüman olunca müşriklerle dövüştü, kendisi Kâbe yanında namaz kılınca diğer müslümanlarda onun gölgesinde namaz kıldı-lar.
Hz. Ömer doğru özlü, açık sözlü bir kişi idi. Müslüman olduktan sonra peygamberimize:
-Ya Resulallah! Bizler ister ölü, ister diri olalım hak üzerinde değilmiyiz? Diye sordu.
Peygamberimiz onun bu sorusuna:
-Ey Ömer! Evet! Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a (c.c) yemin ederim ki siz ister ölü, ister diri olunuz; hiç şüphesizki hak üzeresindesiniz buyurdu.
Bunun üzerine Hz. Ömer:
-Ya Resulallah! Biz hak şu müşriklerde bâtıl üzerinde oldukları halde ne diye dinimizi gizliyoruz? Vallahi biz İslamiyet’i küfre karşı açıklamaya daha haklı, onlardan daha layık olanlarız. Allah’ın (c.c) dini muhakkak ki müşriklerin dinine üstün gelecektir.
Ey Allah’ın Resulü! Müşrik olan kavmimiz dinimiz nedeniyle bizimle çarpışmak isterlerse bizde onlarla çarpışırız. Bize karşı insaflı olurlarsa bizde bunu kabul edip onlara karşı insaflı oluruz dedi.
Peygamberimiz:
-Ey Ömer! Şu söylediğin için henüz yeterince güçlü değiliz bu-yurdu.
Ömer silkinip kalkarak:
-Ey Allah’ın Resulü! Seni hak din ve kitap ile peygamber gön-deren Allah’a (c.c) yemin ederim ki hiç çekinmeden, korkmadan oturup İslam inanç esaslarını açıklamadığım hiç bir küfür meclisi kalmayacaktır.
Seni hak din ve kitapla gönderen Allah’a (c.c) yemin ederim ki biz muhakkak ortaya çıkıp dinimizi serbestçe yaşayacağız dedi.
Ömer’in bu isteği öylesine içten idi ki peygamberimizde kabul edince Müslümanlar iki saf hâlinde ortaya çıktılar.
Saflardan birinin başında Hz. Hamza diğerinin ise Hz. Ömer vardı.
Sert ve kararlı adımlarla, yerin toprağını tozuta, tozuta Mescid-i Haram’a geldiler.
Müşrikler hıcr mevkiinde her zaman olduğu gibi oturmaktay-dılar.
Müslümanların iki saf halinde geldiklerini görünce bir Ham-za’ya bir Ömer’e baktılar. Müslümanlar gelip Mescid-i Haram’ın yanına oturdular. Müşriklerin hiç birisi yerinden kalıp onlara mü-dahale etmeye cesaret edemedi. Elleri yanlarına düştü. O gün müş-rikler için zelilliğe uğrayıp, hüzne ve kedere boğuldukları bir gün oldu.
O gün Resulallah Ömer’e:
-Ey Ömer! Sen hak ile batılı ayıran kişisin, sen Faruk’sun bu-yurdu. Ona Faruk ismini verdi.
Ömer Faruk bir Mecusi olan Ebu Lü Lü tarafından hançerlenip şehit edilinceye kadar bütün gücüyle İslam’a hizmet etti. Aşere-i mübeşşereden (Sağlıklarında cennetle müjdelenen on mutlu sahabiden) birisi oldu.
Büyük İslam alimlerinden Abdullah b. Mes’ud’a göre Hz. Ömer’in ilmi bütün arap kabilelerinin ilminden daha fazlaydı.
Hz. Ömer gece yarısından sonra namaz kılmayı sever, bu na-mazlarında:
-Ey Allah’ım! Beni iyilerle öldür. Beni kötülere halef kılma. Beni Cehennem azabından koru. Beni hayırlı kişilerin arasına kat.
Allah’ım! Ben Senden Senin yolunda şehit olmak, rasulünün yurdunda ölmek dilerim diyerek dua ederdi.
Yüzüğünün kaşında:
-Ey Ömer! Sana vaiz olarak ölüm yeter tümcesi yazılıydı.
Hz. Ömer bir gece rüyasında kendisini kırmızı bir horozun iki kere gagaladığını gördüğünde:
-Beni acemlerden bir adam öldürecek demiş, gerçekten de Me-cusi bir kişi olan Mugire b. Şube’nin kölesi Ebu Lülü tarafından zehir sürülmüş iki başlı bir hançerle hançerlenmiş, şehiden vefat etmiştir.
Kendisini Mecusi bir köle tarfından vurulduğunu öğrenince:
-Hamdolsun o Allah’a (c.c) ki ölümümü İslam’a mensubiyet iddia eden ve La ilahe illallah ile karşıma çıkacak olan bir adamın eli ile mukadder kılmadı diyerek Allah’a (c.c) hamd etmiştir.
O adaletin simgesiydi. Halifeliği döneminde yeryüzünü adaletiyle doldurmuştu.
Vefat ettiğinde peygamberimiz ile Hz. Ebu Bekir gibi altmış üç yaşındaydı.
Hz. Ömer b. Hattab esmer tenli, iri gövdeli ve uzun boylu gös-terişli bir Zat-ı Muhterem idi. İnsanların arasında yaya yürürken binitliymiş gibi üzerlerinde görünürdü.
Kaba ve seyrek sakallı, kızılımtrak ve çok saçlı idi. Başının en tepesi açılmıştı. Bu kısım tamamen saçsızdı. Gözlerinin akında çokça kırmızılık vardı. Yürürken hızlı yürür, kimse onu yetişip geçemezdi.
Kendisi Kuran hafızıydı.

Allah (c.c) Ondan razı olsun.


===============
View tersinim's Resim Albumu tersinim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-26-2010, 07:27   #13 (permalink)
Yeni Kullanıcı
Bilgiler
Üyelik tarihi: Oct 2010
Cinsiyet:
Mesajlar: 64
Seviye: 6 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 0 / 147
Güç: 21 / 698
Deneyim: 89%
İletisim
Lightbulb

FATIMA BİNT-İ ESED B. HAŞİM (r.anha)


Fatma bint-i Esed hatun Haşim oğullarındandır. Annesi Fatıma bint-i Kays’tır.
Fatıma bint-i Esed hatun Ebu Talib’in zevcesi; Talib, Âkil Hz. Cafer ve Hz. Ali b. Ebu Talib’in annesi olup gerek Ebu Talib’le gerekse peygamberimizle soyu Haşim b. Abd. Menaf’ta birleşir.
Kendisi Haşim oğulları kadınları içinde Haşimî erkek sülbünden ilk erkek çocuğu dünyaya getiren kadın olduğu gibi Haşim oğulları içinde halife anası olan ilk kadındır.
Fatıma bint-i Esed hatun Mekke’de nübüvvetin yedinci yılında Haşim ve Muttaliboğullarının Beni Haşim mahalle-sinde muhasara altına alındıkları zamanlarda Müslüman ol-muş olup, Allah (c.c) yolunda Medine’ye hicret etmiştir.
Fatıma Hatun çok iyi halli, ahlaklı, faziletli bir İslam kadını idi. Peygamberimiz dedesinin vefatından sonra amcası Ebu Talib’in himayesine girdiği zaman onun elinde büyümüştür.
Peygamberimiz onu annesinden sonra annesi olarak bilirdi. Bu nedenle peygamberimizin yanında çok büyük itibarı ve mevkii vardı.
Peygamberimiz onun için:
-O benim annemdi. Kendi çocukları aç dururken önce be-nim karnımı doyururdu. Kendi çocuklarının üstleri başları tozlu topraklı dururken o önce benim saçımı başımı tarar, gül yağlarıyla yağlardı. O benim annemden sonra annemdi bu-yurmuştur.
Fatıma hatun hicretin dördüncü yılında Medine’de vefat etti. Peygamberimiz vefat ettiği gün onun için:
-Bu gün benim annem vefat etti buyurdu. Sırtındaki göm-leği çıkararak ona kefen olarak sardırdı. Cenaze namazı kıl-dırdıktan sonra cenazesi üzerinde yetmiş tekbir aldırdı. Kab-rinin dört bir yanını genişletmek ister gibi işaret buyurduktan sonra içine girip uzandı. Kabirden çıkarken ağlamaya başladı. Gözyaşları kabrin içine damladı.
Hz. Ömer peygamberimizi o halde görünce:
-Ya Resulallah! Şu kadın için yaptığın şeyleri başkaları için yapmamıştın dedi.
Peygamberimizin yanındaki Müslümanlarda:
-Ya Resulallah! Biz senin şu kadına yapmış olduklarını başkasına yaparken görmedik dediler.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Amcam Ebu Talib’ten sonra bana bu kadıncağız kadar iyi-liği dokunan bir başka kimse olmamıştır. Ona Cennet elbise-lerinden bir elbise giydirilsin diye gömleğimi kefen olarak giydirdim. Kabir hayatı kendisine daha yumuşak ve kolay gel-sin diye de kabirde yanına uzandım. Cebrail (a.s) yanıma gele-rek yüce Rabbim tarafından bu kadın cennetliklerdendir diye haber verdi. Yine bana Cebrail (a.s) haber verdi ki yüce Allah (c.c) meleklerinden yetmiş bine emretmiş ve onun cenaze na-mazını kılmışlardır buyurmuştur.
Defin işlemi yapıldıktan sonra peygamberimiz kabre döne-rek:
-Allah (c.c) seni yarlıgasın ve hayırla mükafatlandırsın ey annem.
Allah (c.c) sana rahmet etsin ey annem.
Sen benim annemden sonra annem idin.
Kendin aç durur, beni doyururdun.
Kendin çıplak durur, beni giydirirdin.
En iyi nimetlerden kendi nefsini alıkoyar, bana tattırırdın. Bunu da ancak Allah (c.c) rızasını ve Ahiret yurdunu umarak yapardın.
Muhakkak ki Allah (c.c) hem diriltir, hem öldürür.
Hiç ölmeyen diri olarak kalan yalnız O’dur.
Ey Allah’ım! (c.c)
Annemden sonra annem olan Fatıma bint-i Esed’i af ve mağfiret et. Ona hüccet ve delilini göster ve anlat.
Girdiği şu kabrin genişlet.
Ben peygamberinin ve benden önceki peygamberlerinin hakkı için duamı kabul buyur ey merhametlilerin en merha-metlisi bulunan yüce Allah (c.c) diyerek dua etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


DIMAD B. SALEBET’EL’EZDİ (r.anh)


Ezd-i Şenue kabilesinden olan Dımad b. Sâlebe nübüvve-tin yedinci yılında umre yapmak için Mekke’ye gelmişti. Ken-disi sık sık Mekke’ye gelirdi. Bu nedenle peygamberimizin yakın dostlarından birisi idi.
Dımad doktorluğa özenen, delilere okuyup iyi etmeye çalı-şan, ilim elde etmeye çabalayan iyi huylu bir zat idi.
Dımad umre için Mekke’ye gelince içlerinde Ebu Cehil Utbe b. Rebia ve Ümeyye b. Halef’inde bulunduğu müşrik ulularının oturdukları bir meclisin yakınlarına indi. Ebu Cehil müşrik meclisinin ortasında ayağa kalkmış şöyle demekteydi.
-Şu adam topluluğumuzu dağıttı. Akıllarımızı akılsızlık ölüp gitmiş çoktan toprak olmuş atarlımızı dalalete düşmüş saydı, ilahlarımızı dil uzattı.
Dımad onun bu sözlerini şöyle bir kulak kabarttı.
İçlerinde bulunan Ümeyye b. Halef’te:
-O şüphesiz deli bir adamdır diye bağırdı.
Dımad müşriklerin peygamberimiz için Muhammed delidir dediklerini işitince kendi kendine:
-Ben şu Zatı gidip görseydim, Onu tedavi etseydim belki Allah (c.c) ona benim ellerimle bir şifa ihsan ederdi diyerek oradan ayrıldı. O gün peygamberimizi aradı ise de bulamadı.
Ertesi gün olunca onu aramaya çıktı ve buldu. Hemen ya-nına yaklaşarak:
-Ey Muhammed! Ben deliliği tedavi ederim. Ben sana bir cinin musallat olup, aklını yitirdiğini duymuş bulunuyorum. İstersen Seni de tedavi edeyim. Belki Allah (c.c) sana bu ko-nuda bir fayda ihsan buyurur.
Okumamı istersen gel sana da okuyayım. Sen üzerindekini gözünde fazla büyütme. Ben sende bulunandan daha ağırını tedavi etmiş bir kişiyim de o da derdinden kurtulmuştur dedi.
Peygamberimizde:
-Ey Dımad! Ben aklımı yitirmedim. Deli değilim dedi.
Bunun üzerine Dımad:
-Ey Muhammed! Kavmin Senin hakkında; akıllarını akıl-sızlık saymak, topluluklarını dağıtmak, onlardan; ölüp, çoktan toprak olup gittikleri halde dalalet içinde bulunduklarını ileri sürmek, ne zamandır ibadet edip durdukları ilahlarını ayıp-lamak gibi bir takım kötü huylardan bahsettiklerini işitmiş bulunuyorum. Bütün bunlar kendisinde delilik bulunan adamdan başkası yapmaz dedi.
Peygamberimiz Dımad’a şöyle bir bakıp:
-Ey Dımad! O halde dinle ve kendin karar ver buyurup de-vam etti.
Hamd Allah’a (c.c) mahsustur. Biz yalnız ona hamd eder yardımı ve yargılanmayı Ondan dileriz. Nefislerimizin şerle-rinden Allah’a (c.c) sığınırız. Allah’ın (c.c) doğru yola eriştirdi-ğini saptıracak yoktur. Saptırdığını da doğru yola eriştirecek yoktur.
Şüphesiz bilir ve bildiririm ki Allah’tan (c.c) başka ilah yoktur. O Bir ve Tekdir. Onun eşi ve ortağı da yoktur. Yine şüphesiz bilir ve bildiririm ki Muhammed (a.s) Onun kulu ve resulüdür.
Dımad peygamberimizin söylediklerini can kulağıyla din-liyordu. Söyledikleri pek hoşuna gitti. Peygamberimize:
-Ey Muhammed! Ben şimdiye kadar bundan daha güzel bir kelam dinlememiştim. Şu söylerini bana yinele dedi.
Peygamberimiz söylediklerini tekrarladı. Her tekrarlayı-şından sonra Dımad:
-Ey Muhammed sözlerini tekrarla diyor peygamberimizde tekrarlıyordu.
Peyramberimiz sözlerini üç kere tekrarladıktan sonra Dımad:
-Vallahi senin şu sözlerin kadar güzel hiçbir söz işitmedim. Şu sözlerin güzelliği, fesahat ve belagati, anlam yüceliği de-nizlerin en dibine kadar varıp dayanmıştır dedikten sonra ila-ve etti.
-Ey Muhammed! Söyle bana! Sen nelere davet etmektesin? Diye sordu.
Peygamberimizde:
-Boynuna asılı duran putları oradan çıkırıp atmana, eşi ve ortağı olmayan bir ve tek olan Allah’a (c.c) iman etmeye ve be-nimde Allah’ın (c.c) rasulu olduğuma şahadet getirmeye davet ediyorum buyurdu.
Dımad bu kez:
-Ey Muhammed! Şu dediklerini yaparsam bana ne var? Di-ye sordu.
Peygamberimizde:
-İçinde bitmek tükenmek bilmez nimetlerin olduğu Cen-netler vardır buyurunca Dımad:
-Ey Muhammed! Ey Allah’ın (c.c) resulü! Ben boynumdan putları atıp onlardan uzaklaşarak şehadet ederimki Allah’tan (c.c) başka ilah yoktur.
O birdir, ortağı ve eşide yoktur.
Yine şehadet ederimki Sen Allah’ın (c.c) kulu ve resulüsün.
Getir ver elini, Sana İslamiyet üzerine beyat edeyim dedi.
Peygamberimiz elini uzattı Dımad’ta beyat etti.
Beyattan sonra peygamberimiz:
-Ey Dımad! Ey beyatın kavmin adına da mı? Diye sordu.
Dımad’ta:
-Ey Allah’ın resulü! Biatım hem kendim, hem de kavmim adınadır dedi.
Böylece Dımad hem kendi hemde kavmi adına biat edip Müslüman oldu.


Allah (c.c) ondan razı olsun.


================

TÜFEYL B. AMR EL EZDİ (r.anh)
Ve
AMR B. TÜFEYL EL EZDİ (r.anh)



Tufeyl b.Amr. b. Tarif Devs kabilesindendi. Kendisi şerefli ve akıllı, itibarlı, konukları çok, hanedan sahibi bir kişi idi. Kendisi aynı zamanda bir şairdi. Devs kabilesinden olmasına rağmen Kureyşilerden pek çok müttefiki vardı.
Peygamberimiz ise bütün baskılara, işkencelere, her türlü kötülüğün kendisine yapılıp durduğunu görmesine rağmen yılmıyor, kavminin içinde bulunduğu dalaletten kurtuluşa davet etmekten geri kalmıyordu.
Müşrikler hac ve umre yapmak ya da başka bir maksatla Mekke’ye gelenlere, peygamberimiz için; O bir delidir, O si-hirbazdır ya da kehanet sahibi bir kâhindir derler, bir takım asılsız isnatlarda bulunurlar, olabildiğince kötülerler, sonrada:
-Sakın siz şu adamın yanına gitmeyin. Bir şey söylerse din-lemeyin. İçimizdeki bazı beyinsizlere yaptığı gibi sizleri de büyülemesin derler, onları peygamberimizden uzak tutmaya çalışırlardı.
Tufeyl b.Amr Mekke’ye geldiğinde müşriklerden bir kısmı hemen yanına varıp:
-Ey Tufeyl! Sen şair, kavmi içinde seyit ve sözü dinlenir bir adamsın. Sen bizim şu memleketimize geldin ama aramızdan çıkan şu Adamın işi bizi hayli sıkıntıya soktu. Topluluğumuzu ve işimizi darmadağın etti.
Şu adamın sözü insanlara bir sihir gibi tesir etmekte, onu dinleyenler büyülenmiş gibi olmaktadırlar.
O insanın babası ile arasını açıyor.
O insanın kardeşiyle arasını açıyor.
O insanın karısıyla da arasını açıyor.
Ey Tufeyl! Bizim başımıza gelen şu halin senin ve kavmin-de başına gelmesinden korkmaktayız.
Biz sana deriz ki sen sakın Onunla konuşma. O sana bir şey söylerse sen onu hiç dinleme. Sen onun etkisinden ancak bu şekilde kurtulabilirsin dediler. Onu peygamberimizin yanına yaklaşmaktan, söylediklerini dinlemekten sakındırdılar.
Tufeyl önceleri peygamberimizin yanına yaklaşmama, söy-lediklerini dinlememe kararındaydı.
Peygamberimiz genelde Mescid-i Haramda bulunduğun-dan Mescid-i Harama gittiğinde Onun söylediklerinden bir şey ilişmesin diye kulaklarını pamukla tıkıyor, mümkün ol-duğunca peygamberimizden uzak durmaya çalışıyordu.
Fakat müşrikler peygamberimizi kötüleyen sözlerinde öy-lesine ileri götürdüler ki onların bu ısrarcı sözleri Tufeyl’in merakını depreştirdi.
Bir sabah tavaf için Mescid-i Harama gittiğinde peygambe-rimizi namaz kılar bir halde gördü. Yavaşça gelip arkasında durdu ve okuduklarını dinlemeye başladı. Okunanlar çok ho-şuna gitti. Bunun üzerine kendi kendine:
-Anan ağlasın ey Tufeyl!
Vallahi ben şair ve akıllı bir adamım. Bana sözün güzeli de, çirkini de gizli değildir. Doğru ile eğriyi ayırabilecek bir akla da sahibim. Benim şu adamın söylediklerini dinlememde ne gibi bir sakınca olabilir? Onu dinlememem için önümde nasıl bir engel var? Vallahi Onun söyledikleri, getirdikleri dinler, güzel ise kabul eder, çirkin ise ret edip bırakırım dedi.
Tufeyl b.Amr peygamberimiz namazını bitirinceye kadar ardında sessizce bekledi. Peygamberimiz namaz bitince oya-lanmadan evine gitti. Tufeyl b. Amr’da Onu takip etti. Pey-gamberimiz evine girince ardından o da girdi. Peygamberimiz onu fark edince durdu.
Tufeyl b. Amr peygamberimize:
-Ya Muhammed! Kavmin bana senin hakkında şöyle söyle söylediler. Vallahi senin şu işinden beni öyle korkuttular ki sözünü işitmeyeyim diye kulakarıma pamukla tıkar oldum. Sonra Allah (c.c) kulaklarımı senin sözlerini işitmeye elverişli kılmış olmalı ki onu çok güzel bir kelam olarak işittim. Sen şu işini bana kendi dilinle anlat. Eğer ben onu güzel bulursam kabul, çirkin bulursam ret ve iade ederim dedi.
Peygamberimiz hemen kapı dibinde ona Kuran okudu. İs-lamiyet’i arz ve teklif etti.
Tufeyl b.Amr (r.anh):
-Ey Muhammed! Ben sözün iyisini kötüsünü, güzelini çir-kinin iyi bilen şair bir kimseyim. Vallahi ben şu okuduğundan daha güzel bir söz, anlattığın dinden daha adil, daha güzel bir din işitmedim.
Ben şahadet ederim ki Allah’tan (c.c) başka ilah yoktur. Muhammed’de (a.s.) Onun kulu ve resulüdür deyip iman etti.
Daha sonra peygamberimize:
-Ey Allah’ın Resulü! Ben kavmi içinde sözü dinlenir, itibar sahibi bir kimseyim.
Ben hemen kavmimin yanına dönecek ve kendilerini İsla-miyet’e davet etmekten geri durmayacağım.
Ey Allah’ın Resulü! Sen benim için Allah’a (c.c) dua et de davetimde bana yardımcı olacak bir ayet, bir keramet ihsan buyursun dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Yüce Allah’ım! Yeni iman etmiş şu kulun için davetinde yardımcı olacak bir keramet, bir ayet ihsan buyur diye dua etti.
Sonra Tufeyl b.Amr’a (r.anh) dönüp:
-Ey Tufeyl! Sen Allah’ın (c.c) izni ile kavminin yanına git. İnşallah Rabbim senin için kerametlerinden bir keramet, ayet-lerinden bir ayet nasip edecektir buyurdu.
Tufeyl b. Amr (r.anh) kavminin yanına vardığında vakit geceydi. Kavminin oturduğu subaşına bakan yokuşa geldiğin-de iki gözünün ortasında gecenin karanlığında kandil gibi ışı-layan bir nur peyda oldu. Fakat bu nur Tufeyl b. Amr’ı (r.anh) korkuttu. Şöyle dua etti.
-Ey yüce Rabbim! İhsan buyurduğun şu nuru yüzümden başka bir yere kaydır, başka bir yerle değiştir. Kabilem henüz müşriktir. Ben şu sapık dinlerinden ayrıldığım için halkım şu bahşetmiş olduğun nuru ilahi bir adaletin cezasıymış gibi sanmalarından korkmaktayım.
Bunun üzerine nur yüzünden ayrılıp yolda yürümesine yardımcı olan değneğinin üst ucuna gelip yerleşti.
Tufeyl b.Amr (r.anh) yokuştan inip gelirken kavmi ucunda bir nur ışılayan değneğine bakışmakta, birbirlerine bu nuru göstermekteydiler.
Tufeyl b. Amr (r.anh) ailesinin yanına varıp, orada sabah-ladı.
Sabah olunca ihtiyar babası yanına geldi. Uzun zamandır ayrı kalıp özlediği oğluna sarılmak istedi. Tufeyl b. Amr (r.anh) babasına engel olarak:
-Ey babacığım! Artık sen benden uzak dur. Artık ben sen-den değilim. Sende benden değilsin dedi.
İhtiyar baba şaşırarak:
-Ey oğulcuğum! Ben ne diye senden uzak durayım? Diye sordu.
Tufeyl b.Amr (r.anh):
-Ey baba! Ben Müslüman olmuş, Muhammed’in (r.anh) di-nine girmiş bulunmaktayım. Sen ise putlara tapan bir müşrik-sin. Dinlerimiz seni benden ayırmaktadır dedi.
Bunun üzerine babası:
-Ey oğul! Senin dinin benimde dinimdir dedi.
Bunun üzerine Tufeyl b. Amr (r.anh):
-Ey baba! Sen önce Kelime-i Şahadet getir, sonrada guslet. Temiz elbiseler giyin de öyle gel. Ben sana bana öğretilenleri öğreteyim dedi.
Babası Tufeyl b. Amr’ın (r.anh) söylediklerini yaptı. Keli-me-i Şahadet getirdi; gusletti, elbiselerini temizledi ve İslam şeraitini öğrendi.
Tufeyl b. Amr’ın (r.anh) yanına babasından sonra hanımı geldi.
Tufeyl b. Amr (r.anh) ona:
-Ey zevcem! Sen benden uzak dur. Artık ben senden deği-lim, sende benden değilsin dedi.
Tufeyl b.Amr hanımı bu sözlere şaşırarak:
-Ey Tufeyl! Babam, anam sana feda olsun. Ben ne için sendenuzak durayım? Diye sordu.
Tufeyl b.Amr (r.anh):
-Ey hanımım! Ben senin içinde bulunduğun dinden ayrıl-mış, Muhammed’in (a.s.) dinine girmiş bulunmaktayım. Ben artık Müslümanlardanım dedi.
Bunun üzerine hanımı:
-Ey Tüfeyl! Babam anam sana feda olsun. Senin dinin be-nim de dinimdir dedi.
Bunun üzerine Tüfeyl b. Amr (r.anh):
-Ey hanımım! O halde sen bir taştan baka bir şey olmayan Züşşera putundan temizlen. Onu ret ve inkâr et. Eşi ve şeriki olmayan Allah’a ve Muhammed’in (a.s.) Onun kulu ve resulü olduğunu ikrar ve tasdik et dedi.
Tüfeyl b. Amr’ın (r.anh) bu sözleri hanımında bir tereddüt meydana getirdi. Tüfeyl b.Amr’a (r.anh) dönerek:
-Ey Tüfeyl! Anam babam sana ve dinine feda olsun. Ben şu Züşşera putunun çocuklarıma bir zarar vermesinden korkuyo-rum dedi.
Bunun üzerine Tüfeyl b.Amr (r.anh):
-Ey hanımım! Sen hiç korkma. Züşşera putu fayda ya da zarar vermekten aciz taş parçasından başka bir şey değildir. Onun çocuklarına bir zarar vermeyeceğine ben kefilim. Sen şimdi güzelce gusledip temizl sonrada yanıma gel. Resulallah’ın bana öğrettiklerini bende sana öğreteyim dedi.
Bunun üzerine hanımı gusledip temizlenmiş, temiz elbise-ler giyinmiş bir halde yanına geldi. Tüfeyl b. Amr (r.anh) ona da İslamiyet’i anlattı. Müslüman olmasını teklif etti. Hanımı da Müslüman oldu.
Tüfeyl b. Amr (r.anh) kavmini Müslüman olmaya davet etti ama onlar Müslüman olmakta ağır davrandılar. Kavminin iman etmede ağır davranmalar, bunun için isteksiz olmaları Tüfeyl b.Amr’a (r.anh) ağır geldi. Mekke’ye peygamberimizin yanına gelerek:
-Ey Allah’ın Resulü! Devs kabilesi Müslüman olma konu-sunda bana galebe çalmıştır. Onlar İslamiyet’ten kaçındılar, Allah’a (c.c) asi oldular. Sen onlar aleyhinde dua et de Allah’ın gazabı üzerlerine insin dedi.
Fakat Muhammed (a.s.) gazap değil, rahmet peygamberiydi. Onun bu sözleri üzerine peygamberimiz ellerini açıp:
-Ey yüce Allah’ım! Sen Devsîlere hidayet nasip eyle diye dua etti. Sonra Tüfeyl b.Amr’a (r.anh) dönüp:
-Ey Tüfeyl! Sen şimdi kavminin yanına dön. Onları İslami-yet’e davet ederken yumuşak ve mülayim ol. Sakın sert ve kı-rıcı davranma buyurdu.
Tüfeyl b. Amr (r.anh) kavminin yanına dönüp irşat işini devam etti. Ancak hicretten sonra; Bedir ve Hendek savaşları geçtikten, Hayber gazası sırasında yetmiş ya da seksen kişilik bir gurup oldukları halde peygamberimizin yanına gidebildi-ler. Peygamberimizin yanında savaşa katıldılar. Peygamberi-miz onlara Mebrûr parolasını verdi. Bundan sonra Ezdîlerin parolası Ya Mebrur oldu. Svaş bitince Resulallah onlara Hayber ganimetinden bir pay verdi.
Tüfeyl b. Amr (r.anh) bundan sonra peygamberimizin ya-nından hiç ayrılmadı.
Mekke’nin fethinden sonra peygamberimiz Onu Zulkeffeyn putunu yakıp, yıkmakla görevlendirdi. O da bu görevini hakkıyla yerne getirdi. Zulkeffeyn putu tutuşmuş yanarken Tüfeyl b.Amr (r.anh) şöyle diyordu.
-Ey Zulkeffeyn! Ben sana tapanlardan değilim.
Çünkü sen bir ateş parçasıyla tutuşup yanan, sonrada yok olan bir ağaç parçasından başka bir şey değilsin.
Sen kuru bir ağaç parçasından başka nesin ki?
Şunu iyi bil!
Bizim doğum tarihimiz, senin doğum tarihinden daha es-kidir.
Ben senin içini ateşle doldurdum da, o cansız bedenini ate-şe verdim. Şimdi küllerin rüzgârda uçuşmakta, seni put sana-rak tapanların gözlerini dolmaktadır.
Tüfeyl b.Amr (r.anh) Zulkeffeyn putunu yaktığı, kül olup rüzgârda savrulup gittiği, yok olduğu zaman onu tapanlardan kalan kimseler hiçbir şey üzerinde bulunmadıklarını anlaya-rak hepsi birden Müslüman oldular.
Tüfeyl b. Amr (r.anh) Medine’ye peygamberimizin yana döndü. Peygamberimizin vefatına kadar yanından ayrılmadı. Hz. Ebu Bekir döneminde Müseylimetülkezzab üzerine gön-derilen orduya oğlu Amr b. Tüfeyl (r.anh) ile katıldı. Yolda bir rüya gördü. Rüyasında başının traş edildiğini, ağzından bir kuşun çıkarak uçup gittiğini, sonra bir koca karının gelerek onu karnın içine sokup gözlerden kaybettiğini, oğlu Amr b.Tüfeyl’in ise Onu her yerde arayıp durduğunu nice arama-dan sonra bulduğunu görmüştü.
Tüfeyl b. Amr bu rüyasını kendi kendine yordu. Arkadaş-larına:
-Ey arkadaşlarım! Ben bir rüya gördüm ve bu rüyamı kendi kendime yordum.
Ben rüyamda başımın traş edildiğini gördüm ki bu başımın kesilip şehit edileceğimi müjdelemektedir.
Ben rüyamda ağzımdan bir kuşun çıkıp uçup gittiğini gör-düm ki bu kuş benim ruhumdur. Ben muhakkak ki bu savaşta öldürüleceğim.
Ben rüyamda bir koca karının beni karnının için soktuğu-nu, gözlerden kaybettiğini gördüm ki bu koca karı arzdır, yer-yüzüdür. Ben şehit olarak vefat ettikten sonra kazılan bir me-zara konulup gözden kaybedileceğimi ummaktayım. Şehit ola-rak öldürüleceğim içime doğuyor.
Ben rüyamda oğlumun ben arayıp durduğunu nice sonra bulduğunu gördüm ki o da benimle beraber savaşa katılacak, bu savaşta yaralanacak fakat daha sonraki bir başka savaşta şehit olacaktır dedi.
Tüfeyl b.Amr (r.anh) rüyaında gördüğü gibi Yemame svaşında şehit oldu. Oğlu Amr b.Tüfeyl (r.anh) ise bu savaşta ağır bir şekilde yaralandı. Eli kesildi. İyileşince Hz. Ömer (r.anh) döneminde yapılan Yermük savaşına katıldı, bu savaşta şehit oldu.
Allah (c.c) onlardan arazı olsun.


===========

MEYSERE B. MESRUK EL ABSİ

Ebu Talib’in vefatı himaye bakımından peygamberimizi açıkta bırakmıştır denilebilir. Müşrikler peygamberimizi daha kolay ulaşıyorlar, çekinmeden istedikleri gibi taciz ve hatta işkence ediyorlardı. Peygamberimizde kendisini koruyup kol-layacak müttefikler ramakta fakat himayet talepleri ret edil-mekteydi. Her şeye, bütün zorluklara, bütün karşı koymalara rağmen peygamberimiz ısrar ve inatla kendisine yardımcı ola-cak bir kabile aramaya devam ediyor fakat kimi zaman yumu-şaklıkla kimi zamanda sertlikle ret ediliyordu.
Günlerden bir gün himaye edip yardım edecek bir kabile bulurum ümidiyle evinden çıktı. Dolana dolan Cemre-i Ulaya kadar geldi. Burada Benî Abs kabilesi konaklamıştı. Peygam-berimiz onların yanlarına vardı.
Peygamberimiz devesinde, terkisinde de Zeyd b. Harise (r.a) bulunuyordu.
Peygamberimiz Benî Abs kabilesine İslamiyet’i anlattı on-ları imana ve kendisine koruyup kollayan yardımcılar olmaya davet etti ise de bu teklifi Absîler içinde de kabul görmedi.
İçlerinde bulunan Meysere b. Mesruk peygamberimizi arka çıkarak:
-Ey kavmim! Siz şu Zatın teklifini kabul ediniz. Vallah şu gelen zat bizim nasibimizdendir. Biz onu tasdik etmiş kendi-sini develerimizden birine bindirip yurdumuzun ortasına gö-türmüş olsaydık bu görüş yerinde bir görüş olurdu. Şan şeref ve bereket yönünden hiç bir Arap kabilesi bizi geçemezdi.
Vallahi onun işi muvaffak olacak ve hatta her yere ulaşa-caktır. Sizlerde isteyerek yada istemeyerek O’na tabi olacaksı-nız dedi.
Fakat diğerleri:
-Ey Mesruk’un oğlu! Vallahi şu görüşün iyi bir görüş de-ğildir. Bırak onu! Önlemekte güç yetiştiremeyeceğimiz bir şey-le bizi karşılaştırma dediler.
Meysere b. Mesruk’un olumlu tavrı ve konuşması peygam-berimizi ümitlendirdi. Yanına yaklaşarak:
-Ey Meysere! Ben muhakkak ki Allah’ın (c.c) kulu ve resu-lüyüm dedikten sonra Ona İslamiyet’i anlattı.
Meysere onu dinledikten sonra:
-Ey kutlu Zat! Vallahi senin şu sözlerinden daha güzeli da-ha nurlusu yoktur. Fakat ne yapayım ki kavmim bana muhale-fet ediyor, onları sözlerimin doğrultusuna getirmeye güç yeti-remiyorum. Kişi ise kavmi ile birlikte hareket etmek zorunda-dır.
Kavmi ona yakın ve yardımcı olursa düşmanları uzak du-rur, yanaşamazlar.
Bunun üzerine Resulallah yanlarından ayrıldı.
Resulallah yanlarından ayrıldıktan sonra Abs kavmi de yurtlarına gitmek üzere konak yerlerinden ayrıldılar.
Yolda giderlerken Meysere onlara:
-Ey kavmim! Vallahi ayağınıza kadar gelen nasibinizi kendi ellerinizle, dillerinizle geri çevirmiş, ret etmiş bulunmaktasınız. Eğer onu develerimize bindirip yurdumuza götürse idik nasibimizi de götürmüş olurduk.
Sizler yolunuzu Fedek’e doğru çeviriniz. Fedek’te ehl-i ki-tap olan Yahudiler oturmaktadır. Şu zatın işini birde onlara soralım dedi.
Abs kabilesi yollarını Fedek’e çevirdiler. Yahudilerin otur-dukları yere vardılar. Onlara peygamberimizi tarif ve tavsif ettiler.
Yahudiler onları güzelce dinledikten, bazı sorular sorduk-tan sonra önlerine bir Kitap çıkarıp koydular. Resulallahın anıldığı yerlere bakıp okudular. Bu kitapta şunları yazıyordu:
O peygamber ümmi bir Arap’tır. Deveye, merkebe biner. Ekmek kırıntılarını yemekle yetinir, fazlasını aramaz. Ne uzun nede kısa boyludur. Ne kıvırcık nede düz saçlıdır. Gözlerinin akında hafif bir kırmızılık vardır. Pembe karıştırılmış ak ten-lidir.
Yahudiler kitaptakileri okuduktan sonra kendilerine pey-gamberimize soran Absilere dönerek:
-Şu size okuduklarımız kitaplarımızda onun hakkında bulduklarımızdır. Muhakkak ki o beklenen ahir zaman pey-gamberidir.
O size dinine davet ettiği zaman siz Ona itaat ediniz. Onun davetini kabul edip dinine giriniz.
Bizler ise Onu kıskanır bu nedenle Ona tabi olmayız. Onun eliyle bize büyük belalar gelecektir. Araplardan da ona tabi olmayan ya da Onunla çarpışmayan hiç kimse kalmayacaktır. Sizler bir an önce ona tabi olanlardan olunuz işte doğru ve isabetli görüş budur dediler.
Meysere Yahudilerin sözlerini dinledikten sora ortaya çı-kıp:
-Ey kavmim! Artık iş apaçık ortadadır. Sizler o Zata tabi olmada acele ediniz dedi.
Bunun üzerine Absiler:
-Önümüzdeki hac mevsiminde yanına gider, Onunla bulu-şur, ona tabi oluruz dediler ve yurtlarına döndüler. Fakat Abs kabilesinin ileri gelenleri arasında görüş ayrılıkları çıktı. Ço-ğunluğu Resulallah aleyhisselama tabi olmaya karşı çıktı. Bu nedenle Abs kabilesinden hiç kimse Resulallah’a tabi olmadı. Aradan yıllar geçti. Mekke’nin fethinden sonra veda haccı sı-rasında Meysere peygamberimizle karşılaştı ve hemen onu tanıdı.
Peygamberimize:
-Ya Resulallah! Sen yıllar önce bir nasip olarak bize gelmiş-tin de biz davetini ret etmiştik. Vallahi o günden beri sana tabi olmayı özlemekten geri durmadım. Fakat ne yapayım ki şanı yüce Allah (c.c) Müslümanlığımı geciktirmemden başkasına razı olmadı. O gün yanımda bulunan ve davetini ret eden kişi-lerden sağ kalan bulunmuyor. Ey Allah’ın peygamberi! Onla-rın girdikleri yer neresidir? Diye sordu.
Peygamberimiz:
-Ey soru soran kişi! Neden bahsettiğini ve neyi sorduğunu anladım. Her kim İslamiyet’ten başka din üzerinde ölmüşse o ateş içindedir buyurdu.
Bunun üzerine Meysere:
-Hamd olsun o Allah’a (c.c) ki beni sayende ateşten kurtardı deyip Müslüman oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


SÜVEYD B. SAMIT


Evs kabilesinin Amr b. Avf oğullarından Süveyd b. Sâmıd hac ve umre için Mekke’ye gelmişti.
Süveyd’e kabilesi içinde cesareti, şiirleri, yaşlılığı soyu ve şerefiyle Kamil ismi verilmişti.
Süveyd b. Samid’ın Mekke’ye geldiğni işiten peygamberi-miz hemen yanına geldi ve ona İslamiyet’i anlattı ve ona imana davet etti.
Süveyd peygamberimizi dinledikten sonra:
-Ey Muhammed! Benim yanımda bulunanın bir benzeri herhalde Senin yanında da var dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Süveyd! Benim yanımda bulunduğu halde senin yanın-da da bulunan o şey nedir? Diye sordu.
Süveyd:
-Ey Muhammed! Benim yanımda içinde Lokman’ın hik-metli sözlerinin bulunduğu bir mecmua, küçük bir kitap bu-lunmaktadır dedi.
Peygamberimiz:
-Sen onu bana okuyup bildir buyurdu.
Süveyd yanında bulunanları peygamberimize okudu. Pey-gamberimiz sonun a kadar dinledikten sonra:
-Ey Süveyd! Şüphesiz ki şu getirdiklerin çok güzel sözler-dir. Benim yanımda bulunan ise Allah’ın (c.c) kalbime indir-diği kelamı olan Kurandır ki O şu söylediklerinden daha gü-zel, ondan daha üstündür. Çünkü o bir hidayet bir nurdur bu-yurdu.
Peygamberimiz ona Kuran-ı Kerim okudu ve imana davet etti.
Kuranın okunması bitince Süveyd peygamberimizin yüzü-ne bakarak:
-Ey Muhammed! Şu dinlediklerim şüphesiz ki çok güzel sözlerdir dedi. Ne İslamiyet’i kabul etti, nede ondan uzaklaştı. Bir şey söylemeden peygamberimizden ayrılıp kavminin ya-nına Yesrib’e (Medine’ye) döndü. Fakat çok geçmeden Buas savaşları sırasında Hazreciler tarafından öldürüldü.
Hicretten sonra yakınında bulunanlar:
-Ya Resulallah! Biz onun Müslüman olduğu halde öldürül-düğünü görmüş bulunmaktayız dediler. Onun iman ettiğini şahadet ettiler.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================


İYAS B. MUAZ (r.anha)

Evs kabilesinin Amr b. Avf oğullarından Süveyd b. Sâmıd hac ve umre için Mekke’ye gelmişti.
Süveyd’e kabilesi içinde cesareti, şiirleri, yaşlılığı soyu ve şerefiyle Kamil ismi verilmişti.
Süveyd b.Samid’ın Mekke’ye geldiğni işiten peygamberi-miz hemen yanına geldi ve ona İslamiyet’i anlattı ve ona imana davet etti.
Süveyd peygamberimizi dinledikten sonra:
-Ey Muhammed! Benim yanımda bulunanın bir benzeri herhalde Senin yanında da var dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Süveyd! Benim yanımda bulunduğu halde senin yanın-da da bulunan o şey nedir? Diye sordu.
Süveyd:
-Ey Muhammed! Benim yanımda içinde Lokman’ın hik-metli sözlerinin bulunduğu bir mecmua, küçük bir kitap bu-lunmaktadır dedi.
Peygamberimiz:
-Sen onu bana okuyup bildir buyurdu.
Süveyd yanında bulunanları peygamberimize okudu. Pey-gamberimiz sonun a kadar dinledikten sonra:
-Ey Süveyd! Şüphesiz ki şu getirdiklerin çok güzel sözler-dir. Benim yanımda bulunan ise Allah’ın (c.c) kalbime indir-diği kelamı olan Kurandır ki O şu söylediklerinden daha gü-zel, ondan daha üstündür. Çünkü o bir hidayet bir nurdur bu-yurdu.
Peygamberimiz ona Kuran-ı Kerim okudu ve imana davet etti.
Kuranın okunması bitince Süveyd peygamberimizin yüzü-ne bakarak:
-Ey Muhammed! Şu dinlediklerim şüphesiz ki çok güzel sözlerdir dedi. Ne İslamiyet’i kabul etti, nede ondan uzaklaştı. Bir şey söylemeden peygamberimizden ayrılıp kavminin ya-nına Yesrib’e (Medine’ye) döndü. Fakat çok geçmeden Buas savaşları sırasında Hazreciler tarafından öldürüldü.
Hicretten sonra yakınında bulunanlar:
-Ya Resulallah! Biz onun Müslüman olduğu halde öldürül-düğünü görmüş bulunmaktayız dediler. Onun iman ettiğini şahadet ettiler.
Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


IYAS B. MUAZ (r.anh)


Peygamberimiz Mekke’de İslamiyet’i yaymak için çabalar-ken Yesrib’te (Medine’de) iki kardeş kabile arasında amansız bir savaş hüküm sürmekteydi. Evs ve Hazreç kabileleri aynı soydan geldikleri halde birbirleriyle amansızca çarpışmakta idiler.
Evsilerin Abdüleşhel oğullarından içlerinde Ebu Hayser Enes b. Rafi ve İyas b. Muaz’ın da bulunduğu bir grup genç Mekke’ye gelmişlerdi. Niyetleri düşmanları olan Hazrecîlere karşı Kureyşîlerle bir ittifak anlaşması yapmak, bunun çarele-rini aramaktı.
Peygamberimiz geldiklerini işitince hemen yanlarına gidip oturdu.
Onlara:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Ben sizlerin Mekke’ye müttefikler bulmak, onlarla anlaşmalar yapmak üzere geldiğinizi işitmiş bulunmaktayım. Sağlamak üzere geldiğiniz şeyden sizin için daha hayırlısı yok mudur? Siz arayıp durduğunuz şeyden da-ha hayırlısına davet olunsanız o davete icabet etmez misiniz? Diye sordu.
Onun bu sözleri Abdüleşhel oğullarının hemen dikkatini çekti. Hemen peygamberimizin etrafında toplanarak:
-Ya Muhammed! Şu söylediğin şey nedir? Diye sordular.
Peygamberimizde:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Ben Allah’ın üzerinize gönderdiği resulüyüm. Allah (c.c) beni hiç bir şeyi eş ve şerik koşmadan ibadet etmeye davet edeyim diye kulları üzerine gönderdi ve bana birde Kitap indirdi buyurduktan sonra onlara İslamiyet’i anlattı, Kuran okudu. Gençler anlatılanlara ve Kuran’a hayran kaldılar.
Henüz pek genç bir yaşta bulunan İyas b. Muaz ortaya atı-larak:
-Ey kavmim! Vallahi bize teklif edilen şu iş sağlamaya gel-diğimizden çok daha hayırlıdır demekten kendini alamadı. Fakat içlerinde sözü dinlenen kişilerinden olan Ebul Hayser Enes b. Rafi yerden bir avuç toprak alıp İyas b. Muaz’ın üzeri-ne attıktan sonra:
-Ey İyas! Sen sus. Bu konuda bizi kendi halimize bırak. Hayatım üzerine yemin ederim ki biz buraya bundan başkası için gelmiş bulunuyoruz. Şu kişinin yaptığı teklif bize gerek-mez deyip İyas’ı azarladı. İyas’ta susmak zorunda kaldı.
Abdüleşhel oğulları Mekke’de umduklarını bulamadan Yesrib’e (Medine’ye) dönmek zorunda kaldılar. Döndüklerin-de iki kardeş kabile arasındaki savaşı daha da kızışmış bir halde buldular. Bu savaşlar sırasında İyas b. Muaz vefat etti. Yanında bulunanlar vefat edinceye, ruhunu teslim edinceye kadar yüce Allah’a tevhit, tekbir, tespih ve hamt edip durdu-ğunu işittiler. Müslüman olarak vefat ettiğini şahadet ettiler bu konuda hiç bir şüpheye düşmediler.
Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================



ES’AD B. ZÜRARE (R.A)

Ebu Ümame Es’ad b. Zürare b. Udes Neccar oğullarından-dır.
Cahiliye döneminde bile gönlü aydınlanmış kşilerinden birisiydi. O putlara tapmaz, Allah’ın bir olduğunu söylerdi. Medine’de iken Hanif din üzerinde olan Ebulheysem Malik b. Teyyihan ile tevhit inancını konuşurlardı.
Es’ad b. Zürare Akabe’de peygamberimizle buluşup İsla-miyet’ten kendilerine teklif edilenleri hemen kabul ve tasdik edip Müslüman olan beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaşları gibi oda Yesrib’e (Medine’ye) dönüp kavminin yanına vardığı zaman peygamberimizi anlatmaya, kavmini İslamiyete davet etmeye koyuldu. Onun ve arkadaşlarınıngayretleri sayesinde Yesrib’teki (Medine’deki) bütün ensar evlerinden içinde peyamberimizin anılmadığı, İslamiyetin açıklanmadığı tek bir ev dahi kalmadı.
Es’ad b. Zürare Medinede yakın arkadaşı Ebulheysem Ma-lik b. Teyyihan ile buluştuğunda ona Müslüman olduğunu açıkladı ve İslamiyet hakkındaki sözlerini anlatıp kendisini İslamiyete davet etmiş Ebulheysem de:
-Ben de seninle birlikte şahadet ederim ki o Resulallahtır diyerek müslüman olmuştu.
Esad b. Zürare birinci ve ikinci Akabe beyatlarında kabile-sinin temsilcisi olrak bulunmuş, ilk defa Medine’de Benî Be-yaza’ların Nakiulhadamat’da bulunan hurma kurutma yerinde Müslümanları bir araya toplayıp namaz kıldıran ve Cuma için toplayan olmuştur.
Hicretten sonra hıçkırık hastalığına tutularak vefat etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================

AVF B. HARİS (R.A)

Avf b. Haris b. Rifaa Malik b. Neccar oğullarındadır. Annesi Benî Mazn b. Neccar oğullarından Fatıma bint-i Amr b. Atıyye’dir.
Avf b.Haris Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaşları gibi o da kavminin yanına döndüğünde pey-gamberimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye ko-yuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde peygamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamıştır.
Avf b.Haris Akabe beyatlarında bulunmuş kardeşleriyle birlikte Bedir savaşına da katılmış Ebu Cehil tarafından şehit edilmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================


RAFİ B. MALİK (R.A.)


Rafi b. Malik b. Aclan Hazrec oğullarındandır. Annesi de Hazrec oğullarından Maviye bint-i Aclan’dır.
Rafi b. Malik cahiliye döneminde Araplar arasında okuma yazma bilenler çok az olduğu halde o okuryazardı. Kendisi iyi yüzme bilir, iyi ok atardı. O kavminin kamillerindendi.
Rafi b. Malik Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaşları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygamberimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde peygamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamıştır.
Rafi b. Malik Akabe beyatlarında bulunmuş Uhud sava-şında şehit olmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


================


KUTBE B. AMİR (R.A)


Kutbe b. Amir b. Hadide Selime oğullarındandır. Annesi Zeyneb bint-i Amr b. Sinan’dır.
Kutbe b. Amir Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaşları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygamberimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde peygamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamıştır.
Kutbe b.Amir Akabe beyatlarında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda peygamberimizin yanında bulundu ve kahramanca savaştı.
Bedir savaşında yüreklerin ağızlara geldiği sıralarda iki saf arasına bir taş atıp; vallahi şu taş kaçmadıkça bende kaçmaya-cağım demiş ve verdiği sözü tutmuştur. Uhud savaşında dokuz yerinden yaralanmış, Mekke’nin fethinde Selime oğullarının sancağını taşımıştır.
Kendisi ashabın sayılı okçularındandı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================

UKBE B. AMİR (R.A)

Ukbe b. Amir b. Nabi Hazrec oğullarındandır. Annesi Se-lime oğullarından Fükeyhe bint-i Seken b. Zeyd’tir.
Ukbe b. Amir Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaşları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygamberimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde peygamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamıştır.
Ukbe b.Amir birinci Akabe beyatında bulunmuş Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşlara peygamberimizle birlikte katılmış, Bedir ve Uhud savaşlarında miğferine yeşil bezden bir alamet bağlayarak dikkati çekmişti.
Ukbe b. Amir Yemame savaşında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================
View tersinim's Resim Albumu tersinim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-26-2010, 07:29   #14 (permalink)
Yeni Kullanıcı
Bilgiler
Üyelik tarihi: Oct 2010
Cinsiyet:
Mesajlar: 64
Seviye: 6 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 0 / 147
Güç: 21 / 698
Deneyim: 89%
İletisim
Lightbulb

CABİR B. ABDULLAH (R.A)


Cabir b. Abdullah b. Riab b. Numan Selime oğullarından-dır. Annesi yine Selime oğullarından Ümmü Cabir bint-i Züheyr’dir.
Cabir b. Abdullah Akabe’de peygamberimiz ile buluşup Onu ve getirdiklerine tasdik ve iman eden beş kişinin içinde idi. Diğer arkadaşları gibi o da kavminin yanına döndüğünde peygamberimizi anlatmaya onlara İslamiyet’e davet etmeye koyuldu.
Onun ve arkadaşlarının sayesinde ensar evlerinden içinde peygamberimizin anılmadığı, İslamiyet’in açıklanmadığı ev kalmamıştır.
Cabir b. Abdullah Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara peygamberimizle birlikte katılmıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


================


ZEKVAN B. ABD. KAYS (R.A)


Zekvan b. Abd. Kays Hazrec oğullarındandır. Ensarın ön-cülerinden olan beş sahabi Medine’ye gelip İslam’ı ve pey-gamberimizi anlatmaya başlamışlardı. Zekvan b. Abd Kays bundan çok etkilendi. Hemen Mekke’ye doğru yola çıktı. Mekke’de peygamberimizle buluştu. Peygamberimiz ona İs-lamiyet’i arz ve teklif etti, Kuran okudu. O da hemen Müslü-man oldu.
Zekvan b.Abd. Kays Akabe beyatlarının hepsinde bulun-du. Bedir, Uhud savaşlarına katıldı. Uhud savaşında Ebul Ha-kem b. Ahnes b. Şerik tarafından şehit edildi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================


MUAZ B. HARİS EL ENSARÎ (r.a)


Muaz b. Haris el Ensarî Malik b. Neccar oğullarındandır. Annesi yine Malik b.Neccar oğullarından Afra bint-i Ubeyd b. Salebe’dir. Peygamberimizle Mekkede buluşup iman eden altı ensardan birisi olan Avf b. Harisin anne ayrı, baba bir karde-şidir.
Muaz b. Haris annesi Afra’ya nisbet edilir Muaz b. Afra diye anılırdı.
Muaz b.Haris birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulun-du. Hicretten sonra peygambermiz onu Mamer b. Haris ile kardeş yaptı. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara katıldı. Bedir’de Ebu Cehil’i öldüren iki müslümandan birisi olmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===============


UBÂDE B. SÂMİT EL ENSARÎ (r.a)


Ubâde b. Sâmit b. Kays Avf b. Hazrec oğullarındandır. Annesi yine Avf b. Hazrec oğullarından Kurretülayn Bint-i Ubâde b. Nadle’dir.
Ubâde b. Sâmit birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bu-lundu. İkinci bey’atta on iki kabile temsilcisinden birisi idi. Bedir Uhud Hendek ve diğer bütün savaşlarda peygamberi-mizle birlikte katılmıştır.
Peygamberimiz zamanında Kuran-ı Kerim’i tamamiyle ez-berleyen beş sahabiden birisi idi. Ashab-ı suffa öğrencilerne Kuran öğretirdi.
Kendisi uzun boylu, iri yapılı, güzel ve heybetli bir Zat idi.
Hicretin otuz dördüncü yılında Remle’de vefat etti.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=============

YEZİD B. SÂ’LEBE EL ENSARÎ (R.A)


Yezid b. Sâ’lebe b. Hazma birnci ve iknci Akabe beyatlarında bulundu ve Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================

ABBAS B. UBÂDE EL ENSARÎ (R.A)


Abbas b. Ubade b. Nadle Avf b. Hazrec oğullarındandır.
Birinc ve ikinciAkabe beyatlarında bulunmuştur. Hicretten sonra peygamberimiz onu Osman b. Maz’un ile kardeş yaptı. Katıldığı Uhud savaşında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================



EBULHEYSEM MALİK B. TEYYİHAN EL ENSARİ (R.A)


Ebulheysem Malik b. Teyyihan Malik b. Evs oğullarından-dır. Annesi yine Malik b. Evs oğullarından Leyla bint-i Atik’tir.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan cahiliye döneminde bile putlara tapmaz, putlardan nefret ederdi. Putlar ona çok büyük bir sıkıntı vermekteydi. Bu nedenle mümkün olduğunca put-lardan uzak dururdu.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan ve Es’ad b. Zürare Allah’ın (c.c) bir olduğunu putların hiç bir zaman ilah olamayacağını söylerlerdi.
Mekke’de peygamberimizle buluşup iman eden ilk altı ensardan birisi olan Es’ad b. Zürare Medine’ye döndüğünde ona peygamberimizden bahsetmiş, Müslüman olduğunu bil-dirmiş, kendisini imana davet etmişti.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan hiç düşünmeden ve tered-düt etmeden:
-Ben de seninle birlikte şahadet ederim ki O resulallahtır deyip Müslüman oldu.
Ebulheysem Malik b. Teyyihan birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara peygamberimizle birlikte katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================

UVEYM B. SÂİDE EL ENSARİ (R.A)

Uveym b. Sâide b. Âiş Malik b. Evs oğullarındandır. An-nesi Amr b. Avf oğullarından Amire bint-i Salim’dir.
Uveym b. Sâide birinci ve ikinci Akabe bey’atlarında bu-lundu. Bedir Uhud Hendek ve bütn diğer savaşlara katıldı.
Peygambermiz onun hakkında:
-Uveym b. Sâide Allah’ın kullrından ve cennet halkının er kişilerinden ne güzel bir kuldur buyurmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================



ÜSEYD B. HUDAYR EL ENSARİ (R.A)

Üseyd b. Hudayr b. Simâk Malik b. Evs oğullarındandır. Annesi Abdüleşhel oğullarından Ümmü Üseyd bint-i Se-ken’dir.
Üseyd b. Hudayr cahiliye ve İslamiyet devrinde babasından sonra kavminin seyidi, en akıllı ve en iyi görüş sahiplerinden birisiydi.
Araplar içinde yazı yazmayı pek az kişi bilirken o yazı ya-zabilirdi. Aynı zamanda iyi yüzme bilir, iyi ok atardı.
Cahiliye döneminde kendilerinde bu hasletler bulunan kişilere kamil denilirdi. Bütün bu hasletlerin hepside Üseyd b. Hudayr’da toplanmıştı.
Es’ad b. Zürare bir gün Mus’ab b. Umeyr’i yanına alarak Abdüleşhel ve Zafer oğullarının evlerine doğru götürdü.
Es’ad b. Zürare Abdüleşhel oğullarının ileri gelenlerinden biri olan Sad b. Muaz’ın halasının oğlu idi.
Es’ad b. Zürare yanında Mus’ab b. Umeyr olduğu halde Zafer b Kâ’b oğullarının bostanlarından birine girdiler. Burada Merak diye anılan bir kuyunun başına oturdular. Onların oraya gelip oturduğunu gören Müslümanlardan bazıları da yanlarına geldiler.
Sa’d b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişileri oldukları halde kavimlerinin dininde, müşrik idiler.
Bunlar Müslümanların Merak kuyusunun başında toplan-dıklarını işitince Sa’d b. Muaz, Üseyd b. Hudayr’a:
-Ey Üseyd! Sen işini iyi bilen kimsenin yardımına muhtaç olmayan bir adamsın. Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahallemize gelmiş olan şu adamların yanına git de kendile-rini azarla ve mahallemize gelmekten men et.
Bilirsin ki Es’ad b. Zürare benim akrabam olmasaydı bu işi kendim yapmaya yeterdim. O halamın oğlu olduğu için üzeri-ne varmaya yol bulamadım dedi.
Üseyd b. Hudayr:
-Olur! Ben şu dediğin işi yapayım deyip kısa mızrağını al-dıktan sonra Müslümanların bulunduğu yere doğru ilerledi.
Es’ad b. Zürare onun geldiğini görünce Mus’ab b. Umeyr’e:
-Şu yanımıza gelen Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişisidir dedi.
Musab b. Umeyr:
-Eğer yanımıza gelip oturursa onunla konuşurum dedi.
Üseyd b. Hudayr sövüp sayarak kızgınlıkla gelip tepelerine dikildikten sonra:
-Ey kişiler! Sizi bize doğru getiren şey nedir? Sizler atala-rımızın dinini terk etmiş, bir başka dine girmiş kişilersiniz. Sizler zayıflarımızın inançlarına mı değiştireceksiniz? Diye bağırdı.
Sonra Es’ad b. Zürare’ye dönerek:
-Ey Es’ad! Sen şu yabacı kovulmuş adamı zayıflarımızın inançlarını batıl ile bozmak ve onları batıla davet için mi ge-tirdin?
Senin ve arkadaşının bundan sonra çevremizde bir şey yaptığnı görmeyeceğim. Eğer hayatınız size gerekli ise hemen yanımızdan ayrılınız ve bir daha da gelmeyiniz dedi
Mus’ab b. Umeyr söze karışarak:
-Ey kavminin seyidi ve ulu kişisi! Yanıma biraz oturup söy-leyecekleri dinlesen, beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı? Diye sordu.
Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi sen yerinde bir söz söyledin. Nihayet ben iyiyle kötüyü, güzelle çirkini yerinde ayırabilen bir kişiyim. Şu de-diklerinden sonra seni dinlememek zulüm ve akılsızlık olur dedi ve mızrağını yere saplayıp, onlarla oturdu.
Mus’ab b. Ümeyr İslamiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kuran-ı Kerim okudu. Dinledikçe Üseyd b. Hudayr’ın yü-zünde bazı değişmeler oldu. Alnında imanın nuru parlamaya başladı.
Musab b. Ümeyr okumasını bitirince Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi ben bunun kadar güzel bir söz işitmedim. Bu ne kadar güzel, ne kadar yüce bir söz. Sanki gökleri aşmış sema-lara ulaşmış gibi. Bu söz muhakkak ki insan sözü değildir. Bu söz Allah sözüdür. Bu söz Tanrı katından gelmektedir. Siz şu dininize girmek için ne yaparsınız? Diye sordu.
Esad b. Zürare ile Musab b. Ümeyr:
-Biz şu dinimize girmek için önce gusl ederiz. Sonrada alt ve üst elbiselerimizi değiştiririz. İyice temizlendikten sonra hak şahadetle şahadet getiririz. Sonra da namaz kılarız. Eğer dinimize girmek istiyorsan şu dediklerimizi yap dediler.
Üseyd b. Hudayr kalkıp gusletti. Elbiselerini temizledi. Hak şahadetle şahadet getirip Müslüman oldu. Sonrada iki rekât namaz kıldı. Sonra:
-Ey mümin kardeşlerim! Gerimde öyle bir adam varki o size tabi olursa kavmniden hiç kimse Ona muhalefet etmez ondan geri kalmaz. O Müslüman olursa hepside Müslüman olur. O Sa’d b. Muaz’dır. Ben şimdi onu size gönderirim dedi. Yere saplı mızrağını alıp kavminin ve Sa’d b. Muaz’ın yanına vardı. Onları bir araya toplanmış, kendisini beklerlerken buldu.
Üseyd b. Hudayr Sa’d b. Muaz’ın da müslüman olmasına vesile olmuştur.
Üseyd b. Hudayr ikinci Akabe bey’atında kabilesinin tem-silcisi idi.
Üseyd b. Hudayr Uhud, Hendek ve diğer savalara peygam-berimizle birlikte katılmıştır. Uhud savaşında Müslümanlar bozguna uğradığı zaman o yerinde sebat etmiş, yedi yerinden yaralanmıştır.
Kendisi Kuran’ı en güzel okuyanlardan birisi idi.
Karanlık ve ürküntülü bir gecede yanında Abbad b. Bişr olduğu halde peygamberimizin yanından evlerine dönerken onlardan birisinin asasının ucu ışıklanmış, bu ışığın aydınlı-ğında yürümüşler, evlerine sağ selamet kavuşmuşlardı.
Üseyd b. Hudayr hicretn yirminci yılında Medinede vefat etti. Cenaze namazını Hz. Ömer kıldırdı. Cenazesini bizzat taşıdı.
Ensardan üç zat vardı ki fazilet yönünden ensar içinde hiç kmse onlardan üstün sayılmazdı. Bunların üçü de Abdüşeşhel oğullarından olup:
Sad b. Muaz
Üseyd b. Hudayr
Abbad b. Bişr’dir denilirdi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


SA’D B. MUAZ EL ENSARİ (R.A)


Sa’d b. Muaz b. Numan Evsîlerin Abdüleşhel oğulların-dandır.
Annesi Kebşe bint-i Rafi b. Muaviye’dir.
Es’ad b. Zürare bir gün Mus’ab b. Umeyr’i yanına alarak Abdüleşhel ve Zafer oğullarının evlerine doğru götürdü.
Es’ad b. Zürare Abdüleşhel oğullarının ileri gelenlerinden biri olan Sad b. Muaz’ın halasının oğlu idi.
Es’ad b. Zürare yanında Mus’ab b. Umeyr olduğu halde Zafer b Kâ’b oğullarının bostanlarından birine girdiler. Burada Merak diye anılan bir kuyunun başına oturdular. Onların oraya gelip oturduğunu gören Müslümanlardan bazıları da yanlarına geldiler.
Sa’d b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişileri oldukları halde kavimlerinin dininde, müşrik idiler.
Bunlar Müslümanların Merak kuyusunun başında toplan-dıklarını işitince Sa’d b. Muaz, Üseyd b. Hudayr’a:
-Ey Üseyd! Sen işini iyi bilen kimsenin yardımına muhtaç olmayan bir adamsın. Zayıflarımızın inançlarını bozmak için mahallemize gelmiş olan şu adamların yanına git de kendile-rini azarla ve mahallemize gelmekten men et.
Bilirsin ki Es’ad b. Zürare benim akrabam olmasaydı bu işi kendim yapmaya yeterdim. O halamın oğlu olduğu için üzeri-ne varmaya yol bulamadım dedi.
Üseyd b. Hudayr:
-Olur! Ben şu dediğin işi yapayım deyip kısa mızrağını al-dıktan sonra Müslümanların bulunduğu yere doğru ilerledi.
Es’ad b. Zürare onun geldiğini görünce Mus’ab b. Umeyr’e:
-Şu yanımıza gelen Abdüleşhel oğullarının seyidi ve ulu kişisidir dedi.
Musab b. Umeyr:
-Eğer yanımıza gelip oturursa onunla konuşurum dedi.
Üseyd b. Hudayr sövüp sayarak kızgınlıkla gelip tepelerine dikildikten sonra:
-Ey kişiler! Sizi bize doğru getiren şey nedir? Sizler atala-rımızın dinini terk etmiş, bir başka dine girmiş kişilersiniz. Sizler zayıflarımızın inançlarına mı değiştireceksiniz? Diye bağırdı.
Sonra Es’ad b. Zürare’ye dönerek:
-Ey Es’ad! Sen şu yabacı kovulmuş adamı zayıflarımızın inançlarını batıl ile bozmak ve onları batıla davet için mi ge-tirdin?
Senin ve arkadaşının bundan sonra çevremizde bir şey yaptığnı görmeyeceğim. Eğer hayatınız size gerekli ise hemen yanımızdan ayrılınız ve bir daha da gelmeyiniz dedi
Mus’ab b. Umeyr söze karışarak:
-Ey kavminin seyidi ve ulu kişisi! Yanıma biraz oturup söy-leyecekleri dinlesen, beğenirsen kabul etsen, beğenmezsen, hoşuna gitmezse dinlemekten yüz çevirsen olmaz mı? Diye sordu.
Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi sen yerinde bir söz söyledin. Nihayet ben iyiyle kötüyü, güzelle çirkini yerinde ayırabilen bir kişiyim. Şu de-diklerinden sonra seni dinlememek zulüm ve akılsızlık olur dedi ve mızrağını yere saplayıp, onlarla oturdu.
Mus’ab b. Ümeyr İslamiyet üzerine bir konuşma yaptı ve ona Kuran-ı Kerim okudu. Dinledikçe Üseyd b. Hudayr’ın yü-zünde bazı değişmeler oldu. Alnında imanın nuru parlamaya başladı.
Musab b. Ümeyr okumasını bitirince Üseyd b. Hudayr:
-Vallahi ben bunun kadar güzel bir söz işitmedim. Bu ne kadar güzel, ne kadar yüce bir söz. Sanki gökleri aşmış sema-lara ulaşmış gibi. Bu söz muhakkak ki insan sözü değildir. Bu söz Allah sözüdür. Bu söz Tanrı katından gelmektedir. Siz şu dininize girmek için ne yaparsınız? Diye sordu.
Esad b. Zürare ile Musab b. Ümeyr:
-Biz şu dinimize girmek için önce gusl ederiz. Sonrada alt ve üst elbiselerimizi değiştiririz. İyice temizlendikten sonra hak şahadetle şahadet getiririz. Sonra da namaz kılarız. Eğer dinimize girmek istiyorsan şu dediklerimizi yap dediler.
Üseyd b. Hudayr kalkıp gusletti. Elbiselerini temizledi. Hak şahadetle şahadet getirip Müslüman oldu. Sonrada iki rekât namaz kıldı. Sonra:
-Ey mümin kardeşlerim! Gerimde öyle bir adam varki o size tabi olursa kavmniden hiç kimse Ona muhalefet etmez ondan geri kalmaz. O Müslüman olursa hepside Müslüman olur. O Sa’d b. Muaz’dır. Ben şimdi onu size gönderirim dedi. Yere saplı mızrağını alıp kavminin ve Sa’d b. Muaz’ın yanına vardı. Onları bir araya toplanmış, kendisini beklerlerken buldu.
Üseyd b. Hudayr karşıdan görününce Ona dikkatle bakan Sa’d b. Muaz:
-Ey kavmim Allah’a yemin ederim ki Üseyd yanınızdan gidişinden başka bir yüzle yanınıza gelmektedir demekten kendini alamadı.
Üseyd b. Hudayr toplantı yerine gelince Ona:
-Ey Üseyd! Ne yaptın? Diye sordular.
Üseyd b. Hudayr:
-Ben o iki adamla konuştum. Vallahi ben onlarda da, söy-lediklerinde de bir sakınca görmedim. Bununla bereaber ken-dilerini orada oturmaktan, zayıflarımızın inançlarını bozmak-tan nehy ve men ettim. Onlar da, biz senin istediğini yaparız, buradan kalkar gideriz dediler.
Bana haber verildiğine göre Harise oğulları Es’ad b. Zürare’yi halanın oğlu olduğunu bildikeri halde sana verdik-leri sözü bozup, hakaret için öldüreceklermiş dedi. Sa’d b.Muaz’ın kabile gayretini tahrik edip harekete geçirdi.
Sad b.Muaz Harise oğullarının halasının oğlunu öldürecek-leri haberini duyunca silkinip yerinden fırladı. Kızgın ve en-dişeli bir halde:
-Ey Üseyd! Vallah sende ben tatmin edecek bir şey görme-dim. Sen bana gam, keder ve kızgınlıktan başka bir şey getir-memişsin dedi. Sonra elinde mızrağı olduğu halde Esad b. Zürare ve Musab b. Ümeyr’in bulunduğu yere doğru ilerledi.
O gelirken Esad b. Zürare:
-Vallahi şu gelen Sa’d b. Muaz’dır. O kavminin seyidi ve ulu kişisidir. Kendisi sana tabi olursa onlardan iki kişi bile şu din işinde sana muhalefet etmez.
Vallahi Sa’d b. Muaz’ın alnı kızgınlık, gam ve kederle kırı-şıp, kararmıştır ama imanın nuru yüzünde parlamaktadır dedi.
Sa’d b. Muaz onları kendisine bakıp gülümser, gayet sakin bir halde beklediklerini görünce:
-Vallahi Üseyd beni şu kişilerin kendisine söylediklerini dinlemem için buraya göndermiştir. Başka şey için değil diye düşünmekten kendini alamadı. Bu düşünce kızgınlığını daha da artırdı. Sövüp sayarak karşılarına dikildi.
Es’ad b. Zürare’ye:
-Ey Ebu Ümame! Ey halamın oğlu! Vallahi seninle aramızda akrabalık bağları olmasyadı şu yanında oturan adamı elimden kimse kurtaramazdı. Hoşlanmadığımız, istemediğimiz bir şey evlerimizin içine mi sokacaksınız? Sen şu yabancı, kovulmuş adamı evlermize zayıflarımızın inançlrını batıl şeylerle bozması ve onları ona davet etmesi için mi getirdin? Bundan sonra bir daha sizi çevremizde bir şey yaparken görmeyeyim diyerek çıkıştı.
Mus’ab b. Ümeyr gayet sakin:
-Ey kavminin ulusu ve sözü dinlenen kişisi! Sen iyiyle kö-tüyü, güzelle çirkin ayıracak bir durumdasın. Sen bizi buradan çıkrmadan önce biraz oturup söyleyeceklerimi dinlesen, beğe-nirsen kabul etsen; beğenmezsen, hoşuna gitmezse dinlemek-ten yüz çevirsen olmaz mı? Dedi.
Sa’d b.Muaz:
-Ey yabancı! Vallahi yerinde bir söz söyledin. Nihayet ben iyiyle kötüyü, güzelle çirkini yerinde ayırabilen bir kişiyim. Şu dediklerinden sonra seni dinlememek zulüm ve akılsızlık olur dedi ve mızrağını yere saplayıp, yanlarına oturdu.
Musasb b.Ümeyr ona İslamiyeti anlattı Kuran-ı Kerim okudu. Zuhruf suresi okunurken Sa’d b. Muaz’ın yüzü değiş-meye başladı. Şanı yüce Allah bu surenin ayetlerinde şöyle buyuruyordu.
“-Ha Mim! Hidayet yolunu apaçık gösteren şu Kitaba yemin ederim ki gerçekten biz Onu anlamını anlayasınız diye Arapça bir Kuran yaptık.
Şğphesiz ki Kuran nezdimizdeki Ana Kitabda yazılı ve sa-bit çok yüce, çok hikmetli bir kitaptır.
Siz haddi aşan bir kavimsiniz diye Kuran’ı indirmeden sizden uzaklaştıralım mı? Sizi o Nurdan mahrum mu edelim?
Halbuki biz sizden önceki ümmetler içinde nice peygam-berler göndermiştik.
O ümmetlerde kendilerine gönderilen peygamberlerle alay etmişlerdi.
Biz kuvvetçe çok daha çetin olan ümmetleri yok ettik.
Öncekilerin misalleri nice ayetlerimizde geçmektedir.
Artık akıllanmaz mısınız?” (Zuhruf 1-8)
Mus’ab b. Ümeyr Kuran okudukça Sa’d b. Muaz’ın yüzün-deki ifade değişti, imanın nuru yüzüne gelip oturdu.
Kuran’ın okunması bitince Sa’d b. Muaz:
-Vallahi ben şimdiye kadar hiç bilmediğim, hiç duymadı-ğım bir şeyi dinlemiş bulunuyorum. Vallahi bu sözler insan gırtlağından çıkmış değildir. Göklerin üzerinden semaların en yücelerinden gelmiş gibidir dedikten sonra:
-Siz Müslüman olduğunuz, bu dine girdiğiniz zaman ne yaparsınız? Diye sordu.
Es’ad b. Zürare ile Mus’ab b. Ümeyr!
-Ey Sa’d! Bu dine grmek istediğin zaman önce gusl eder, temizlenirsin. Alt üstlü elbiseni temizlersin. Hak şahadetle şahadet getirdikten sonra şki rekât namaz kılarsın dediler.
Sad b.Muaz kalkıp gusl etti. Altlı üstlü elbiselerini temiz-ledi Hak şahadetle şahadet getirdikten sonra iki rekat namaz kıldı. Sonra mızrağını eline aldı. Yanında Üzeyd b. Hudayr’da olduğu halde kavmine doğru gitti.
Kavmi onu gelirken görünce:
-Allah’a (c.c) yemin ederiz ki Sa’d yanınızdan ayrıldığı geri dönmemektedir. Onun gelişi gidişinden başka bir yüz iledir dediler.
Sa’d b. Muaz yanlarına varıp durdu. Sonra da:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Benim aranızdaki işimi, gidişimi nasıl bilirsiniz? Diye sordu.
Abdüleşhel oğullarıda:
-Ey Sa’d! Sen bizim seyidimiz, ulu kişimiz, görüşçe en üs-tünümüz, yönetici olarakta en uğurlu olanızmızsın. Biz senden şimdiye kadar hep hayır gördük, hiç şer görmedik dediler.
Bunun üzerine Sa’d b. Muaz:
-Ey Abdüleşhel oğulları! Bilinizki sizler Allah ve Resulüne iman edinceye kadar sizin erkek ve kadınlarınızla konuşmak bana haramdır. Sizler iman edinceye kadar ben sizden değilim dedi.
O gün akama kadar Abdüleşhel oğullarından iman etme-yen tek kişi dahi kalmadı. Abdüleşhel oğullarının evi erkekleri ve kadınlarının topluca Müslüman oldukları ilk ensar evi oldu.
Sa’d b. Muaz Mus’ab b. Ümeyr ile Es’ad b. Zürare’yi kendi evine götürdü. İslamı yaymaya devam ettirdi. Bunun için elin-den geleni yaptı.
Bedir savaşının öncesinde peygambermiz müşriklerle sa-vaşma konusunda ensarın görüşlerini öğrenmek istediği za-man Sad b. Muaz:
-Ya Resulallah! Zannederim ki bizi murat etmektesiniz diye sormuş;
Peygamberimizde:
-Evet buyurunca Sa’d b Muaz:
Ya Resulallah! Biz Sana inandık. Allah’a iman ile Seni ve getirdiklerni tasdik ettik. Bu tasdikimiz Allah’tan bize getirdiği şeylerin hak ve gerçek olduğuna şahadet iledir. Dinlemek ve itaat etmek üzere Sana ve Allaha kesin sözler verdik.
Ya Resulallah! Sen nasıl istiyorsan öyle yap. Her ne olursa olsun biz seninle brlikteyiz. Seni hak dinle peygamber gönde-ren Allah’a ant olsun ki sen bize şu denizi gösterir, ona dalar-san bizde muhakkak senininle birlikte dalarız. Bizden tek kişi dahi geri kalmaz. Biz senin yarın bizi düşmanımızla karşılaş-tırmandan da hoşnutsuzluk göstermeyiz.
Savaşta direnmek güçlüklere göğüs germek karşılaşmalar-da sadakat gösterme bizim şiarımızdır.
Umulur ki Allah senin gözünü bizimle aydın eder, seni sevindirir. Sen bizi Allah’ın (c.c) bereketiyle hareket ettir de-miş, bu sözleriyle peygamberimizi sevindirmişti.
Ensardan üç zat vardı ki fazilet yönünden ensar içinde hiç kmse onlardan üstün sayılmazdı. Bunların üçü de Abdüşeşhel oğullarından olup:
Sad b. Muaz
Üseyd b. Hudayr
Abbadb. Bişr’dir denilirdi.
Sa’d b. Muaz Bedir savaşında Evsîlerin bayrağını taşıdı. Uhud savaşına katıldı. Müslümanlar bozguna uğradıkları za-man yerinde sebat edip savaş meydanından ayrılmadı.
Katıldığı Hendek savaşında kolundan ağır bir şekilde okla yaralandı. Hakem sıfatıyla Benî Kurayza Yahudileri hakkında karar verdi.
Mescid-i Nebevî’de kurulan çadırda tedavi olurken yarası deşildi. Bu nedenle şehiden vefat ettiğinde henüz otuz yedi yaşındaydı.
Sad b.Muaz’ın cesedi peygamberimizin huzurunda önce su ile, sonra su ve sidr ile, daha sonra da su ve kâfur ile yıkandı. Üç parça kefene sarıldı. Peygamberimiz cenazesinin önünde yürüdü. Cenaze namazını kıldırdı. Defnedilmek üzre Baki mezarlığına götürüldü.
Kabre konulunca peygaberimiz üç kere tesbih etti. Pey-gamberimizin ardından hazır olan Müslümanlar da üç kere tesbih ettiler. Tesbih sesinden baki kabristanı sarsıldı.
Peygamberimiz üç kere tekbir getirdi. Hazır olan Müslü-manlarda üç kere tekbir getirdiler. Baki kabristanı tekbir se-siyle tekrar sarsıldı.
Kabir kazılırken içinden misk kokuları gelmeye başladı. Çıkan toprakta misk kokuyordu.
Sad b. Muaz uzun boylu ak tenli güzel yüzlü büyük gözlü güzel sakallı bir zat-ı muhterem idi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


============
SELEME B. SELÂME EL ENSARİ (R.A)

Seleme b. Selâme b. Vakş Abdüleşhel oğullarındandır. Annesi Selma bint-i Seleme’dir.
Selemeb. Selâme ikinci Akabe bey’atında bulundu. Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda peygamberimizle birlikte katıldı.
Hicretin kırk beşinci yılında yetmiş yaşında olduğu halde Medine’de vefat etti.


Allah (c.c) ondan razı olsun


=====================


ZÜHEYR B. RAFİ’ EL ENSARİ (R.A)



Züheyr b. Rafi’ Adiyy b. Zeyd Malik b. Evs oğullarından-dır.
Züheyr b. Rafi’ ikinci Akabe bey’atında bulundu. Uhud ve ondan sonraki bütün savaşlara peygamberimizle birlikte ka-tıldı.


Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================



EBU BÜRDE HANİ B. NİYAR EL ENSARİ (R.A)


Ebu Bürde Hani b. Niyar soy olarak Kudâalardandır. Ensardan Berâ b. Azib’in dayısıdır.
Ebu Bürde b.Niyar ikinci Akabe beyatnda bulundu. Bedir Uhud ve diğer savaşlarda peygamberimizle birlikte katıldı. Mekke’nin fethinde Benî Harise’lerin bayraktarlığını yaptı. Ashabın sayılı okçularından birisiydi.
Muaviye b. Ebi Süfyan’ın halifeliği döneminde vefat etmiş-tir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===================



NÜHEYR B. HEYSEM EL ENSARİ (R.A)

Nüheyr b. Heysem Malik b. Evs oğullarındandır.
İkinci Akabe bey’atında bulunmuştur.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===================


EBU ABDULLAH SA’D B. HAYSEME EL ENSARİ (R.A)

Ebu Abdullah Sa’d b. Hayseme Malik b. Evs oğullarından-dır. Annesi yine Malik b. Evs oğullarından Hind bint-i Evs b. Adiyy’dir.
Künyesi Ebu Abdullah olup Sa’dül’hayr diye anılırdı.
Sad b. Hayseme ikinci Akabe bey’atında bulundu. Seçilen on iki kabile temsilcisinden birisiydi. Hicretten sonra pey-gamberimiz onu halasının oğlu Ebu Seleme b. Abdülesed ile kardeş yaptı.
Bedir savaşına hem kendisi hem de babası birlikte gitmek istedi ise de peygamberimiz birisinin gitmesini tavsiye bu-yurmuştu.
Bunun üzerine Hayseme oğlu Sa’d’e:
-Resulllah ikimizden birisinin gitmesini tavsiye ve emir buyurmuştur. Bu durumda sen beni kendine tercih et de gaza-ya ben çıkayım. Sen geri kal da kadınların yanında bulun de-di.
Fakat Sa’d kabul etmedi.
-Ey baba! Başka bir şey olsaydı sen kendime tercih eder-dim. Fakat sonuçta cennet olunca ben kendimi kimseye tercih etmem. Ben bu seferimde şehitlik umuyorum deyip kadınların yanında kalmayı yanaşmadı. Bunun üzerine kura çektiler. Ku-ra Sa’de çıktı. Oda peygamberimizle birlikte Bedir savaşına katıldı ve orada şehit oldu.
Allah (c.c) ondan razı olsun.


=================

RİFÂA B. ABDÜLMÜNZİR EL ENSARİ (R.A)

Rifâa b. Abdülmünzir b. Zenber Malik b. Evs oğulların-dandır. Annesi Nesibe bint-i Zeyd’tir.
Rifâa bin Abdülmünzir ikinci Akabe bey’atında on iki ka-bile temsilcisinden birisi olarak hazır bulunmuş Behir, Uhud savaşlarına katılmış, Uhud savaşında şehit olmuştur.
İçlerinde Hz. Ömer’inde bulunduğu pek çok muhacire ev sahipliği yapmıştı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=====================


ABDULLAH B. CÜBEYR EL ENSARİ (R.A)

Abdullah b. Cübeyr b Numan Malik b Evs oğullarındandır. Annesi Abdullah b Gatafan oğullarından bir kadındır.
Abdullah b. Cübeyr ikinci Akabe bey’atında hazır bulun-muş, Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır. Uhud savaşında peygamberimiz onu Kanat dağında elli okçunun başına ku-mandan olarak tayin buyurmuştu.
Abdullah b. Cübeyr emrindeki okçuların bozguna uğrayan düşmandan ganimet toplamak için dağılmalarına bütün çaba-larına rağmen engel olamamış, kalan on kişinin başında düş-man süvari birliğine karşı koymuş; okla, mızrakla çarpışa, çar-pışa şehit düşmüş cesedi düşman tarafından kesilip biçilerek kendisinden hınç alınmak istenmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.



===============


MA’N B. ADİYY (R.A)


Ma’n b. Adiyy b. Cedd Kudâalardandır. İkinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Hicretten sonra peygamberimiz onu Zeyd b. Hattab ile kardeş yaptı.
Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savalarda peygambe-rimizle birlikte katıldı. Hz. Ebu Bekir’in halifeliği döneminde yapılan Yemâme savaşında şehit oldu.
Can verirken:
-Vallahi ben Resulallahtan önce ölmeyi, kendisini sağ iken tasdik ettiğim gibi ölürken de tasdik etmeyi ne kadar arzu ederdim demiştir.
İslamiyet’ten önce Araplar arasında okuma yazma bilenler çok az olduğu halde Ma’n b. Adiyy okuma yazma bilirdi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================


EBU EYYÜP EL ENSARİ HALİD B. ZEYD EL ENSARİ (R.A)


Ebu Eyüp el Ensari Halid b. Zeyd b. Küleyb, Malik b. Neccar oğullarındandır. Annesi Belharis b. Hazrec oğulların-dan Zehra bint-i Sa’d b. Kays’tır.
Ebu Eyüp Halid b. Zeyd ikinci Akabe bey’atında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlara peygamberimi-zin yanında katıldı.
Hicretten sonra peygamberimiz yedi ay boyunca onun evinde oturdu. Peygamberimiz onu Mus’ab b. Ümeyr ile kar-deş yaptı.
Ebu Eyüp el Ensari Yezid b. Muaviye’nin kumandası altın-da İslam ordusu ile İstanbul’a kadar gitti. Orada hastalandı ve gün güne hastalığı ağırlaştı.
Yezid b. Muaviye ziyaretine gelip kendisine:
-Ey Ebu Eyüp! Bir dileğin var mı? Bana bir vasiyette bulun dedi.
Ebu Eyüp:
-Ey Muaviye’nin oğlu! Evet senden bir isteğim, bir dileğim, sana bir vasiyetim vardır. Fakat bu dileğim bu dünya ile ilgili değildir. Artık bu dünya mallarından malların bana gereği yoktur.
Öldüğüm zaman beni yıkayıp kefenleyiniz. Asker halkada benden selam söyleyiniz. Allah şerik koşmaksızın ölen kişiyi Allah muhakkak cennetlerinden bir cennete koyar buyurdu-ğunu Resulallahtan işittiğimi onlara haber ver.
İşte senden dileğim:
Cesedimi Rum toprakları içinde elden geldiği kadar uzak-lara götürsünler. Cenazemi düşman toprağı içinde gücün yet-tiği giriş yapabildiği yere kadar taşı ve daha ilerisine götürmek mümkün olmadığı anda da beni bulunduğun yere göm ve dön. Çünkü Allah’a hiç bir şeyi şerik koşmaksızın ölen kişi cennete girer, Kostantiniyye şehri surlarının dibine Salih bir kişi gömülecektir buyurduğunu Resullahtan işittim. O kişinin ben olacağımı umarım dedi.
Ebu Eyüp El Ensarî hicretin ellinci yılında vefat etti. Müs-lümanlar Yezid b. Muaviye’nin emriyle yıkayıp kefenlediler, cenaze namazını kıldılar. Askerler onu vasiyeti uyarınca ya-pılmasını istediği şeyleri yaptılar. Tabutu ortalarına alıp çarpı-şa, çarpışa ileriye doğru götürmeye çalıştılar.
Rum kayseri İslam askerleri tarafından bir tabutun taşındı-ğını onun etrafında çarpışıldığını görünce bunun nedenni Yezid’e sordu.
Yezid’te:
-Tabutunu taşıdığımız kişi peygamberimizin ashabından-dır. Cenazesini ülken içinde mümkün olduğu kadar uzaklara götürülüp gömülmesini vasiyet etmiştir. Bizde onun bu vasi-yetini yerine getirmek için savaşmaktayız. Ya onun vasiyetini yerine getireceğiz ya da Allah (c.c) yolunda canlarımızı feda edeceğiz dedi.
Kayser gelen bu yanıta şaşırarak:
-Ey Yezid! Vallahi bu çok acayip bir şeydir. Halk sana ve senin babana nasıl dâhilik yakıştırmış bilemem. O seni tutup buralara kadar gönderiyor. Sende peygamberimizin bir sahabisini topraklarımıza gömmeye kalkıyorsun. Halbuki sen dönüp gidince biz onu mezarından çıkaracak köpeklere yem edeceğiz diye haber gönderdi.
Gelen bu haber Yezid’i çok kızdırdı.
-Vallahi ben size söyleyeceğim bir sözü kulaklarınıza küpe olacak derecede ulaştırmadıkça Onu ülkenize tevdi etme niye-tinde bulunmadım. Size söyleyeceğim söz şudur. Ey Kayser ve yanında bulunanlar! Eğer onun kabrini açtığınızı veya cesedi-ne bir şey yaptığınızı işitecek olursam bende Arap ülkesinde öldürülmedik Hıristiyan, yıkmadık kilise bırakırsam bu ölüye ikramıma sebep olan Zatı (peygamberimi) inkâr etmiş olayım dedi.
Bunun üzerine kayser:
-Ey Yezid! Vallahi baban seni benden daha iyi tanıyormuş. Ülkeme tevdi edeceğin şu Zata gereken hürmet gösterilecektir. Bende onun kabrine elimden geldiği kadar koruyacağıma Me-sih hakkı için söz veriyorum diye haber gönderdi.
Kayserle Yezid arasındaki bu haberleşmelerden haberdar olmayan bazı Rumlar Yezid için:
-Vallahi şu Yezid ne ahmak bir adammış. Peygamberinin sahabilerinden birinin cesedini memleketimize gömmek isti-yor. O memleketimizden çıkıp gittikten sonra biz onun kabrini açar, kemiklerini yakarız. O bundan nasıl emin olabilir k dediler ve aralarında gülüştüler.
Yezid onların bu sözlerini haber alınca Rumlara:
-Eğer siz şu dedikleriniz yapacak olursanız bizde Arap ül-kesindeki bütün kiliseleri yıkar Hıristiyanların kabirlerini açar, kemiklerini yakarız diye yemin etti.
Yezidin bu yemini Rumları fena halde korkuttu. Hemen haber göndererek:
-Biz peygamberimizin sahabisini ülkemize gelmiş bir ko-nuk gibi ağırlayacağız. Ona gereken saygıyı göstermekte kusur etmeyeceğiz. Onu elimizden geldiği kadar koruyup kolla-yacağımıza İsa Mesih adına söz ve ant veririz dediler, dinleri üzerine yemin ettiler.
Yezid b. Muaviye Ebu Eyüp el Ensarinin cenazesini İstan-bul surunun dibine gömdürdü.
Gömüldüğü gecenin sabahında İstanbul halkı olan Rumlar:
-Ey Arap cemaati! Sizde bu gece her halde önemli bir şey oldu dediler.
Müslümanlarda:
-Peygamberimizin ashabından olan büyük bir zatın cena-zesini sizinde gördüğünüz gibi şu surun dibine gömmüştük. Vallahi onun kabri biz gittikten sonra açılacak olursa Arap ülkesinde artık hiçbir zaman çan çalınmaz, bizde hiçbir Hıris-tiyan memleketi kalmaz dediler.
Araplardan gelen bu tehdit Rumları çok fena korkuttu. Hemen haber göndererek:
-Vallahi bizlerde şu peygamberinizin sahabisini azizleri-mizden bir aziz bilir, onu elimizden geldiği kadar korur ve gözetiriz dediler.
Müslğmanlar çekildikten sonra Ebu Eyüp El Ensari’nin kabri üzerine bir kubbe yaptılar. Bu kabir sık sık ziyaret edilir içinde kandiller yakılırdı.
Rumlar bu mübarek kabri sık sık, ziyaret ettikleri gibi bo-zulan yıkılan yerlerini düzeltir tamir ederlerdi. Büyğk bir saygı göstgerirler Onun vasitasıyla Allahtan sağlık ve şifa dilerlerdi.
Onun kabrinin civarında yapılan yağmur duaları muhak-kak kabul olunurdu. Rumlar bu dualardan sonra bol ve bere-ketli yağmurlara kavuşurlardı.
Haçlı seferleri sırasında İstanbul gelen haçlı sürüleri tara-fından talan edildi. Bu ara Ebu Eyüp el Ensari’nin kabri de yı-kılıp, yok oldu.
İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet İstan-bul’da gömülü olduğunu bildiği Ebu Eyüp el Ensari’nin meza-rının bulunup gün yüzüne çıkarılmasını arzu etti. Büyük veli-lerden Ak Şemsettin Muhammed b. Hamza tarafından yeri keşfedilip ortaya çıkarıldı.
Ebu Eyüp el Ensari Hayber savaşı dönüşünde kendisine bir şey söylenmediği halde uyumayıp peygamberimizin çadırının çevresinde sabaha kadar nöbet tutmuştu.
Bunu öğrenen peygamberimiz:
-Ey Allah’ım Ben koruyarak gecelediği gibi Sende Ebu Eyüb’ü koru diye dua etmişti.

Allah (c.c) ondan razı osun.

==============

MUAVVİZ B. HARİS EL ENSARİ (R.A)

Muavviz b. Haris b. Rifaa b. Haris Malik b. Neccar oğulla-rındandır.
Muavviz b. Haris ikinci Akabe bey’atında bulundu. Bedir savaşında Ebu Cehil tarafından önce yaralandı sonrada vuru-lup şehit edilmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==============


MUHRİZ B. NADLE (R.A)


Hicretten sonra peygamberimiz onu Umare b. Hazm el Ensari ile kardeş yapmıştı. Allah (c.c) yolunda hicret eden Müslümanlardandı.

Allah (c.c) ondan razı olsun

===============

UMÂRE B. HAZM EL ENSARİ (R.A)

Umâre b. Hazm b. Zeyd Malik b. Neccar oğullarındandır. Annesi Hâlide bint-i Ebi Enes b. Sinan’dır.
Umare b. Hazm iknci Akabe bey’atında hazır bulunmuş hicretten sonra peygamberimiz onu Muhriz b. Nadle ile kardeş yapmıştı.
Umare b. Hazm Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşlarda peygamberimizin yanında yer aldı. Mekke’nin fethinde Mâlik b. Neccar oğullarının bayrağını taşıma şerefine ulaştı. Hz. Ebu Bekir zamanında yapılan Yemâme savaşında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


SEHL B. ATİK EL ENSARİ (R.A)


Sehl b Atik b. Numan, Malik b Neccar oğullarındandır.
Sehl b. Atik ikinci Akabe bey’atında bulundu ve Bedir sa-vaşına peygamberimizin yanında katılmış Hz. Osman’ın hali-feliği döneminde vefat etmiştir.


Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================

EVS B. SABİT EL ENSARİ (R.A)


Evs b. Sabit b. Münzir Malik b. Neccar oğullarındandır. Annesi Suhta bint-i Harise’dir.
Evs b. Sabit peygamberimizin şairlerinden Hassan b. Sa-bit’in kardeşidir.
Evs b. Sabit ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Hicret-ten sonra peygamberimizi onu Hz. Osman b. Affan ile kardeş yaptı.
Evs b. Sabit Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud sava-şında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

====================


EBU TALHA ZEYD B. SEHL EL ENSARİ (R.A)


Ebu Talha Zeyd b. Sehl Malik b Neccar oğullarındandır. Annesi yine Necar oğullarından Ubâde bint-i Malik’tir.
Enes b. Malik’in üvey babasıdır.
Ebu Talha ikinci Akabe bey’atında bulundu. Bedir, Uhud, Hendek ve diğer bütün savalara peygamberimizin yanında katıldı.
Kendisi ashabın sayılı okçularındandı.
Ebu Talha Uhud savaşında ok çantasını peygamberimizin önüne sermiş, kâh ok, kâh nara atmaktaydı. Onu bu halde gö-ren peygamberimizde:
-Ebu Talha’nın sesi orduda kırk kişiden, yüz kişiden daha hayırlı ve daha yararlıdır buyurmaktaydı.
Ebu Talha Uhud günü ok çantasında bulunan elli oku bi-rer, birer atarak sonunda tüketti. O ok attıkça peygamberimiz onun başı ile omuzları arasından okların düştükleri yere bak-maktaydı.
Bunu gören Ebu Talha:
-Ya Resulallah! Anam babam sana feda olsun. Sakın böyle yükselme! Belki sana müşriklerin oklarından biri değer. Benim göğsüm senin göğsüne siper ve fedadır derdi.
Ebu Talha ok yayını çok sert çeken bir kişi idi. Uhud günü ok ata, ata üç yay kırmıştı. Peygamberimiz yanlarından ok çan-tası geçen kimi görse hemen:
-Ok çantanı Ebu Talha’ya boşalt buyuruyordu.
Ebu Talha çantasından ve diğerlerinden kalan son oku da attıktan sonra:
-Ya Resulallah! Gördüğün gibi okum bitmiştir. Sen bizleri geri durdurma ya Resulllah! Allah beni sana feda etsin dedi.
Peygamberimiz yerden bir ağaç dalı alıp:
-Ya Ebu Talha! Sen şu dal parçasını iyi bir ok alarak at bu-yurdu.
Ebu Talha uzatılan dal parçasını iyi bir ok niyetiyle attı. O dal parçası bir mucize olarak iyi bir oka dönüştü ve bir müşriği vurup öldürdü.
Oklar bitince:
-Ya Resulallah! Şu vücudum vücuduna bir siperdir dedi.
Ebu Talha yıl orucu tutar ve bu orucunu devam eder du-rurdu.
Veda haccında peygamberimizin saçlarından bir tutam ka-pıp alan ve saklayanların ilki idi.
Ebu Talha hicretin otuz dördüncü yılında Medine’de vefat etti. Cenaze namazını Hz. Osman kıldırdı. Vefat ettiğinde yetmiş yaşında idi.
Ebu Talha orta boylu, esmer tenli, gür sesli, güçlü kuvvetli bir Zat idi. Ağaran saçlarını boyayıp değiştirmezdi.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


====================


KAYS B. EBİ SA’SAA (AMR) EL ENSARİ (R.A)

Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd Mazin b. Neccar oğulla-rındandır. Annesi yine Mazinb. Neccar oğullarından Şeybe bint-i Asım’dır.
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd kinci Akabe beytında hazır bulunmuş Bedir ve Uhud savaşlarına katılmıştır.
Peygamberimiz onu Bedir savaşına giderken yaya askerlere çavuş yapmıştı.
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd Kuran okumayı çok se-verdi. Bir gün peygamberimize:
-Ya Resulallah! Kuran’ı kaç günde bir okuyup hatmedeyim diye sordu.
Peygamberimizde:
-On beş gecede buyurdu.
Kays b. Ebi Sa’saa (Amr) b. Zeyd’e bu süre çok uzun geldi. Yine peygamberimize:
-Ya Resulallah! Ben Kuran’ı söylediğin zamandan daha kısa sürede hatmedebilirim. Ben kendimde bu gücü buluyorum dedi.
Peygamberimiz ses çıkarmayınca bildiği gibi okumaya, hatmetmeye başladı. Fakat zamanla gözleri zayıfladı. Kuran’ı ancak on beş günde bir hatmetmeye baladı. O zaman peygam-berimizin buyurduğuna uymadığı için pişman olarak:
-Keşke Resulallahın o gün verdiği ruhsatı kabul edeydim demekten kendini alamadı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

===============


AMR B. GAZİYYE EL ENSARİ (R.A)

Amr b. Gaziye b. Amr, Mazin b. Neccar oğullarındandır.
Amr b. Gaziye ikinci Akabe bey’atında hazır bulundu. Be-dir savaşına katıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================


SAD B. REBİ’ B. AMR EL ENSARİ (R.A)

Sad b. Rebi’ b.Amr, Haris b. Hazrec oğullarındandır. Anne-si yine Haris b. Hazrec oğullarından Hüzeyle bint-i İnebe’dir.
Cahiliye döneminde Araplar arasında okuma yazma bilen-ler pek az bulunurken Sad b. Rebi’ okur yazardı.
İkinci Akabe bey’atında hazır bulunmuş ve kabile temsil-cisi seçilmiştir.
Peygambermiz onu hicretten sonra Abdurrahman b. Avf ile kardeş yapmıştı.
Sa’d b. Rebi’ Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı ve Uhud savaşında şehit oldu.
Uhud’ta yaralanıp yere serildiği zaman yanında bulunan Übey b. Ka’b’a:
-Ey Übey! Benden Resulallaha selam söyle ve haber ver ki ben artık on iki yerimden yaralanmış ve ölmek üzere bulunu-yorum. Ölüm halindeyken Sa’d b. Rebi’ Sana; Ümmetlerini doğru yola kılavuzlayan peygamberlerin alacakları mükâfatla-rın en hayırlısı ve en üstünü ile Allah seni bizden dolayı mü-kâfatlandırsın diyor de.
Kavmin ensara da şunu haber ver. Sa’d b.Rebi’ size; Allah Aliah! Sizler Akabe gecesinde Resulalahı koruma taahhüdün-de bulunmamış mı idiniz? Eğer kendilerinden bir tek kişi sağ kalırda Resulallah aleyhisselam şehit olursa Allah katında kendileri için ileri sürülebilecek hiç bir özür bulunmayacaktır diyor de dedi.
Çok geçmeden de şehit olarak vefat etti. Amca oğlusu Hari-ce b. Zeyd ile aynı kabre gömüldü.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=====================


HARİCE B. ZEYD EL ENSARİ (R.A)

Harice b. Zeyd B. Ebi Züheyr Hazrec b. Haris oğulların-dandır. Annesi Seyyide bint-i Amir’dir.
Harice b. Zeyd. Sa’d b.Rebi’nin amca oğlusudur.
Harice b. Zeyd ikinci Akabe bey’atında bulundu. Hicretten sonra peygamberimiz onu Hz. Ebu Bekir ile kardeş yaptı. Hz. Ebu Bekir aynı zamanda Harice b. Zeyd’in kızı Habibe ile ev-lenerek ona damat olmuştur.
Hacre b. Zeyd Bedir ve Uhud savaşlarına katıldı. Uhud sa-vaşında şehit oldu. Sa’d b Rebi’ ile aynı kabre gömüldü.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=====================


ABDULLAH B. REVÂHA EL ENSARİ (R.A)

Abdullah b. Revâha b. Sa’lebe Haris b Hazrec oğulların-dandır.
Annesi Kebşe bint-i Vakit b. Amr’dır.
Abdullah b. Revâha iyi bir şairdi. Cahiliye devrinde Arplar arasından yazı yazan pek az bulunurken o yazı yazardı.
Abdullah b. Revâha ikinci Akabe bey’atında hazır bulun-muş ve kabile temsilcisi seçilmişti.
Kendisi Fetih ve ondan sonrakiler hariç bütün savaşlarda peygamberimizin yanında katıldı.
Peygamberimizin emri ile Mu’te savaşında Hz. Cafer’den sonra kumandayı ele aldı ve şehit oldu.
Abdullah b. Revâha Hz. Cafer’in şahadetiyle sancak kendi-sine verilince atın üzerinde düşmana doğru ilerlemiş atından inip çarpışmak isteyince bir an tereddüt geçirmiş, bu tereddüt-leriyle kendi kendini kınamış ve şöyle söylemiştir.
-Ey Nefsim! Yemin ederim ki sen bu gün bulunduğun mut-laka ineceksin.
Ya kendiliğinden inersin ya da zorla indiririm.
Müslümanlar toplanmış da bağrışıyorlar duymuyor mu-sun? Kimiler istircâ getirip bizler Allah’ın kullarıyız ve Ona dönücüleriz diyorlar.
Sen hâlâ bir tereddüdün ardında duruyorsun.
Ey nefsim! Sana ne oluyor ki ben seni vaat edilmiş cennet-ten hoşlanmaz görüyorum.
Şu dünyadaki sükunetli yıllarında uzamışta uzamıştır.
Eskimiş bir su tulumunun içinde bir damla sudan başka nesin ki?
Ey nefis şunu iyi bil ki!
Şimdi öldürülmezsen er geç öldürüleceksin.
Zilletle yaşamaktansa şerefiyle ölmek daha güzel değil mi?
Ölümün ateşi gelip sana çatmış bulunuyor,
Arzu etmediğin şey sana şimdi verilmiştir.
Senden önceki iki kişi (Zeyd. Harise ile Hz. Cafer b. Ebu Talib) sana güzel örmek değil mi?
Onların gittiği yoldan gider isen doğru bir iş yapmış olur-sun.
Gecikirsen bedbahtlardan birisindir.
Ey nefis söyle bana! Şehit olmaktan sen sakındıran hangi şeylerdir?
Eğer çekintin güzel karımdan ayrı kalıp, ondan mahrum olmaktansa bil ki ben onu üç talakla boşadım.
Çekinti neden kölelerinden ayrı kalmaktansa onlar zaten azat edilmiş hür insanlardır.
Eğer çekintin savaştan savaşa koşmak nedeniyle bakımsız bir hale gelmiş bağımdan bostanımdan ayrılmak nedeniyle ise bilki onlar da Resulallaha bağışlanmış, Ona bırakımlı bulu-nuyor.
Artık seni bu dünya da tutan tek bir bağ dahi kalmadı.
Artık ne duruyorsun? Dedi.
Abdullah b. Revâha üç günden beri ağzına bir lokma bir şey koymamıştı.
Düşmanla çarpıp döndükten sonra amcasının oğlu ona üze-rinde bir parça et bulunan bir kemik uzatarak:
-Al bunu ye de biraz olsun güçlen dedi.
Abdullah b. Revâha etin ucundan birazcık ısırmıştı ki Müs-lümanların bulunduğu köşede bir kargaşa koptu ve bozulma oldu.
Abdullah b. Revâha yine kendi kendine kınayarak:
-Ey Revaha’nın oğlu! Yazıklar olsun sana. Sen hâlâ bu dün-yada yiyip içmekle uğraşmaktasın dedi. Elindeki etli kemiği atarak düşman üzerine saldırdı. Önce bir düşman mızrağıyla yaralandı. Sonrada iki saf arasında yıkıldı kaldı. Arkadaşları-na:
-Ey Müslümanlar! Kardeşinizin cesedini koruyunuz diye bağırdı. Sonra şehit olarak can verdi.
Abdullah b. Revaha oruç tutmayı, namaz kılmayı çok se-verdi.
En sıcak günlerde yapılan seferlerde hararetin şiddetinden eller başlara konulduğu sıralarda peygamberimizle Abdulah b. Revâha’dan başka oruçlu bulunmazdı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


==================
View tersinim's Resim Albumu tersinim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Alt 10-26-2010, 07:30   #15 (permalink)
Yeni Kullanıcı
Bilgiler
Üyelik tarihi: Oct 2010
Cinsiyet:
Mesajlar: 64
Seviye: 6 [♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥♥ Bé-Yêu ♥]
Aktiflik: 0 / 147
Güç: 21 / 698
Deneyim: 89%
İletisim
Lightbulb

SABİT B. CIZ’ (SALEBE) EL ENSARİ (R.A)

Sabit b. Cız’ (Salebe) Selime oğullarındandır. Annesi beni Uzrelerden Ünas bint-i Sa’d’tır.
Sabit b. Cız’ (Salebe) ikinci Akabe beyatında hazır bulun-du. Bedir, Uhud Hendek ve diğer bütün savalarda katıldı. Taif muhasarasında şehit oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================

EBU SABİT SA’D B. UBÂDE EL ENSARİ (R.A)


Sa’d b. Ubâde b. Düleym Hazrec oğullarındandır. Annesi Amret’el’Salise bint-i Mes’ud’tur. KÜnyesi Ebu Sabit’tir.
Araplar arasnda yazı yazan pek az bulunurken Sa’d b Ubâde yazı yazardı. İyi yüzme bilir, iyi ok atardı. Bu nedenle kamillerdendi.
Sa’d b Ubâde çok cömert bir aileye mensuptu. Kendisi de çok cömert bir insandı.
Sa’d b Ubâde’nin dedesi Düleym köşklerinden bir köşkün üzerinden:
-Ey Ahali! Et, yağ isteyen Düleym b. Harise’nin köşküne gelsin diye nida ettirir; isteyene et, isteyene yağ dağıtırdı.
Düleym her sene Menat putuna on deve kurban ederdi.
Düleym ölünce oğlu Ubade halka aynı şekilde nida ettirdi, isteyene et, isteyene yağ dağıttırdı. Müslman oluncaya kadar Menat putu adına her sene on deve kurban etmeye devam etti.
Bu dededen oğula, oğuldan toruna devam edip gitti. Ubâde’nin oğlu Sa’d da dedesi ve babası gibi çok cömert bir kişi idi.
Sa’d b. Ubâde hicretten sonra peygamberimize her gece bir çanak içinde etle veya sütle veya sirkeli zeytın yağı ile yapılmış tirit yemeği gönderirdi. Bazı geceler ashab-ı suffadan seksen yoksulu evine götürüp doyurduğu da olurdu.
Sa’d b. Ubâde ikinci Akabe beyatında on iki kabile temsil-cisinden birisi olarak hazır bulunmuş olan ensardan olup baş-ta Uhud ve Hendek olmak üzere bütün savaşlara katılmıştır.
Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Ebu Bekir’e rakip olarak beyat etmeyip Şama hicret etmiş, Hz. Ömer’in halifeliği sırasında Havran’da vefat etmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================

MÜNZİR B. AMR EL ENSARİ (R.A)

Münzir b.Amr b. Huneys Hazrec oğullarındandır. Annesi Selime oğullarından Hind bint-i Münzir’dir.
İslamiyet’ten önce Araplar arasında yazı yazan pek az bu-lunurken Münzir b. Amr yazı yazardı.
Münzir b.Amr ikinci Akabe beyatında on ik kalbe temsicisinden birisi olrak bulunmuş olan ensardandır. Bedir, Uhud savaşlarına katıldı. Bir-i Maune’de müşrikler tarafından kuşatılarak arkadaşları ile birlikte şehit edilmiştir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================

ÜMMÜ ÜMÂRE NESİBE EL ENSARİ (R.ANHA)

Ümmü Ümâre Nesibe bint-i Kâ’b b. Amr Mazin b. Neccar oğulları kadınlarındandır. Annesi Rebab bint-i Abdullah b. Habib’tir.
Ümmü Ümâre Nesibe hatun ikinci Akabe beyatında hazır olan iki ensar kadınlarından biri olup Uhud, Hayber, Huneyn savaşlarına katılmış; Uhud savaşında önce yaralıları sulamak istemiş, Müslümanların bozguna uğradığını görünce kocası ve oğulları ile peygamberimizn önünde savaşmış ağır yaralar al-mıştır.
Bu konuda peygamberimiz:
-Uhud günü sağıma soluma döndükçe ancak Ümmü Umare’nin savaştığını görürdüm buyurmuştur.
Ümmü Ümâre Nesibe hatun peygamberimizn vefatından sonra Müseylemetülkezzab’ın üzerine gönderilen İslam ordu-sunda da bulunup savaşmış, bu savaşta on iki yerinden kılıç ve mızrak yarası almıştır.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

================


ÜMMÜ MENİ’ ESMA EL ENSÂRİ (R.ANHA)

Ümmü Meni’ Esma bint-i Amr b. Adiyy Selime oğulları kadınlarındandır.
Ümmü Meni’ Esma hatun iknci Akabe beyatında hazır bu-lunan ensar kadınlarından birisidir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

=================



ÜMMÜ MABED ATİKE BİNT-İ HALİD EL HUZAİYYE (R.ANHA)

Ümmü mabet peygamber efendimizin hicreti sırasında ya-nındakilerle birlikte çadırına uğradığı ve misafiri olduğu ka-dın sahabidir.
Peygamber efendimiz hicret sırasında Kudeyd’in içlerinde bulunan Müşellel’e geldiklerinde Ümmü Mabed’in çadırını gördü ve ona misafir olmak istedi.
Ümmü Mabed akıllı iffetli ve güçlü bir kadındı. Çadırını yukarıda andığımız Kudeyd’te Müşellel denilen bir dağın ete-ğine kurmuştu. Kıtlık ve kuraklık yıllarında bu çadırının önünde oturur, gelip geçen yolcuların su ve yiyecek ihtiyaçla-rını karşılamaya çalışırdı.
Kılavuzu Abdullah b.Uraykıt kafileyi et, süt ve hurma satın almak üzere onun çadırına doğru götürdü. Fakat Ümmü Mabed’in yanında istediklerinden hiçbir şey kalmamıştı.
Kuraklık ve kıtlık zamanlarından halk yanına sıkça uğrar neyi var neyi yoksa alıp, tüketirlerdi.
Ümmü Mabed çaresizlikle:
-Vallahi elimde bir şey bulunsaydı ihtiyaçlarınızı gidermek için ikram ederdim. Fakat elimde hiç bir şey yoktur dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Ümmü Mabed! Yanında süt bulunur mu? Diye sordu.
Ümmü Mabed olumsuz manada başını sallayarak:
-Vallahi sütümde yoktur. Davarlarımın hepside kısırdır dedi.
Peygamberimiz çadırın yanında arık bir koyun gördü. O koyunu göstererek:
-Ey Ümmü Mabed! Şu koyun nedir? Diye sordu.
Ümmü Mabed:
-Vallahi o sürümdeki arık bir koyundur. Dermansız ve güçsüz olduğundan sürüden ayrı kalmıştır dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Bu koyun sütlü bir koyun mudur? Diye sordu.
Ümmü Mabed yine olumsuz yönde başını sallayıp:
-Vallahi o bir damla süt vermekten mahrum bir koyundur dedi.
Peygamberimiz:
-Ey Ümmü Mabed! Sen onu sağmama izin ver belki Allah (c.c) bizlere süt nasip eder buyurdu.
Ümmü Mabed:
-Anam babam sana feda olsun. Sen onda süt bulabileceğini sanıyorsan sağ dedi.
Peygamberimiz koyunu getirtti. Arkasına çömelip bacakla-rını ayırdı. Besmele çektikten sonra memelerini eliyle birkaç kere sığadı. Daha sonra:
-Ey Allah’ım! Şu kadının koyununu bereketli kıl diye dua etti. Dua bitince koyunun memeleri sütle dolup taştı. Peygam-berimiz büyükçe bir kap getirterek sütü içine sağdı. Kabı iyice doldurdu. Kaptaki süt beş on kişiye yetecek kadar çoktu.
Sütten önce Ümmü Mabed kanıncaya kadar içti. Ümmü Mabed’ten sonra peygamberimizin yol arkadaşları kanıncaya kadar içtiler. En son peygamberimiz içtikten sonra:
-Kavmin suvarıcısı en son içer buyurdu.
Hava son derece sıcaktı. Susadıkça peygamberimizin sağ-dığı sütten kanasıya kadar içtiler. Bu ara Ümmü Mabed bir koyun getirerek kesti, etini pişirdi. Pişen eti peygamberimiz ve yoldaşlarına ikram etti. Onlar etten doyuncaya kadar yediler. Ümmü Mabed pişirdiği etten yol azığı olarak koydu. Etin çoğu kendilerine kaldı.
Peygamberimiz gitmeden önce:
-Ey Ümmü Mabed! Rabbim senin için şu koyunu mübarek ve bereketli kılmıştır. Sen onu sakın kesme. Rabbimin izin verdiği zamana kadar sen onun sütünden faydalanıp dur bu-yurdu.
Gerçektende bu koyun hicretin on sekizinci yılındaki ku-raklığa kadar kalmış, yeryüzünde az veya çok bir şey kalma-mışken Ümmü Mbed ailesi bu koyundan süt sağıp durmuş-lardır.
Peygamberimiz ve yanındakiler ayrılıp gittikten sonra Ebu Mabed geldi. Kaptaki sütü görünce şaşırdı. Ümmü Mabed’e:
-Vallahi ben burada şaşılacak bir şey görüyorum. Koyunlar kısır ve uzaktalar. Yakınlarda ise sütü sağılır bir hayvan yok. Ey Ümmü Mabed! Bu süt nereden geldi? Diye sordu.
Ümmü Mabed sevinçle:
-Vallahi çadırımıza mübrek bir zat uğrayıp şöyle, şöyle yapmıştır. Bu süt ondan kalmadır deyip peygamberimizi ve yaptıklarını anlattı.
Bunun üzerine Ebu Mabed:
-Vallahi o kutlu zat Kureyşîler dört bir yerde arayıp dur-dukları zat olsa gerektir. Sen gördüğün ve konukladığın o Zatı bana tarif et dedi.
Ümmü Mabed:
-Çadırıma konuk olan Zat öyle bir Zattı ki güzelliği ve ulu-luğu besbelli idi. Güzel huylu idi. Kendisinde ne karın büyük-lüğü, ne de baş küçüklüğü vardı.
O çok biçimli ve güzel çehreli idi. Gözlerinde siyahlık, kir-piklerinde çokluk, sesinde nezaket vardı.
Gözlerinin akı pek ak, karası pek kara idi ve kudretten sürmeliydi.
Boynunda uzunluk ve yükseklik, sakalında sıklık vardı.
Sustuğu zaman kendisinde bir vakar ve ağırbaşlılık, ko-nuştuğu zamanda güler yüzlülük görülmekte, sözleri dizilmiş inciler gibi ağzından tatlı, tatlı dökülmekte idi.
Sözleri açık ve hak ile batılı ayırıcıydı. Ne acizlik sayılacak derecede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak kadar çoktu.
Uzaktan bakılınca kendisi insanların en heybetlisi idi. Ya-kınına gelinince herkesten daha tatlı ve çekici idi.
Kendisi orta boylu olup, boyu ne hoşa gitmeyecek de- recede uzun, ne de göz hâkir görerek başkasına bakacak dere-cede kısa idi. Sanki o bir fidandı. İki fidan arasında bitmiş, parlaklığı ve yeşilliğiyle diğerine üstün gelmişti.
Onun yanında bazı yoldaşları vardı. Bir şey söylediğinde onlar dinlerler, verdiği emri yerine getirmeye koşuşurlardı.
Kendisi ekşi ve asık yüzlü değil, güleçti.
O kimseyi azarlamaz ve kınamazdı dedi.
Ebu Mabed heyecanla atılarak:
-Vallahi bu zat Mekke’deki işi bize anlatılmış olan Kureyşîlerin sahibi olan zattır.
Ey Ümmü Mabed!
Eğer ben kendisine rastlamış olsaydım arkadaşlığına kabul edilmemi dilerdim. Yinede bir yolunu bulursam muhakkak bu dediğimi yapacağım dedi.
Ümmü Mabed hicretten sonra Allah’ın dilediği kadar bir zaman Kudeyd’te kaldı. Daha sonra küçük oğlunu yanına ala-rak Medine’ye geldi. Peygamberimiz o sıralarda Müslümanlara hitap etmekteydi. Ümmü Mabed Resulallahın yanına gelerek Müslüman oldu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==========================





EBU MABED EKSEM B. CEVN(ABDÜLUZZA) (R.A)


Ebu Mabed Eksem b. Cevn(Abduluzza) Huzaalardandır. Kendisi Ümmü Mabedin kocası idi.
Peygamberimizin sütsüz koyunda süt çıkarma mucizesini görünce peşlerinden gitti ve kafileye Rim vadisinde yetişti. Beyat etti. Müslüman olarak geri döndü.
Ebu Mabed sık, sık Medine’ye gider gelirdi. Peygamberi-miz bir gün ona:
-Ey Eksem! Araplara tapmaları için putları ilk getiren Amr b. Luhay’ı cehennemde bağırsaklarını sürürken gördüm de onun kadar sana benzeyen, senin kadarda onu benzeyen bir kimse görmedim buyurmuştu.
Bunun üzerine Ebu Mabed:
-Ya Resulallah! Bu benzeyişin bana zarar vermesinden kor-kuyorum dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz:
-Ey Eksem! Amr b. Luhay’a benzediğin için sakın korkma Sen müminsin, o ise kafirdir. O İsmail b. İbrahim’in (a.s.) di-nini ilk değiştiren, putlar diken; bahîre, saîbe, vasîle hâmî bid’atlerini ihdas eden, bu nedenle cehenneme atılan bir kim-sedir buyurdu.

Allah (c.c) ondan razı olsun.

==================


SÜRAKA B. MALİK B. CUŞ’UM EL MÜDLİCİ (R.A)


Süraka b. Malik b. Cuş’um Müdlıc oğullarındandır. Kün-yesi Ebu Süfyan’dır. Kendisi Müdlic oğullarının ileri gelenle-rindendi.
Peygamberimiz ve yanındakiler hicret sırasında Müdlic oğullarının yurduna gelmişlerdi. Müşriklerse onları dört bir yanda aramaktaydılar. Dört bir yana haberciler göndermişlerdi. Bu nedenle Mudlic oğulları peygamberimizin ve yanında-kilerin arandıklarından haberdardılar.
Peygamberimiz ve yanındakilerin arandıkları haberini geti-ren elçi Müdlic oğullarına peygamberimizle Ebu Bekir’den her birini öldüren veya esir eden kimseye mükâfat olarak yüzer deve vereceği haberini de getirmişti. Süraka b. Malik ise bu sırada Müdlic oğulları meclislerinden bir mecliste bulunmak-taydı. Bu sırada içeri giren bir Müdlicî Süraka’nın yanına ge-lip:
-Ey Süraka! Ben biraz önce sahile doğru giden birkaç yolcu gördüm. Sanırım onlar Muhammed ile ashabıdır dedi.
Süraka b.Malik adamın gördüklerinin peygamberimiz ve arkadaşları olduğunu hemen anlamıştı. Fakat kaçakları yaka-layanların çok olması elde edilecek mükafatın bölünmesi, da-ha az pay almaları demekti. Bu nedenle bu haberi getiren adama başıyla sus işareti yaptıktan sonra meclistekilere:
-Senin gördüğün kişiler Kureyşilerin aradıkları değildir. Sen filan kişileri görmüş olmalısın. Onlar az önce yitik devele-rini aramak üzere söylediğin yöne doğru geçip gittiler dedi.
İşareti alan adamda onu tasdikledi.
-Evet zannederim az görmüş olduğum kişiler o söyledikle-rindi dedi.
Süraka diğerleri anlamasın diye biraz oyalandıktan sonra meclisten ayrılıp evine gitti. Cariyesine:
-Hemen atımı hazırla ve şu yüksek tepenin ardında beni bekle diye emretti.
Cariyesi atını hazırlarken zırhını giyindi silahlarını kuşan-dı.
Öteden beri şüpheli işlere kalkışmadan önce fal oku çek-mek Arapların adetlerinden birisiydi. Süraka’da fal oklarını çıkardı. Yapacağı işten zarar görüp görmeyeceğini anlamak için fal oku çekti. Fakat fal oku olumsuz çıktı. Fakat ümidini yitirmedi. Kaçakları yakalayıp Kureyşilere teslim edince mü-kâfat olarak elde edeceği develeri düşündü. Ayrıca bu işi ba-şarması kendisine Araplar arasında çok büyük bir itibarda sağlayacak, adı yer yerde övgüyle anılıp duracaktı.
Bütün bu düşünceler Süraka’yı gayrete getirdi. Hemen kar-gısını kapıp alarak başkaları görmesin diye evinin arka kapı-sından çıktı. Kargısının demir ucunu parıldayıp dikkat çek-mesin diye yerde sürüyerek ilerledi.
Cariyesi emrettiği gibi atını hazırlayıp yüksek tepenin ar-dına getirmişti. Hemen üzerine atlayıp dörtnala kaldırdı. Yük-sek tepenin zirvesine ulaştığında kafileyi gördü. Seslerini işi-tecek kadar kendilerine yaklaştı.
Ebu Bekir her zaman yaptığı gibi sık, sık ardına dönüp bakmakta etrafı kontrol etmekteydi ki atını dörtnala kaldırmış Süraka’yı gördü.
Korku ve telaşla peygamberimize dönerek:
-Ya Resulallah! Şu bizi arayan süvarilerden bir süvaridir. O bize yetişmiş bulunuyor dedi.
Peygamberimiz:
-Ya Ebu Bekir! Telaş edip mahzun olma! Muhakkak ki Al-lah (c.c) bizimledir buyurdu.
Fakat Ebu Bekir kendi nefsinden çok peygamberimizi dü-şünüyor onun için korkup telaşlanıyordu. Bu nedenle ağlaya-rak:
-Ya Resulallah! Şu süvari bizi aramaktadır ve neredeyse yetişmek üzeredir dedi.
Onun ağladığını gören peygamberimiz:
-Ey Ebu Bekir! Sen niye ağlıyorsun? Diye sordu.
Ebu Bekir:
-Ya Resulallah! Vallahi ben kendim hakkında ağlamıyo-rum. Ben sana bir zarar gelecek diye ağlamaktayım dedi.
Bunun üzerine peygamberimiz arkasına döndü. Dörtnala üzerlerine gelen Süraka’ya bakıp:
-Allah’ım! Şu üzerimize gelen süvariye karşı dilediğin şeyle bize kafi ol. Onun şerrini üzerimizden def et diye dua etti.
Peygamberimiz duasını henüz bitirmişti ki Süraka’nın atı tökezleyip kapandı. Süraka’da yere yuvarlandı. Atı cins bir attı. Süraka böyle bir şey beklemiyordu. Bu nedenle hemen fal oklarını çıkarıp tekrar çekti. Fakat çektiği ok yine olumsuzdu. Fakat o çıkan fala uymadı.
Bu ara kapaklanana at doğrulmuştu. Süraka tekrar atına atlayıp dörtnala kaldırdı. Birkaç adım sonra at yine kapaklan-dı. Süraka yine yere yuvarlandı. Süraka yine fal okarını çıkarıp fal çekti fal yine olumsuz çıktı. Fakat o fala yine uymadı. Kapaklanan atı tekrar doğrulmuştu. Süraka üzerine atlayıp tekrar dörtnala kaldırdı. Kafileye iki üç mızrak boyu yaklaştı. Peygamberimiz ardına dönüp bakmıyordu fakat Ebu Bekir telaş ve korku ile sık, sık ardına bakıp duruyordu. Ebu Be-kir’in yüreği ağzına gelmişti ki peygamberimizin sesini tekrar duydu. Peygamberimiz Allah’a (c.c) kendilerin koruması için dua ediyordu. Birden Süraka’nın dörtnala kalkmış atının ön ayakları kumlara batıverdi. At deprendikçe daha çok kumlara battı sonunda bu batış dizlerine erişti. Süraka’da attan yere yuvarlandı. Süraka fırlayıp kalktıktan sonra atının dizginle-rinden tutup battığı kumdan çıkarmaya çıkardı. Fakat ne atın, ne de Süraka’nın çabaları bir fayda vermedi, at battığı yerden çıkamadı. Ve bu anlarda zarar vermeye çalıştığı zatın Allah (c.c) tarafından korunduğuna kanat getirdi. Ona bir zarar ver-mesinin mümkün olmadığını bu aralarda anladı. Hemen iki kolunu da yukarı kaldırarak:
-El aman! Ben Süraka b. Cuşum’um. Bana bakıp aman veri-niz. Ben sizinle konuşmak istiyorum. Vallahi ben size ne ezi-yet edeceğim ne de benden size hoşlanmadınız bir şey gele-cektir.
Ya Muhammed! Anladım ki şu başıma gelenler senin işin-dir. Dua et de Allah (c.c) şu içinde bulunduğum durumdan beni kurtarsın. Üzerime borç olsun ki vallahi ben arkamdan gelenlere halinizi gizleyeceğim. İşte ok torbam. Bu oklardan bir ok al. Sen filan yerde bulunan develerimin ve davarlarımın yanına uğra. Onlardan neye ihtiyacın varsa al diye bağırdı.
Peygamberimiz:
-Ey Süraka! Benim develere ve davarlara ihtiyacım yok. Deve ve davar sürülerin senin olsun buyurduktan sonra dua etti. Duanın bitiminde, bütün çabalarına rağmen bir türlü kur-tulamayan at yerinde silkindi. Kurtulup düze çıktı. Atın kuma gömülen dayağının izinden bir duman çıkıp ağır, ağır göğe doğru yükseldi.
Süraka peygamberimize:
-Ya Muhammed! Kavmin seni öldürülmen veya esir edil-men için diyet miktarı kadar deve vaat etti. Onlar seni dört bir yanda aramakta ve aratmaktadırlar dedi. Kureyşilerin kendisi-ne ve arkadaşlarına neler yapmak istediklerini haber verdi.
Süraka onlara yol azığı vermek istedi ise de peygamberimiz kabul etmedi.
Peygamberimiz Ebu Bekir’e:
-Ey Ebu Bekir! Şu kişiye söyle. Bizim onun malına ihtiya-cımız yoktur. Onun bizden bir isteği var mıdır? Varsa bildirsin buyurdu.
Ebu Bekir peygamberimizin sözlerini Süraka’ya aktardı.
Süraka doğrudan peygamberimize:
-Ey Muhammed! Vallahi senin üzerinde bulunduğum şu iş çok büyük bir iştir. Muhakkak ki şanın çok yüce olacaktır. Sen bana aramızda bir alamet, bir işaret olmak üzer bir yazı bir amanname yazıp ver dedi.
Peygamberimiz Ebu Bekir’e:
-Ya Ebu Bekir! Sen istediği amannameyi yaz buyurdu.
Amir b. Füheyre okuma yazma bilen ashaptandı. Ebu Be-kir’de ona:
-Ya Amir! Sen şu kişiye Resulallahın emrettiği amannameyi yaz ve ona ver dedi.
Amir b. Füheyre’de amannameyi bir deri parçasına yazıp Ebu Bekir’e verdi. Ebu Bekir de onu Süraka’ya doğru attı.
Süraka amannameyi alınca:
-Ya Resulallah! Ey Allah’ın peygamberi! Sen ne dilersen bana emret dedi.
Resulallahta:
-Ey Süraka! Sen şu bulunduğun yerde dur. Arkamızdan gelecek hiçbir kimseyi bırakma diye emretti.
Günün başında peygamberimiz bir numaralı düşmanların-dan olan Süraka b. Cuşum günün sonunda silahlı koruyucusu olup çıkmıştı.
Süraka b. Cuşum yurduna doğru dönüp giderken peygam-berimiz ona:
-Ey Süraka! Sen kisranın bileziklerini koluna takacağın, kemerini kuşanacağın ve tacını başına koyacağın zaman nasıl olacaksın? Diye sordu.
Süraka b. Cuşum şaşırarak:
-Ya Resulallah! Şu andığın kişi kıralar kralı Kisra b. Hür-müz müdür? Diye sordu.
Peygamberimizde:
-Ey Süraka! Evet! Bir gün gelecek Fars beldeleri fethedile-cek serveti de iğtinam edilecektir. Bunu bana şanı yüce Allah müjdeledi buyurdu.
Nitekim İran fethedilip Kisranın bilezikleri, kemeri ve tacı Medine’ye getirildiğinde Halife olan Hz. Ömer onları Süraka’ya taktı. Sonrada:
-Ey Süraka! Ellerini kaldırıp Allah-ü Ekber; hamt olsun O Allah’a ki bunları; ben insanların rabbiyim diyen Kisra b. Hürmüz’den soyup Müdlic oğullarından Süraka b. Malik B. Cuş’um bedevisine takındırdı de buyurdu.
Süraka’da Hz. Ömer’in dediğini yaptı. Kisranın bilezikle-rini taktı, kemerini kuşandı, tacını başına koydu. Yıllar önce peygamberimizin müjdelediği bir müjde böylece gerçekleşmiş oldu.
Peygamberimizin içinde bulunduğu kafile Medine’ye doğ-ru ilerlerken Süraka rastladığı herkese:
-Ben sizin adınıza burada olanlara kafi geldim. Aradıkları-nız buralarda değildir. Siz onları başka yerlerde arayın diyor onları geri çeviriyordu.
Süraka b. Malk b.Cuşum’un eli boş gelmesi üstelik pey-gamberimizi ve yanındakileri arayanlara engel olmaya çalış-ması Ebu Cehil’i kuşkulandırmıştı. Bir ara onun Müslüman olmuş olmasından korktu. Söylediği beyitlerle onu kötüleme-ye, halkın gözünden düşürmeye çalıştı. Bunun üzerine Süraka Ebu Cehil’e manzum bir cevap verdi. Bu cevabında şöyle di-yordu:
-Ey Hakem’in babası! Sen benim atımın ayakları yer battığı zaman ki halini bir görmüş olsaydın ne durumda olduğumu anlardın.
Şüphesiz ki gördüklerim apaçık bir delil ve burhandı.
Muhammed şüphesiz ki Allah’ın (c.c) peygamberidir.
Artık ona kim dayanabilir?
Ey Ebul Hakem! O senin amcanın oğludur.
Sana yakışan kavmini ona karşı kışkırtmak değildir. Ona karşı çıkanlara engel olmaktır. Ben şunu iyice anladım ki onun duyurmak ve yaymak istediği şey muhakkak bir gün yerleşe-cek ve gelişecektir. Onun yerleşip gelişmemesine hiç kimse engel olamayacaktır. Öyle ki bütün halk ona karşı koymayı değil uymayı ve kendisiyle barışıklık içinde bulunmayı iste-yecektir dedi.
Süraka b. Malik b. Cuşum yıllar sonra peygamberimiz Taif’ten Cirane’ye inerken yanına varmak istedi. Ashabı pey-gamberimizi çepeçevre kuşatmışlardı. Süraka peygamberimize yaklaşmaya kalkışınca mızraklarıyla dürtüklemeye ve :
-Sen ne istiyorsun? Demeye başladılar. Sürka sesini duyu-racak kadar peygamberimize yaklaşınca Ebu Bekir’in Amir b. Füheyre’ye peygamberimiz adına yazdırdığı yazı bulunan deri parçasını havaya kaldırıp:
-Ya Resulallah! Bu benim için yazdırdığın yazıdır. Ben Süraka b. Malik b. Cuş’um el Müdlic’iyim diye bağırdı.
Peygamberimiz onu görünce hemen tanıdı. Eliyle işaret ederek:
-Bu gün verilen sözde durma ve sözü yerine getirme günü-dür. Yanıma yaklaş buyurdu.
Süraka peygamberimize soracağı soruyu heyecandan unu-tuverdi. Fakat yinede:
-Ya resulallah! Kendi develerim için suyla doldurduğum havuzların başına yitik develer sararlar havuzumdan onları suvarırsam bana ecir ve sevap var mıdır? Diyebildi.
Peygamberimizde:
-Ey Müdlicî! Evet! Her susamışı suvarmakta ecir ve sevap vardır buyurdu.
Süraka b. Malik b. Cuş’um hicretin yirmi dördüncü yılında vefat edinceye kadar iyi bir Müslüman olmaya çalıştı.

Allah ondan razı olsun.


==================


BÜREYDE B. HUSAYB B. ABDULLAH B. HARİS (R.A)

Büreyde b. Husayb Mazin b.Haris oğullarındandır. Künye-si Ebu Abdullahtır.
Peygamberimiz hicret sırasında Gamim mevkiinde bir cemmat ile karşılaşmış onlara Kuran okumuş ve İslamiyeti arz ve teklif etmişti. Orada bulunan seksen kişilik cemaat Müs-lüman olmuştu. İçlerinde Büreyde b.Husayb’ta vardı. Peygam-berimiz namaz kıldırdı ve geceyi yanlarında geçirdi. O gece Büreyde b. Husayb ile buluştu. Peygamberimiz ona Meryem suresinin baş taraflarını öğretti.
Büreyde b. Husayb Bedir ve Uhud savaşlarından sonra Medine’ye peygamberimizin yanına geldi ve Meryem suresi-nin kalan kısmını orada öğrendi. Bir daha peygamberimizin yanından ayrılmadı. Bütün savaşlara katıldı. Peygamberimizle birlikte on altı gazada bulundu. Peygamberimizin vefatından sonra cihada çıktı. İran tarafları fethedilince Merv şehrine yer-leşti ve burada vefat etti.
Peygamberimiz ashabımdan hiçbir kimse yoktur ki bir yerde vefat etsin de kendisi kıyamet günü ora halkının yedicisi ve nuru olarak bas edilmiş olmasın buyurmuştu.
Bu nedenle Büreyde b. Husayb şarklıların kılavuzu ve nuru olarak bas edilecektir.

Allah (c.c) ondan razı olsun.
=================


MES’UD B. HÜNEYDE (R.A)


Mes’ud b. Hüneyde Eslemlerden Evs b. Hucr’un kölesi idi. Hicrette peygamberimiz ve ashabı Arc vadisine geldiklerinde develerinden birisi yorulmuş ve iyice yavaşlamıştı. Bu arada rastladıkları Evs b. Hucr Eburrida isimli devesini peygambe-rimize vermiş, Mesud b. Hüneyde isimli uşağını da hizmet etsin diye yanlarına katmıştı.
Rekube’ye gelince namaz vakti girdi ve peygamberimiz orada namaz kıldı, kıldırdı. Ebu Bekir peygamberimizin sa-ğında durdu. Kılınan namazı gören Mesud b. Hüneyde’nin kalbine İslam sevgisi düştü orada Müslüman oldu. Onlarla birlikte namaz kıldı.

Allah (c.c) ondan razı olsun.


===================



AŞERE-İ MUBEŞŞERE

Ashab-ı Kiramdan on kişi sağlıklarında Cennetle müjde-lenmiştir. Bu ashaba Aşere-i Mübeşşere denilir. Aşere-i Mübeşşere ashabı şunlardır.

1-Hz. Ebu Bekir Abdullah Atik b. Ebi Kuhafe (r.a)
2-Hz. Ali b. Ebu Talib (k.v)
3-Hz. Osman b. Affan (r.a)
4-Hz. Ömer b. Hattab (r.a
5-Ebu Ubeyde b. Cerrah (r.a)
6-Abdurrahman b. Avf (r.a)
7-Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a)
8-Talha b. Ubeydullah (r.a)
9-Zübeyr b. Avam (r.a)
10- Said b. Zeyd (r.a)

Her ne kadar kaynaklar aşere-i Mübeşşereyi on ashab ola-rak belirtmişlerse de onlara; Bilal-i Habeşi, Nuaym (Nahham) b.Abdullah gibi ashabı da ilave etmek gerekir.

=============

Peygamberimizin kendilerinden razı olarak ayrıldığı sahabiler şunlardır.

1-Abdurrahman b. Avf (r.a)
2-Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a)
3-Talha b. Ubeydullah (r.a)
4-Hz. Osman b. Affan (r.a)
5-Zübeyr b.Avvam (r.a)

==============

Müslüman olduklarını açıklamaktan çekinmeyen yedi mü-cahit şunlardır.

1-Resulallah Aleyhisselam,
2-Hz. Ebu Bekir (r.a)
3-Bilâl-i Habeşî (r.a)
4-Habbab b. Erett (r.a)
5-Suheyb. b. Sinan (Suheyb-i Rumi) (r.a)
6-Ammar b. Yâsir (r.a) ve
7-Ammar’ın annesi Sümeyye hatun (r.anha)
=============

Hz. Ömer’in halifelik işini konuşmak için tavsiye ettiği şura ashabı şunlardır.

1-Hz. Ali b. Ebu Talib (k.v)
2-Abdurrahman b. Avf (r.a)
3-Talha b. Ubeydullah (r.a)
4-Hz. Osman b. Affan (r.a)
5-Zübeyr b. Avam (r.a)

==============================================

FAYDALANDIĞIMIZ ESERLER

Abdullah Aydemir=İslami kaynaklara göre peygamberler
Ahmet b.Hanbel=Müsned
Ahmet Cevdet Paşa= Kısas-ı Enbiya
Belâzuri=Ensabu’l Eşraf
Beyhaki=Delailin Nübüvve
Beyhaki=Sünen
Bünyamin Ateş= Peygamberler tarihi
Buhari=Sahih
Büyük İslam Tarihi (Kurul)
Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
Ebul Ferec ibn.Cevzi=El Vefa
Ebul Fida=Elbidaye vennihaye
Ebu Nuaym=Delailün Nübüvve
Diyarbekri=Hamis
Halebi=İnsanüluyun
İbn.Abdulberr=İstiab
İbn. Esir=Kâmil
İbn. Haldun=Tarih
İbn.İshak-İbn. Hişam= Sîre
İbn.Kayyım=Zadülmead
İbn. Kesir= Kuran tefsiri
İbn. Sa’d=Tabakat
İbn. Seyyid=Uyûnul Eser
İmam-ı Gazali= İhya
Kastalani=Mevahibülledüniyye
Maurice Bucaille=Müsbet ilim yönünden Tevrat, İnciller ve Ku-ran
Muhammet Hamdi Yazır=Hak dini, Kuran dili M.Asım Köksal=İslam Tarihi
M.Asım Köksal=Peygamberler tarihi
Müslim=Sahih
Taberi=Tarih
Yakubi=Tarih
Zehebi=Tarih-ül İslam


Sorular ve irtibat: [Bu Linki Görüntüleyebilmeniz İçin Üye Olmanız Gerekiyor. ]
View tersinim's Resim Albumu tersinim isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:07 .
http://www.islamportali.com

Powered by vBulletin® Version 3.8.5
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.3.2
islamportali islamportali.comislami portal

Hosting Hizmetleri ExForum | Rüya Tabirleri | Dini Hikayeler
islamportali| islami Sohbet