![]() |
![]() |
|
|||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
|
|
#1 (permalink) |
|
Sual : Şeytanın kalbinde marifet var mıdır?
Cevap : Yoktur. Çünkü, san’at-ı fıtriyesi iktizasınca, kalbi daima idlal ile telkin için, fikri, daima küfrü tasavvur etmekle meşgul olduğundan, kalbinde veya fikrinde boş bir yer marifet için kalmıyor. İşaratü'l-İ'caz, 68 |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) | |||||||||
|
Administrator
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: nereye...
Cinsiyet:
Yaş: 33
Mesajlar: 183
|
Her şey kader ile takdir edilmiştir. Kısmetine razı ol ki, rahat edesin.” (Mesnevî-i Nuriye) Ne demektir?
İlâhi adaletle ilgili soruların çoğu, insanların sosyal hayattan aldıkları payla ilgili oluyor. Zenginlik-fakirlik meselesi sıkça gündeme geliyor. Ve çoğu zaman şöyle bir soruya muhatap oluyoruz: “İnsanların dünya nimetlerinden aldıkları paylardaki farklılık, İlâhî adalet yönünden nasıl yorumlanabilir?” Öncelikle bir hususu açıklamak isteriz: Toplum hayatında, yüksek makamlara çıkmak, servet sahibi olmak çoğu insanımızın ortak arzusudur. Ama kâinattaki rahmet tecellileriyle bu arzumuz birlikte değerlendirildiğinde şöyle bir gerçekle karşılaşırız: Bu dünya bizim sandığımız gibi, bir saadet yeri değil. Eğer öyle olsaydı, dünyayı bize beşik, güneşi lamba yapan, bitkileri ve hayvanları hizmetimize veren Rabbimiz, bize de hayvanlar gibi dertsiz, tasasız bir hayat sürdürebilirdi. Bizi toplum hayatının içine atmaz; bitmek tükenmek bilmeyen problemlerle uğraştırmazdı. En şerefli mahlûk olan insan, en büyük çilelerin hedefi!. Bu çok enteresandır ve bu nokta üzerinde ne kadar durulsa yeridir. Bence, düğüm ancak şu gerçekle çözülür: “Bu dünya insanların imtihan meydanıdır. Gerçek saadet ve azap diyarı ölüm ötesindedir.” Bir hadis-i şerifte, “Dünyada rahat yoktur” bir başkasında ise “Dünya âhiretin tarlasıdır” buyurulur. Bu iki kelâmı birlikte düşündüğümüzde şu gerçek ortaya çıkar: “Tarlada rahat yoktur.” İnsan bir ömür boyu çalışır; günah olsun, sevap olsun bütün mahsûlünü âhirete gönderir. Demek ki, önemli olan tarlada çok kalmak, çok yiyip içmek değil, bir şeyler derleyerek köye dönmektir. Günümüz insanları saadeti tarlada arıyor ve bu konuda birbirleriyle kıyasıya yarışıyorlar. Ve bu yarışta herkes yorulduğu için de kimse rahat yüzü görmüyor. |
|||||||||
|
|
|
|
#3 (permalink) | |||||||||
|
Administrator
Üyelik tarihi: May 2007
Nerden: nereye...
Cinsiyet:
Yaş: 33
Mesajlar: 183
|
Suunat-ı İlahiye ne demektir? Açıklar mısınız?
Allah’ın zâtı mukaddes olduğu gibi, şuunatı da mukaddes. Yâni, beşer aklı bu hususta ne düşünse, ne tahmin etse, ne hayaller kursa Allah’ın zâtı ve şuunatı bunların hiçbirine benzemez; hepsine benzemekten münezzehtir. Şuunat, şe’nin çoğulu. Şe’n için türkçemizde tam bir karşılık bulamıyoruz. En yakın mânâ olarak “şan, hal, tavır, kabiliyet” deniliyor. Hâlık (yaratıcı) Allah’ın bir ismidir. Hâlıkıyet ise şe’nidir. Yâni, yaratıcı olmak Allah’ın şânındandır. Bu hâlıkıyetini icra etmek diledi mi bu dilemeği, yâni bu iradeyi, ilim, kudret gibi sıfatlar takib ediyor ve halk (yaratma) fiili icra ediliyor. Böylece yaratılan o mahlûkta Hâlık ismi tecelli ediyor. Rab da Cenâb-ı Hakk’ın bir başka ismi. Rab, yâni terbiye edici. Rububiyet (terbiye edici olmak) ise Allah’ın bir şe’ni. Bütün İlâhî isimler böylece düşünüldüğünde herbirinin şuunât-ı ilâhiyyeden bir şe’n’e dayandığı anlaşılır. Sevmek, lezzet almak, hoşlanmak insan için birer şe’n.dir. Allah da mahlûkatını sever ama, bizim bir eserimizi sevmemiz gibi değil. İşte bu İlâhî muhabbeti, mahlûkatın sevgilerinden ayırmak için “mukaddes” kelimesi kullanılır. Allah da kulunun ibadetinden memnun olur. Ama, bu memnuniyet bir padişahın kendisine itaat eden bir askerinden memnuniyeti cinsinden değildir. İşte bunu zihinlere yerleştirmek için “memnuniyet-i mukaddese” tabiri kullanılıyor. Bunlar da şuunat-ı İlahiyedendirler. Allah’ın bütün mahlûkatının ihtiyaçlarını görmekte bir lezzet-i mukaddesesi vardır. Ama bu lezzet, bizim bir fakiri giydirmekten yahut doyurmaktan aldığımız lezzet gibi değildir. “Her bir faaliyette bir lezzet nev’i vardır” hakikatından hareket ederek kâinata nazar ettiğimizde, Cenâb-ı Hakk’ın herbir fiilini icra etmekte, herbir ismini tecelli ettirmekte bir lezzet-i mukaddesesi olduğu aklımıza görünür. Bu lezzetin keyfiyetini ise akıl idrak edemez. Zira, akıl ancak mahlûkat sahasında düşünebilir. |
|||||||||
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 15:53 .
http://www.islamportali.com
|
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.5 |
|
ExForum |
Rüya Tabirleri |
Dini Hikayeler