![]() |
![]() |
|
|||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler |
|
|
#1 (permalink) |
|
DARWİNİZM
Carles Darwin (1809 -1882), Beagle gemisiyle dünya çevresinde yaptığı gezi sırasında rastladığı soyu tükenmiş dişsiz hayvan türlerini inceledikten sonra, türlerin sabitliği konusunda şüpheye düşmüş ve ünlü "evrim" teorisini öne sürmüştür. Buna göre, aynı kökten gelen türler çevre, beslenme vb. etkilerle değişim gösterir, böylece vücudu ve üreme hücreleri değişikliğe uğrar. Diğer yandan tüm canlılar yaşamak için mücadele ederler ve ortama en elverişli olanlar yaşar. Böylece doğal ayıklanma, yeni türlerin oluşmasını ve çevreye uyum yolu ile sürekli evrimi sağlamıştır. Darwin'in iddiaları bir kesinlik taşımaz, bir teori ve nazariyeden ibarettir. Çok tartışılmış ve birçok iddiaları çürütülmüştür. Bu yüzden canlı türlerin, meselâ insanın maymundan uzun evrim sonucunda oluştuğu iddiası artık bilim çevrelerinde terkedilmiştir. Günümüzde biyoloji bilimi, türler arasında bir geçiş olamayacağını ortaya koymuştur. Yukarıda bunu açıklamıştık. İslâm dini ve diğer semavî dinler ise insanın hayata insan olarak başladığını ve başka bir türden evrimin söz konusu olmadığını ortaya koymuşlardır. (bk. el-A'râf, 7/11; el-Bakara, 2/30 vd.; Sâd, 38/71 vd.; el-Hıcr, 15/28 vd.) İnsanın menşeini bir hayvana bağlamak, onun duygularını ve yaratılış cevherini temel türden ayırmak demektir. Halbuki, insan yaratıkların en şereflisi olarak ve en üstün kıvamda yaratılmıştır. Âyette: "Biz insanı en güzel şekilde yarattık" (el-Tîn, 95/4.) buyurulur. Bazı hayvan fosilleri üzerinde araştırma yapanlar, bunların insanın atası olabileceğini öne sürmüş. Bunları kısaca açıklayacağız. İnsan ve kuyruksuz maymunun ortak atası: Böyle ortak bir atayı gösteren ne bir hayvan yaşamış ve ne de bir fosil bulunmuştur. Halbuki evrimciler böyle bir ortak atanın 30-70 milyon yıl önce yaşadığını öne sürmüşlerdir. (Henry M. Morris, Terc. Heyet, Yaratılış Modeli, Neşr., M.E.G.S.B., Ankara 1985, s: 157.) Kuyruksuz maymunlara (apes) ait çeşitli fosiller, insanın atasının bu hayvan olabileceği teorisini gündeme getirmiştir. 1932'de Hindistan'da bulunan fosil (ramapithecus) bunların en önemlisi olup; bir kaç diş ve çene parçalarından ibarettir. Bu grubun bütün fosillerini inceleyen Pensilvania Üniversitesi'nden Dr. Robert Eckhardt şöyle demiştir: "Bu fosiller sadece kendi türü olan kuyruksuz maymunların atası olabilir. Bunlar, morfolojik, ekolojik ve davranış yönleriyle de kuyruksuz maymunlara benzerlik gösterirler." (Morris, a.g.e. s: 158.) Doğu Afrika'da Louis Leaky ve başkaları tarafından bulunan fosillere "güneyin maymunu" denilmiştir. Bunlar evrimcilere göre, 2-3 milyon yıl önce yaşamış, dik yürüyen ve bazı aletleri kullanan bir varlıktır. Beyin hacmi, bazı ileri yapılı maymunların ki kadar, yaklaşık 500 c.c.'dir. Dişleri de kuyruksuz maymuna benzer. Ancak Louis Leaky'in oğlu Richard Leaky aynı türden bulduğu fosillerle bunların uzun kollu ve kısa bacaklı olduklarını ortaya koydu. Diğer yandan bir çok evrimcinin inandığı gibi, bu varlık dik değil eğik yürüyordu. Kısaca bu hayvan sadece beyin yönü ile kuyruksuz maymunlara benziyordu. Bu yüzden onun da, soyu tükenmiş bir maymun olduğunda şüphe yoktur. Java Adamı, Pekin Adamı, Heidelberg Adamı adını alan bir takım fosillerin ise yaklaşık 500.000 yıl önce yaşadığı öne sürülmüştür. Bunların dik yürüdükleri, beyin hacimlerinin yaklaşık 1000 c.c. olduğu, basit alet ve silahları kullandıkları evrimcilerin benimsediği görüştür. Ancak Java Adamı daha sonra bunu bulan tarafından reddedilmiştir. Pekin Adamı'na ait kemikler ise İkinci Dünya Savaşından beri kayıptır ve bu yüzden incelemeye tabi tutulmamaktadır. Heidelberg Adamı ise sadece büyük bir çene kemiğinden ibarettir. Bu fosillerin (Homo erectus) küçük bir beyine (900-1100 c.c.) sahip olması, onların insanın atası olarak kabul edilmesine imkân vermemektedir. (Morris, a.g.e., s: 159-161.) Sonuç olarak insanoğlunun ilk ataları Hz. Âdem ve eşi Hz. Havva'dır. Bunun aksi olan bir görüş günümüze kadar isbat edilmiş değildir. İnsan tarih boyunca, kendi çevre şartları içinde gelişimini sürdürmüş, belki yeni yeni ilim ve kültür faaliyetleri, ona yeni bir ruh zenginliği ve beyin gücü kazandırmıştır. Ancak bu durum insanın yüzyıllar içinde iptidaî bir varlıktan evrime tabi tutulduğu anlamına gelmez. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Administrator
|
TÜP BEBEK UYGULAMASININ ORTAYA ÇIKARDIĞI GERÇEK
Ana karnındaki bir bebeğin âyet ve hadislere göre gelişimini yukarıda belirtmeye çalıştık. Şimdi de günümüz biyoloji ve tıp bilimleri açısından insan varlığının oluşumu ne şekilde gerçekleşmektedir? Bunu açıklamaya çalışacağız. Konuya, tıbbın dışarıdan yardımla oluşumuna katkıda bulunduğu bir bebekle girmek istiyoruz. İngiliz Gilbert John Brown ve Lesley Brown çifti her evli gibi çocuk sahibi olmak istiyorlardı. Ancak bayan Lesley Brown'un yumurta kanalları (fallop tüpleri) tıkalı olduğu için bunun gerçekleşemediğini tıp uzmanları tesbit etmişti. Bayan Brown'un yumurta kanalları ameliyatla temizlendikten sonra, yumurtalıklarından olgunlaşmış bir yumurta hücresi alınmış ve bu hücre baba John Brown'dan alınan sperm hücreleriyle tüp içinde bir araya getirilmişti. 2,5 -3 gün sonra yumurta hücresinin döllendiği ve bölünmeye başladığı tesbit edilir. İşte bu döllenmiş yumurta hücresi (alaka-zigot) yeniden anne rahmine bırakılır. Daha sonra rahime tutunan zigot, normal bir şekilde gelişmesini tamamlar ve 25 Temmuz 1978'de normal, sarışın bir bebek dünyaya gelir. Dünyada bu ilk "tüp bebek" ilgi ve heyecan uyandırır. (Bahri Dayıoğlu, Yaratılış Mucizesi, 2. baskı, İlim ve Teknik Serisi, Neşr. Yeni Asya Yayını, İstanbul 1986, s: 5-6.) Tüp bebek uygulaması tıbbî bir tedavi yöntemi olup, yalnız evli eşler arasında olmak şartıyla caizdir. Nitekim Hatib eş-Şirbînî şöyle demiştir: "Bir kadın ihtilâm olmuş kocasının menisini (sperm), kendi cinsel organına yerleştirmek suretiyle gebe kalsa, doğan çocuk meşrudur ve kadın bu işlemden ötürü günahkâr olmaz" (eş-Şirbinî, Muğnîl-Muhtâç, Mısır, t.y. III, 384; bk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihâli, İstanbul, 1991, s: 640.) |
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Administrator
|
ÇOCUĞUN ERKEK VEYA KIZ OLUŞU
Doğacak çocuğun erkek veya kız olması da bilimin sınırlarını aşan, yüce Allah'ın dilemesine bağlı olan bir konudur. Âyette şöyle buyurulur: "Allah dilediğine kız çocukları, dilediğine de erkek çocukları verir. Yahut onları, hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift verir. Dilediğini de kısır kılar. O her şeyi bilendir, her şeye gücü yetendir." (eş-Şûrâ, 42/49-50) Anne karnında cinsiyetin oluşumu şöyle gelişir. Erkek sperm ana hücresinde 44 + XY = 46 kromozom bulunur. Erginlik çağından itibaren başlayan "mayoz" bölünme ile bu ana hücreden 22 + X = 23 kromozomlu dişilik karakteri taşıyan bir sperm ile 22 + Y = 23 kromozomlu erkeklik karakteri taşıyan bir sperm hücresi meydana gelir. Kadındaki yumurta ana hücresinin erginlik çağından itibaren "mayoz" bölünmesi sonunda ise sürekli olarak 22 + X = 23 kromozomlu dişilik karakteri taşıyan iki yumurta hücresi ortaya çıkar. Sonuçta sperm ile yumurta hücresinin birleşmesinden 46 kromozomlu ya erkek karakterli ya da dişi karakterli bir zigot teşekkül eder. Kadının rahminde oluşan zigotun (alaka) gelişerek insanı oluşturduğunu yukarıda belirtmiştik. Tıp ilmi erkek sperm hücresinde erkek ve dişilik (yani X ve Y) karakteri, kadının yumurta hücresinde ise yalnız dişilik karakteri (X) bulunduğunu günümüzden ancak 40 yıl kadar önce belirleyebilmiştir. Halbuki Yüce Allah aşağıdaki âyeti ile bunu 6. M. yüzyılda haber vermiştir: "Allah meniden (erkek sperm hücresinden) iki eşi, erkek ve dişiyi yarattı." (el-Kıyâme, 75/39.) Bütün bunların bir rastlantı sonucu olduğu söylenebilir mi? Yüce Allah'ın bilgisi ve gücü dışında hiçbir canlının hareket yeteneği bulunmadığı şu âyette ifade buyurulmuştur: "Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah'ın üzerinedir. Allah o canlının durduğu yeri ve sonunda bırakılacağı mekânı bilir. Bunların hepsi açık bir kitapta (levh-ı mahfuz) dır." (Hûd, 11/6.) Kadının ay halinden temizlendikten yaklaşık on gün sonra serbest bıraktığı aşılanmaya elverişli bir tane dişi yumurta hücresine karşılık, erkeğin nutfesinde 200-300 milyon arası sperm hücresi bulunduğu bilinmektedir. Bu spermlerden yumurta hücresine yalnız 500 ilâ 1000 kadarı ulaşır ve bir tanesi yumurtayı aşılar. İşte sperm sayısının % 50'nin altına düşmesi halinde kısırlıktan söz edilir. Diğer yandan sperm hücresi, kadına ait dişi yumurtaya ulaşınca, yumurta hücresi "fertilizin" buna karşılık sperm hücresi ise "antifertilizin" denilen bir madde salgılar. Eğer bu iki madde uyuşabilirse, sperm hücreleri yumurtanın yüzeyine tutunabilir. Aksi halde tutunmaları ve ceninin teşekkülü mümkün olmaz. Bu, farklı türe ait sperm hücrelerinin yumurta hücresine yaklaşmalarını önlemek ve türün dejenere olmasını engellemek için önemli bir tedbirdir. Bu yüzden farklı türler olan maymundan insana veya insandan maymun türüne geçiş biyolojik bakımdan mümkün değildir. |
|
|
|
|
#4 (permalink) |
|
Administrator
|
BİYOLOJİK OLUŞUM ve TÜRÜN KORUNMASI
Erkeğe ait sperm hücresi ile kadına ait yumurta hücreleri nasıl ve nerede hazırlanmakta, bunların buluşması nasıl sağlanmakta ve bir araya geldiklerinde yaratılış mucizesi olan bir insan bedeni nasıl meydana gelmektedir? Biyoloji ve tıp ilmi bu sorulara belli ölçüde açıklık getirmiştir. Aşağıda insan varlığının en küçük temel taşlarını oluşturan hücreden başlayarak bu büyük oluşumu açıklamaya çalışacağız. Bugün tıp ilminin belirlediğine göre, insan vücudunun temel taşı olan erkek sperm hücresi ile dişi yumurta hücresinin taslakları anne ve babamızın cinsiyet organlarına, onlar annelerinin karınlarında altı haftalık iken yerleştirilmeye başlanır. Başka bir deyimle anne ve babamızın oluşacağı hücreler, büyük anne ve babamızın, kendi annelerinin rahimlerinde henüz altı haftalık iken meydana gelir. Bu hücrelerin içinde anne ve babamızın bütün hayat programı ve bu arada bizim onların çocuğu olacağımız hususu şifrelenmiş olarak kayıtlıdır. İşte bu iki hücre, milyonlarca kardeş hücre ile birlikte, bizim vücut yapımız başlayıncaya kadar, birbirinden habersiz, anne ve babalarımızın bedeninde taşınır. Büyük hayat programını yüklenen sperm ve yumurta hücreleri ilk defa bir araya geldiklerinde ancak mikroskopla görülebilecek tek bir hücre meydana getirirler. Küçücük toz parçası kadar olan bu tek hücre, daha sonra milyonlarca defa bölünüp gelişecek ve kendisinin en az 25-30 bin katı, daha fazla bir büyüklüğe kavuşarak insan halini alacaktır. İnsan hücresinin çekirdeğinde 46 adet kromozom bulunur. Bunlar 23 çift oluşturacak şekilde ikişerli olarak dizilmiştir. Her çiftin bir tanesi anneden, diğeri de babadan intikal etmiştir. Bu yüzden anne ve babadan irsiyet yoluyla geçen özellikler, bir insanın tırnak ucundan saç uçlarına kadar bütün hücrelerine geçmiş ve şifrelenmiş durumdadır. İnsan vücudundaki hücreler, çoğalmalarını bölünerek yaparlar. Bu bölünme iki türlü olur. Mitoz ve mayoz bölünme. Mitoz bölünmede hücre, bölününce eşit niteliklere sahip, yine 46 kromozumlu iki kardeş hücre halini alır. Hücre bölünmesi en ileri teknoloji ile donatılmış bir kimya laboratuvarı çalışması gibi bir işlemle gerçekleşir. Şöyle ki; bir hücre bölünmesinde, cansız maddelerin en küçük yapıtaşı olan 20-30 çeşit "atom" kullanılır. Bu atomlardan yaklaşık yüz trilyon tanesi hücre içine alınır, hücre fabrikasında yoğrularak dev moleküller sentez edilir. Sonra da bu moleküllerden hücreye ait organeller yapılır. Ana hücrenin içinde bulunan 46 kromozom aynen sentez edilir. Sonuçta, kendisinin aynı olan iki hücre doğuverir. Biyolojik bakımdan canlı olan bir hücrenin, kendisi gibi bir hücreyi 100 trilyon cansız atom zerrelerinden inşa etmesi esrarengiz bir olaydır. Bir insan vücudunda yaklaşık 100 trilyon hücre olduğuna göre, yiyecek ve içecekler aracılığı ile bedene giren trilyonlarca cansız atoma hücre içi sentezle canlılık kazandırıldığı anlaşılmaktadır. Erkek ve kadında erginlik çağına kadar cinsiyet (sperm ve yumurta) hücreleri de yukarıdaki şekilde bölünmeye uğrar. Erginlik çağından itibaren erkek ve kadında yalnız cinsiyet hücreleri ayrı bir bölünmeye uğrar. "Mayoz" bölünme adını alan bu bölünmede ana hücre ikiye bölünürken kromozom sayısı yarıya düşer. Böylece erkek sperm ile kadına ait yumurta hücresi 23'er kromozomlu yavru hücre oluşturarak çoğalır. İşte bir elmanın iki parçası gibi yarım hücre görünümünde ve eksik durumda olan erkek ve dişi hücreler aşılandıktan sonra yine 46 kromozomlu ana hücreyi meydana getirmektedir. Zigot adı verilen bu aşılanmış yumurta hücresi (alaka) insanın temel taşını oluşturacaktır. (Dayıoğlu, a.g.e. 9 vd.) |
|
|
![]() |
| Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir) | |
| Seçenekler | |
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 16:08 .
http://www.islamportali.com
|
|
Powered by vBulletin® Version 3.8.5 |
|
ExForum |
Rüya Tabirleri |
Dini Hikayeler